Gürkan Akçay
Boğaziçi Üniversitesi - Yazar / Editör
Üç yaşındaki bir çocuğa "Yağmur neden yağıyor?" diye sorarsanız, alacağınız muhtemel cevaplardan birisi, "Çünkü, çiçekler ve ağaçlar susamışlar." olabilir. 5 yaşındaki bir başka çocuğa göre ağaçların yapraklarının olmasının sebebi, insanlara ve hayvanlara gölge oluşturmak olabilir. Tüm bu örnekler inanç temelli düşünüş biçiminin örnekleridir. Bu düşünüşe göre; canlı olmak ya da hayatta olmak bir amaç uğrunadır. 

Doğal fenomenlere yapılan dini açıklamalar, doğal olarak bilim tarafından reddedilir. Çünkü bu açıklamalar bir amaç taşır. Ne ağaçlar belirli bir amaç için yaprak büyütürler ne de bulutlar çiçekleri sulamak için yağmura neden olurlar. Yağmur yağar, çünkü doğanın işleyen fiziği bunu ortaya çıkarır. Dahası, etrafta herhangi bir çiçek ya da başka bir canlı formu olmasaydı da bu fizik işlemeye devam edecekti. 

Dini inanç temelli düşünceleri bir adım daha öteye taşıdığınızda; küresel ısınmanın ABD'yi pazarda saf dışı bırakmak için Çin tarafından icat edildiğini düşünen Donald Trump'a; aşıların insanları hasta ettiğini, koronavirüs salgınının 5G teknolojisinin bir sonucu olduğunu düşünen Soner Yalçın'a ulaşırsınız. Komplo teorilerine düşmenin, insanları iklim değişikliğinden aşılara ve AIDS'e kadar bilimsel bulguları reddetmeye yatkın hale getirdiğini ortaya koyan araştırma sayısı giderek artıyor. Araştırmacılar, yeni bir bulguya daha ulaştılar: İnanç temelli düşünüş; yaradılışçı ve komplo teorisi inançları arasında da bağlar kuruyor. 


Komplocu düşünüş biçimi ve yaradılışçı düşünüş biçiminin bir dizi ortak özelliği bulunuyor. Her iki yaklaşımın merkezinde de olaylara bir amaç addetme düşüncesi bulunuyor. Çiçeklerin tozlaşmayı sağlayan canlıları kendilerine çekmek için hoş bir parfüm ürettiği ve iklim bilimcilerin, sözde “kara kutucuların” ya da George Soros'un iklim değişikliği olarak bilinen bir aldatmaca icat ettiği iddia ediliyor. 

Meydana gelen olaylarda bir amaç vurgusu yapmak, kimileri açısından dini inanç temelli ve komplocu düşünceleri olabildiğince çekici kılıyor. Gündelik yaşamda, bir şeylere maksat addetmek genellikle mantıklıdır. Birisi size, neden bu kanalı açtığınızı sorduğunda; "Çünkü en sevdiğim program başlayacak." diye cevaplamanız mükemmel tutarlılıkta bir bir cevap olabilir. Ancak ağaçlara, bulutlara ve diğer doğal fenomenlere bir amaç addetmek ise yanlış kavrayışların ortaya çıkmasına neden olabilir. 

İlk Kez Duyulan "Doğal Seçilim" Kavramını Bile Öğrenmeyi Engeliyor

İnsanların inanç temelli düşünce tarafından "büyülendiğine" ve onu geride bırakmakta zorlandığına dair psikoloji araştırmalarının ortaya koyduğu çok sayıda delil bulunuyor. 2013 yılında Journal of Experimental Psychology: General'da yayımlanan bir araştırmada, bilim insanlarının bile, zaman baskısı altına alındıklarında, esasında daha fazla zaman verilse reddedecekleri inanç temelli düşünceye başvurdukları ve “mikroplar ilaca dirençli hale gelmek için mutasyona uğrar” gibi ifadeleri onaylamalarının daha olası olduğu ortaya koyulmuştur (Katılımcıların pek azında görülmüş olsa da). 2008 yılında Science'da yayımlanan bir başka araştırmada, öğrencilerin kontrol sahibi olmadıkları bir duruma sokulduklarında, kolayca komplolar üretmeye ve batıl inançlar geliştirmeye yatkınlık gösterdikleri ortaya koyuldu. 

