Yeni İmmünoterapi Yaklaşımı ile Meme Kanseri Yok Edildi

Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) araştırmacıları tarafından geliştirilen, immünoterapi odaklı yeni yaklaşım, hiçbir tedaviye yanıt vermeyen bir hastada meme kanserini tamamen ortadan kaldırdı...
Görsel Telif: Tom Misteli & Karen Meaburn @NIH IRP.

Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) araştırmacıları tarafından geliştirilen, immünoterapi odaklı yeni yaklaşım, hiçbir tedaviye yanıt vermeyen bir hastada meme kanserini tamamen ortadan kaldırdı. Çalışmanın sonuçları, 4 Haziran 2018 tarihli Nature Medicine dergisinde yayımlandı.

Çalışmayı yöneten Dr. Steven A. Rosenberg, bağışıklık sistemi tarafından tanınabilen bir kanserde bulunan mutasyonları tanımlamak için etkili bir teknik geliştirdiklerini de belirtti. Geliştirilen tedavinin kanserin türünden ziyade, kanseri tetikleyen mutasyonlara yönelik olması hayli önemlidir. Çünkü bu sayede gelecekte bu tedavi, birçok farklı kanser tipine uygulanabilir. Ancak araştırmanın şu anda deneysel aşamada olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Grubun geliştirdiği bu yeni yaklaşım, temelde çok da yabancı olmayan, adoptif hücre aktarımı (ACT- Adoptive Cell Transfer) diye bildiğimiz bir tedavi yöntemidir. ACT, hastanın kendi hücrelerinin toplanıp bir takım işlemlerden geçirilmesinin ardından, çoğaltılarak hastaya geri verilmesi işlemidir. İlk zamanlarda lenfositlerle başlayan bu süreçte şimdi birçok farklı hücre grubu kullanılmaktadır. Aynı zamanda gün geçtikçe de etkinliği artan bir tedavi yöntemidir. Özellikle yüksek düzeyde somatik veya edinilmiş mutasyonlara sahip olan melanomun tedavisinde oldukça etkilidir. Bununla birlikte, mide, özofagus, yumurtalık ve meme kanserleri gibi daha düşük düzeyde mutasyona sahip kanserlerde ise daha az etkili olmuştur.

Burada birşeye dikkat çekmekte fayda var. ACT tedavisinin başarısında, tümörün mutasyon yükü oldukça önemlidir. Çünkü tümör ne kadar fazla mutasyon taşırsa, bağışıklık sistemi hücreleri tarafından o kadar kolay tanınır. Bu sayede tümöre spesifik etki eden hücreler de kolaylıkla hastadan toplanır. Ancak mutasyon yükü azaldıkça, tümörü tanıyabilen hücrelerin sayısı azalır ve tümörün bağışıklık sisteminden kaçması kolaylaşır. Böyle durumlarda, genelde tedavi için kullanabilecek yeterli sayıda tümörü tanıyan hücre olmaz . O sebeple ACT, melanomda oldukça başarılı olmuşken, bahsi geçen diğer kanser türlerinde daha az etkili olmuştur.

Araştırmaya dönecek olursak, çalışmada yer alan hasta NCI’nin Kanser Araştırmaları Merkezi’nde Cerrahi Anabilim Dalı şefi Steven A. Rosenberg’in yönettiği bir faz 2 klinik araştırmasında yer alıyordu. Metastatik meme kanseri olan bu hasta, kemoterapi ve hormonal tedaviler de dahil olmak üzere birçok tedaviden olumsuz sonuç aldıktan sonra klinik araştırmaya katıldı. Hastayı tedavi etmek için araştırmacılar, kendi geliştirdikleri teknikle hastanın DNA ve RNA’sını taradılar ve tümör hücrelerinde bulunan 62 farklı mutasyonu tespit ettiler.

Araştırmacılar daha sonra hastada, bu mutasyona uğramış proteinlerden bir veya daha fazlasını tanıyabilen farklı TIL’leri (tümör infiltre lenfositler) taradılar. Burada hedeflenen şey, mutasyon hedefli TIL’leri kullandıkları bir ACT’si tedavisi geliştirmekti. Burada geçen tümör infiltre lenfositler ne diye kısaca açıklayacak olursak; tümör mikro-çevresinde bulunan tümör hücrelerini tanıyıp, onları öldürebilen bağışıklık sistemi hücreleridir.

