Boğaziçi Üniversitesi - Yazar / Editör
Oksitosin hormonu genel olarak aşk hormonu olarak bilinmekte ve sosyal davranışların olduğu kadar annelik davranışlarının da düzenlenmesinde oldukça önemli roller üstlenmektedir. Son yıllarda, beyindeki oksitosin sistemi, özellikle de otizm spektrum bozukluğu, anksiyete ve lohusa depresyonu (doğum sonrası depresyonu) gibi birçok zihinsel hastalığın terapisi için umut vaadedici olması hasebi ile dikkatleri üzerine çekmişti.
PLOS ONE’da yayımlanan yeni bir araştırmada LSU Department of Biological Sciences‘tan Dr. Ryoichi Teruyama ve öğrencileri, kadın ve erkek oksitosin sistemleri arasındaki farkları tespit etmeye çalıştı. Araştırmada dişi fare beyinlerinin bir bölgesindeki bir grup hücrenin oksitosin ile aktive olduğunu ve erkek farelerin beyinlerinde aynı alanda bu hücre grubunun bulunmadığı keşfedildi.
Teruyama’nın açıklamasına göre, şu ana kadar birçok bilim insanı dişi ve erkek beyinlerindeki oksitosin sistemleri arasındaki farkları tespit etmek için girişimlerde bulundu. Ancak mevcut araştırmaya kadar hiç kimse direkt olarak mekanik bir fark bulamamıştı.
Oksitosin reseptörü olan hücreler, beynin annelik davranışını kontrol ettiği ve düzenlediği düşünülen bölgesinde tespit edildi. Dahası, oksitosin reseptörlerinin üretilip, hücre zarına yerleştirilmesi ancak ve ancak östrojen hormonunun varlığında gerçekleşiyor.
Tüm bu bilgiler, bu hücre grubunun analık davranışının oluşmasına dahil olduğuna işaret ediyor.
Bu alanda gerçekleştirilen diğer insan araştırmalardan ve bağımsız bir takım analizlerden elde edilen bilgilere göre, son yıllarda oksitosin reseptörlerinin üretimi ile lohusa depresyonu (postpartum depression) arasında direkt bir bağlantı var.
Lohusa depresyonu genel anlamda, anne sağlığındaki bir takım eksiklikler ile ilişkilendirilmiş ve çocuk gelişimi üzerinde de olumsuz etkileri ile bilinen bir gerilim ve deaktivasyon halidir diyebiliriz.
Bu depresyonu geliştiren annelerin çocuklarının istatistiksel olarak kognitif (bilişsel), duygusal ve davranışsal birçok tıbbi rahatsızlığın riski altında olduğu biliniyor. Bu nedenlerle, lohusa depresyonu hem anne hem de bebek üzerinde önemli olumsuz etkiler yaratabilen bir durum olarak değerlendiriliyor.
Son yıllarda gerçekleştirilen incelemeler lohusa depresyonu görülme sıklığının yüzde 20 seviyesine yaklaştığını gösteriyor.
Yeni araştırma sayesinde oksitosin reseptörleri, bu reseptörlerin üretimi ve reseptöre bağlanabilecek diğer sentetik bir takım ilaçların geliştirilmesi hedeflenerek birçok terapi ve tedavi yönteminin, lohusa depresyonu ile mücadelede kullanılabilmek üzere yakın gelecekte gerçekleştirilebileceğini düşünebiliriz.
PLOS ONE’da yayımlanan yeni bir araştırmada LSU Department of Biological Sciences‘tan Dr. Ryoichi Teruyama ve öğrencileri, kadın ve erkek oksitosin sistemleri arasındaki farkları tespit etmeye çalıştı. Araştırmada dişi fare beyinlerinin bir bölgesindeki bir grup hücrenin oksitosin ile aktive olduğunu ve erkek farelerin beyinlerinde aynı alanda bu hücre grubunun bulunmadığı keşfedildi.
Teruyama’nın açıklamasına göre, şu ana kadar birçok bilim insanı dişi ve erkek beyinlerindeki oksitosin sistemleri arasındaki farkları tespit etmek için girişimlerde bulundu. Ancak mevcut araştırmaya kadar hiç kimse direkt olarak mekanik bir fark bulamamıştı.
Oksitosin reseptörü olan hücreler, beynin annelik davranışını kontrol ettiği ve düzenlediği düşünülen bölgesinde tespit edildi. Dahası, oksitosin reseptörlerinin üretilip, hücre zarına yerleştirilmesi ancak ve ancak östrojen hormonunun varlığında gerçekleşiyor.
Tüm bu bilgiler, bu hücre grubunun analık davranışının oluşmasına dahil olduğuna işaret ediyor.
Bu alanda gerçekleştirilen diğer insan araştırmalardan ve bağımsız bir takım analizlerden elde edilen bilgilere göre, son yıllarda oksitosin reseptörlerinin üretimi ile lohusa depresyonu (postpartum depression) arasında direkt bir bağlantı var.
Lohusa depresyonu genel anlamda, anne sağlığındaki bir takım eksiklikler ile ilişkilendirilmiş ve çocuk gelişimi üzerinde de olumsuz etkileri ile bilinen bir gerilim ve deaktivasyon halidir diyebiliriz.
Bu depresyonu geliştiren annelerin çocuklarının istatistiksel olarak kognitif (bilişsel), duygusal ve davranışsal birçok tıbbi rahatsızlığın riski altında olduğu biliniyor. Bu nedenlerle, lohusa depresyonu hem anne hem de bebek üzerinde önemli olumsuz etkiler yaratabilen bir durum olarak değerlendiriliyor.
Son yıllarda gerçekleştirilen incelemeler lohusa depresyonu görülme sıklığının yüzde 20 seviyesine yaklaştığını gösteriyor.
Yeni araştırma sayesinde oksitosin reseptörleri, bu reseptörlerin üretimi ve reseptöre bağlanabilecek diğer sentetik bir takım ilaçların geliştirilmesi hedeflenerek birçok terapi ve tedavi yönteminin, lohusa depresyonu ile mücadelede kullanılabilmek üzere yakın gelecekte gerçekleştirilebileceğini düşünebiliriz.
Kaynak ve İleri Okuma
- Kaustubh Sharma, Ryan LeBlanc, Masudul Haque, Katsuhiko Nishimori, Madigan M. Reid, Ryoichi Teruyama. Sexually dimorphic oxytocin receptor-expressing neurons in the preoptic area of the mouse brain. PLOS ONE, 2019; 14 (7): e0219784 https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0219784
- Baton Rouge, Louisiana State University Media Center, LSU Researchers Find Clue to ‘Maternal Instinct, 25 Temmuz 2019";
Etiket
Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
Destek Ol
Yorum Yap (0)
Bunlar da İlginizi Çekebilir
07 Ağustos 2015
Laboratuvarda Serotonin Nöronları Geliştirildi
07 Mart 2016
Depresyon: Zihinsel Bozukluktan Çok Daha Fazlası
21 Mart 2017
Hava Durumu Psikolojimizi Etkiler mi?
14 Haziran 2015
Fermente Gıda Tüketimi, Sosyal Anksiyeteyi Azaltıyor
01 Ekim 2015
Depresyon - Boşa Mı Konuşuyoruz?
02 Temmuz 2015
Olumlu Hatıraları Canlandırarak Depresyonu Tedavi Etmek
01 Aralık 2018
Depresyon İçin Beyinde Uyarılabilecek Yeni Bir Hedef
20 Şubat 2018
Babaların Stresi Çocuklarda Beyin Gelişimini Etkiliyor