Daha güncel olarak, 2018 yılında Current Biology'de yayımlanan bir araştırmada, inanç temelli düşünceler, komplo teorileri ve evrim bilimi hakkındaki gerçekleri reddetme arasında bağlantılar bulunduğuna dair kanıtlar ortaya koyuldu. Belki de diğer tüm köklü bilimsel bulgulardan daha fazla bilimsel delille desteklenen evrim, dini inanç temelli düşüncelerden kaynaklanan yanlış kavrayışlarla sürekli olarak bir mücadele halindedir. Hatta, bu inanç temelli düşünüş biçimi o kadar yaygın bir haldedir ki; insanların ilk kez duydukları "Doğal Seçilim" kavramını öğrenmelerini bile engelliyor

Zürafaların ağaçların üstündeki yapraklara ulaşmak için uzun boyunlara ihtiyaç duyduklarını düşünmek oldukça caziptir ve bu nedenle evrim onlara bu uzun boyunları sağladı. Oysa inanç temelli bu düşünce, doğal seleksiyonun "bir bilinçle" böyle bir amacı olmadığı gerçeğiyle çelişmektedir. Gerçekte ise, popülasyonda doğal farklılıklar vardı ve daha uzun boyunlu hayvanların uzun ağaçların bulunduğu bir ortamda üreme başarısı daha yüksekti. Böylelikle de zürafalar evrildi ve daha uzun boyunlular standart hale geldi.

Yukarıda bahsettiğimiz Current Biology'de yayımlanan çalışmada, araştırmacılar toplamda 2000'den fazla katılımcının yer aldığı üç çalışma yürüttü. Elde edilen bulgular ise geçmişteki çalışma bulgularına adeta ayna tutar nitelikteydi ve inanç temelli düşüncenin evrimin reddi ve yaratılışçılığın kabulü ile ilişkili olduğunu gösterdi. Ancak araştırma, yaradılışçılık ve komploculuk arasında da güçlü bir bağ bulunduğunu ortaya koyuyor. 

Araştırma bulgularına göre, yaradılışçı düşünceye sahip insanlar, kendi dinleri ya da politik görüşlerinin ne olduğundan bağımsız olarak komplo teorilerine daha fazla inanma eğilimi gösteriyorlar. Benzer şekilde, komplo da inanç temelli düşünüşle ilişkilendirildi. Bu durum, yağmur bulutları, zürafa boyunları gibi doğal fenomenler gibi rastgele olaylarda amaç aramanın ortak bir düşünce biçimini yansıttığını doğrular nitelikte.

Bilim Neden İnkâr Ediliyor?

Current Biology'de yayımlanan bu sonuçlar, komploculuğu birçok alanda bilim inkarına bağlayan diğer araştırmalarla da örtüşmektedir. 2016 yılında Current Directions in Psychological Science'da yayımlanan bir çalışmada, komplo teorilerinin bilimsel gerçekleri reddetmek için kullanılması, uygun görülmeyen bir gerçeği kabul etmekten kaçınmanın bir yolu olarak açıklanmıştır.

Tıbbî bir kuruluş tarafından alışkanlığı hakkında sunulan korkutucu bilgilerle karşı karşıya kalan bir sigara tiryakisi, bu kuruluşu oligopolistik bir kartel olmakla suçlamayı sigarayı bırakmaktan daha kolay bulabilir. Benzer şekilde, aşıların, hastalıklara neden olduğunu düşünen birisinin, bilimin 200 yıllık araştırmalarından ziyade ilaç şirketlerinin aşı satmak için aşı ürettiği aldatmacasını kabul etmesi daha kolaydır. 

Araştırmalar, yaratılışçılıktaki komplocu düşüncenin rolünü bir adım daha ileri götürüyor. "Her şeyin bir amaç için yaratıldığı" fikri, yaratılışçılığın kendisinin nihai komplo teorisini içeren bir inanç sistemi olarak görülebileceğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Kaynak ve İleri Okuma
Etiket

Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?

Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.

Destek Ol

Yorum Yap (0)

Bunlar da İlginizi Çekebilir