Seçtikleri TIL’ler, mutant proteinlerin 4 tanesini tanıyabilme potansiyeline sahipti. Sorasında bu TIL’leri hastadan toplayıp laboratuvar ortamında çoğaltarak hastaya geri verdiler. Bu hücreleri hastaya geri vermeden öncede, hastaya ağır bir kemoterapi ve radyoterapi uyguladılar. Burada amaç, hastada var olan diğer lenfositleri tüketmekti. Bu işlem, adoptif hücre aktarımı öncesinde uygulanan klasik bir prosedürdür. Bu şekilde hastaya verilen tedavinin etkisi arttırılır.

Ayrıca, hastaya geri verilen ve tümör mikro-çevresine yerleşen TIL’lerin, burada tümör hücreleri tarafından inaktivasyonunu önlemek için kontrol noktası inhibitörü olan pembrolizumab verildi. Bu, çalışmanın farklı olmasını sağlayan bir durum. Çünkü ACT ve pembrolizumab gibi kontrol noktası inhibitörleri günümüzde ayrı ayrı kullanılan tedavi yöntemleridir. Ancak bu çalışmada, bu iki tedavi yöntemi bir araya getirildi.

Kontrol noktası inhibitörü olan pembrolizumab, FDA onayını almış ve yavaşça rutin tedavilere oturtulmaya çalışılan bir ilaçtır. Yaptığı şeyse basitçe, tümör hücrelerinin lenfositlerdeki frenlere basmasını önlemektir. Bu sayede tümörün immün sistemden kaçması önlenir.

Bu iki tedavinin birlikte uygulanmasının sonucunda, hastanın tümörü tamamen ortadan kalktı ve 22 ay sonrasında bile tekrarlama olmadı. NCI’de Cerrahi Anabilim Dalı direktörü olan Tom Misteli, “Bu çalışma, bir kez daha, immünoterapinin gücünü vurguladı. Daha geniş bir çalışmayla doğrulanması durumunda bu çalışma, T hücre tedavisinin daha geniş bir spektrumda uygulanabilmesini sağlayacak.” dedi.

Araştırmacılar, karaciğer kanseri ve kolorektal kanser dahil olmak üzere diğer epitelyal kanserlerde yaptıkları denemelerde de benzer sonuçlara ulaştılar. Rosenberg, az sayıda mutasyon taşıyan katı epitelyal tümörü olan hastalarda da bu başarılı sonuçların alınmasının oldukça önemli olduğunu beliritiyor. Çünkü başta da belirttiğim gibi standart ACT tedavisinde, bu tip tümörlerde başarı oranı yüksek değildi.

Ayrıca Dr. Rosenberg burada ‘büyük resme’ dikkat çekmek istiyor. O da şu ki, bu tür bir tedavinin kanser tipine özgü olmamasıdır. Çünkü kanser, oldukça farklılıklar taşıyan bir hastalıktır. Aynı kanser türü farklı kişilerde farklı özellikler gösterir. Çünkü herkesin DNA’sı birbirinden farklıdır. O nedenle her ne kadar sürekli ‘Kansere çare bulundu’ gibi başlıklarla karşılaşsak da, geliştirilen tedavileri genel olarak uygulamada sıkıntılar ve başarısızlıklar yaşanır. O yüzden tüm kanserlerde ortak olarak görülen bir şeyden yola çıkmak, oldukça mantıklı ve umut vadedicidir.

Biz biliyoruz ki, tüm kanser hücreleri az yada çok sayıda mutasyona sahip. O nedenle bu mutasyonların taranıp, buna yönelik tedavilerin geliştirilmesi oldukça etkili olacaktır. Rosenberg, “Kansere neden olan mutasyonların aynı zamanda kanseri ortadan kaldırmak için en iyi hedef olduğunun kanıtlaması oldukça ironiktir.” diyor. Bu söz bana World War Z filmindeki viroloğun sözünü hatırlattı. Virolog şöyle diyordu; ‘Bazen bir virüsün en acımasız yanı diye düşündüğün şey, aslında zırhının içindeki zaafıdır. Zaaflarını, güçlü yanıymış gibi kamufle etmeyi çok sever.’

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv