Sürüngen Sınıflandırmasının Hatalı Kullanımı Neden Çok Yaygın?

Şimdiye kadar pek çok kez kaplumbağa, kertenkele, yılan ve hatta timsah görmüş olabilirsiniz. Fakat aslında sürüngenlerin soyu tükeneli epey uzun süre oldu. Elbette gördüğünüz canlılar hayal değildi; ..
Görsel Telif: melanie cook/Flickr

Şimdiye kadar pek çok kez kaplumbağa, kertenkele, yılan ve hatta timsah görmüş olabilirsiniz. Fakat aslında sürüngenlerin soyu tükeneli epey uzun süre oldu. Elbette gördüğünüz canlılar hayal değildi; sadece bilimsel açıdan “sürüngen” olarak adlandırılan canlılar artık yok. Bu durum, biz insanların kategorizasyon tutkusundan kaynaklanıyor. Nesneleri ortak özelliklerine göre kutulara koymaya, sonra küçük kutuları da büyük kutulara yerleştirmeye bayılıyoruz. Bilimciler bu faaliyeti biyoloik araştırmanın ayrı bir dalı haline bile getirmiştir: Taksonomi.

Farklı sınıflandırma yöntemleri taksonomi tarihi süresince denenmiştir. Şu anda en geniş çapta kabul gören yöntem olan kladistik, organizmanın evrimsel tarihini hesaba katmasından ötürü en nesnel yöntem olarak görülüyor. Aşağıdaki grafikte kara omurgalıları arasında ilişkilere dair şu anki bilgimiz görülüyor. Dikkati çeken ilk şey, diyagramın temelinde sol taraftaki tetrapod (dört ayaklı) etiketinin olması. Yani sağa doğru uzanan türlerin tümü tetrapodlar grubunun altında yer alıyor.

En üstteki üç hayvan grubu olan solucanımsılar (sesilyenler), semenderler ve kurbağalar, amfibiler grubuna dahildir. Tüm diğer hayvan grupları ise B dalı olan amniyotlar grubundadır. Bu diyagram, her hayvan grubunun ortak atası göz önüne alınarak çizilmiştir. Örneğin A dalı, dikenli karıncayiyengiller (İng. echidna) ile bizim ortak atamızı temsil ediyor. İnsanlar eteneliler (İng. eutheria) dalında bulunurken, dikenli karıncayiyengiller tek delikliler (İng. monotremes) dalındadır. Söz konusu ortak atayı paylaşan tüm hayvanlara “memeliler” adı verillir. Ayrıca evrimsel açıdan şunu söyleyebiliriz ki, A dalı ortak atasını paylaşan iki tür, tek ortak atası B dalı olanlardan daha yakın akraba demektir.

Kara omurgalıları olan tetrapodların kladogramı. Günlük dilde “sürüngen” olarak adlandırılan canlılar belli bir dal oluşturmuyor, farklı dallarda yer alıyorlar.

Buraya kadar anlaşılmayacak birşey yok ama “sürüngen” etiketi ile ilgili sorun işte bu noktada başlıyor. Günlük dilde sürüngen olarak söz edilen hayvanları daire içinde görüyoruz: Tuatara, kertenkele, yılan, kaplumbağa ve timsah. Şimdi, bu canlıların tümünün ortak atasının hangi dal olduğuna bakalım: Evet, C dalı. Tüm bu canlıların son ortak atası C dalında yaşamış. Dolayısıyla eğer C dalının tüm torunlarına “sürüngenler” adını vermeye kalkarsak, kuşlara da sürüngen dememiz gerekir. Sanırım bunu yapabiliriz ama gereksiz olur. Çünkü zaten tüm o torunları kapsayan bir ad var: Sauropsida.

Tuatara kertenkeleye benzer. Ama kertenkele değildir.

Her Şey Görünüşten İbaret Değil

Peki öyleyse neden her yerde bu hatalı adlandırma ile karşılaşıyoruz? Bu tarihten kaynaklanan bir gelenek olarak yerleşmiş. Canlıların sınıflandırılmasına 18.yüzyılda İsveçli bilimci Carl Linnaeus öncülük etti. Linnaeus’un biçimlendirdiği sınıflandırma sistemi hayvanların görünüşüne dayanarak yapılmıştı. O zamanlar türlerin sabit ve değişmez görünümleri olduğu sanılıyordu. Anatomik anahtarları kullanarak Linnaeus hayvanlar alemini 6 sınıfa ayırdı:

  1. Memeliler
  2. Kuşlar
  3. İkiyaşayışlılar (amfibiler)
  4. Balıklar
  5. Böcekler
  6. Kurtçuklar

Ardından o zamanki sınıflandırma yöntemleri ile bu sınıfları da alt taksonomik kategorilere böldü. İkiyaşayışlı türler iki gruba ayrıldı:

  1. Sürüngenler
  2. Yılangiller

Sürüngenlerin ayakları vardı ve düz çıplak kulaklara sahiptiler. Yılangillerin ise ayakları yoktu, zincirle bağlı yumurtaları oluyordu ve çift penisliydiler. Bu doğru, yılanlarda iki yarım penis (İng. hemipenis) bulunur; fakat kertenkelelerde de böyle iki yarım penis olması nedeniyle sınıflandırmaya konu edilmesi biraz tuhaf kaçmıştır. Belli ki Linnaeus için asıl önemli sınıflandırma kriteri ayakların olup olmamasıydı. Yoksa yılanlar ile kertenkeleleri birlikte düşünürdü.

Linnaeus’un kategorizasyonunda çok sayıda tür yanlış biçimde gruplanmış oldu. Örneğin sürüngenler sınıfına kaplumbağalar, kertenkeleler, timsahlar, semenderler ve kurbağalar dahil edilirken, yılangiller sınıfına yılanlar, bacağı olmayan kertenkeleler ve solucanımsılar sokulmuştu. Yukarıda yer alan ve evrimsel tarihe göre çıkarılan türlerin soyağacına tekrar göz atarsanız, Linnaeus’un görünüm bazlı sınıflandırmasının pek de doğru yerlere götürmediğini görebilirsiniz.

Doğabilimciler araştırmalarını ilerlettikçe, elbette bu sınıflandırmada değişiklikler yapılmaya başlandı. Çeşitli türler bulundukları daldan alınıp, başka gruplara dahil edildiler. 19.yüzyılın başlarında Fransız zoolog Pierre Latreille, tetrapod grubunu 4 ana sınıfa ayırdı:

  1. Memeliler
  2. İkiyaşayışlılar
  3. Kuşlar
  4. Sürüngenler

O zamandan beri taksonomistler gruplar üzerinde değişiklik yapmaya devam etse de, yeni genetik teknikler türlerin evrimine farklı kavrayışlar getirse de, “sürüngen” adlandırması ilk halindeki şekliyle dilimize yapışıp kaldı. Bir dahaki sefer bir timsah gördüğünüzde, güvercinlerin onlara kertenkelelerden ya da yılanlardan çok daha yakın akraba olduğunu anımsayın.

 


Kaynak: The Conversation, “There’s no such thing as reptiles any more – and here’s why”
< http://theconversation.com/theres-no-such-thing-as-reptiles-any-more-and-heres-why-31355 >


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv