Mantıksal Safsatalar-3: Zırva Uydurma Safsataları

Dizinin üçüncü bölümünde ise; "zırva uydurma" safsataları olarak isimlendirebileceğimiz safsata biçimlerini ele alacak, örneklerle bu safsata biçimlerini nasıl saptayabileceğinizi göstereceğiz...
Görsel Telif: Giammarco Boscaro on Unsplash

Mantıksal safsatalar yazı dizimizin ikinci bölümünde, ilişkilendirme safsatalarına değinmiş ve bu safsata biçimlerini; ad hominem safsataları, otoriteye başvurma safsataları, duygulara başvurma safsataları ve doğaya yönelim safsataları olmak üzere dört temel başlıkta incelemiştik. Dizinin üçüncü bölümünde ise; “zırva uydurma” safsataları olarak isimlendirebileceğimiz safsata biçimlerinin yaygın olanlarını ele alacak, örneklerle bu safsata biçimlerini nasıl saptayabileceğinizi göstereceğiz.

Öte yandan her bir safsatanın bir başka safsata biçimiyle zaman zaman bağlantılı, hatta bazen iç içe geçtiğini de göreceksiniz. Çünkü mantıksal safsatalar, çoğu zaman birbirini destekleyen ve birbirinden beslenen bir yapıya sahiptir.

Zırva safsatalarını dört temel başlık altında inceleyeceğiz.

Ad hoc Safsatası

Ad hoc, Latince “amaca özel, niyete mahsus” anlamına gelen ibaredir. Ad hoc safsataları, kendi içerisinde birer argüman olmadıkları için saptaması oldukça zor olabilen safsatalardır. Hatta bu safsatalar için karşı argümana verilen hatalı cevaplardır da diyebiliriz.

Ad hoc safsataları, genellikle, tartışmanın taraflarından birisi tartışma içerisinde kendi konumlandığı yerin itibarını sarsan ve düşüncesinin geçersizliğini ortaya koyan bir argüman ile karşılaştığında ortaya çıkar. Karşı tarafın argümanının kendi düşüncesinde açtığı deliklere; delillere dayanmayan bir “yama dikme” çabası dışında hiçbir işlevselliği olmayan ad hoc safsataları, tartışma içerisinde giderek daha fazla ad hoc safsatasının ortaya çıkmasına sebep olur ve genellikle de safsataları kullanan tarafın gülünç hallere düşmesiyle sonuçlanır. Bir diğer ifadeyle, ad hoc safsataları, hali hazırda karşı tarafın görüşüne ikna olmadığınız müddetçe, kabul etmenizin mümkün olmadığı safsatalardır ve genellikle de asla “yanlışlanamayan” özelliğine sahiptirler. Yani, test edilemeyen, yalnızca inanç temeline dayalı cevaplardır.

Gelin bir örnek üzerinde inceleyelim:

Ceren: Bu C vitamini tabletlerinden her gün dört tane alırsan, asla soğuk algınlığı yaşamayacaksın. 
Ezgi: Bu söylediğini geçen yıl aylarca denedim ve yine de üşüttüm.
Ceren: Her gün mü denedin?
Ezgi: Evet. 
Ceren: O halde tabletlerden birkaçı problemlidir. 

Konuşmanın bu aşamasında artık bütün sorumluluk Ceren’in omuzlarındadır. Çünkü Ezgi’nin kullandığı ancak Ceren’in birkaçının problemli olduğunu yani gerçekten de C vitamini olmadığı iddiasını ispatlaması gerekiyor. Eğer Ceren bunu yapamazsa, hipotezini (C vitamini soğuk algınlığını önler) kurtarma girişimi; yalnızca kendisinin yanlış olma ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla yaptığı basit bir dogmatik reddetme olarak kalacaktır.

Psikolojik açıdan, sorunlu bir iddiayı kurtarmaya çalışma girişimi anlaşılabilirdir. Böylesi durumlarda tartışmanın taraflarından birisi; kendi düşüncesiyle çelişen bir veri ile karşılaştığında, eğer yeni varsayımlar göz önüne alınırsa söz konusu çatışmanın ortadan kalkacağını düşünür. Bu durum zaman zaman işe yarar olabilir, ancak rakibiniz safsatalara hakimse, açıklarınızı size gösterecek ve bu durumda da komik duruma düşmeniz kaçınılmaz olacaktır.

Başka basit bir örneği ele alalım ve devamında bir ad hoc safsatasına başvurulduğunu nasıl anlayabileceğinize dair bazı ipuçlarına değinelim. (Aşağıdaki konuşmanın insanların zihnini okuduğunu iddia eden bir “medyum” ile skeptik (kuşkucu) bir kişi arasında geçtiğini varsayalım.)

Skeptik: Eğer sen bir “zihin okuyucusuysan” tam şu an zihnimde hangi sayıyı düşündüğümü söyleyebilir misin?

Medyum: Güçlerim, skeptik insanların varlığında çalışmıyor.

Bu basit örnekte, safsata olabildiğince açık haldedir. Etrafta kuşkucu insanlar varsa güçlerinin çalışmadığı cevabı, açıkça saçma bir açıklama ve bu kişinin bir zihin okuyucusu olduğunu kabul etmediğim sürece de ikna olabileceğim bir cevap değil. Dahası, gerçekte ne kadar sahtekar olurlarsa olsunlar onları çürütmeyi —ad hoc safsatasının yanlışlanamaz karakteristiğinden kaynaklı– imkansız kılar. Bu durumun benzerlerine özellikle de düz dünyacı şarlatanlar veya yaradılışçılarla yapılan tartışmalarda sıklıkla rastlarsınız.

Ancak yukarıda da bahsettiğimiz gibi; bu tür safsataları saptamak pek kolay değildir. Bu yüzden bir ad hoc safsatasına başvurulup başvurulmadığını anlamanıza yardımcı olacak –aşağıdaki– dört soruyu kendinize sormanızı öneririz:

1-) Söylenen şey yalnızca açık kapatmak için uydurulmuş bir şey mi?

2-) İleri sürülen iddia delillere dayanıyor mu?

3-) Bu iddia, karşı tarafın savunduğu argümandaki problemi çözmek dışında onu kabul etmem için iyi bir neden sunuyor mu?

4-) Kişiyle aynı görüşte olmayan birisi bu iddiayı kabul eder miydi?

Eğer 1. soruya cevabınız “evet” ise, bir ad hoc safsatasına başvurulduğuna kolaylıkla ikna olabilirsiniz. Bu durum ad hoc safsatalarının en sık görüldüğü biçimlerden birisidir. Tartışmanın sıcaklığıyla, kişi, arkasında durduğu düşünceyi kurtarmak adına bazen kafadan atma yöntemine başvurur. 2. soru da kolay bir saptama yöntemidir. Eğer ki, tartışmada kullanılan iddianın dayandığı bir delil ya da mantıksal çıkarım bulunmuyorsa, bunun bir ad hoc safsatası olduğunu söyleyebilirsiniz. 3. soru ise biraz daha kurnazcadır. İddianın bazı delillere dayanıyor olması, otomatik olarak safsata olmadığı anlamına gelmez. İşte bu noktada da 4. sorumuz devreye giriyor. Bu basit bir düşünce deneyi gibidir ancak son derece de işe yarardır. Eğer ki, söz konusu iddiayı kabul edebilmeniz için savunulan görüşü kabul etmiş olmanız gerekiyorsa, mutlak suretle bir ad hoc safsatası yapıldığını söyleyebiliriz.

Son olarak düz dünyacı şarlatanların bir iddiası üzerinden nasıl ad hoc safsatası yapıldığına gelin birlikte göz atalım:

Güneş ve Ay’ın Dünya’nın üzerinde dairesel bir yörüngede hareket ettiğini gösteren tipik bir düz dünya haritası. /Kaynak: Flat Earth Society

Düz dünya görüşleriyle ilgili en belirgin problemlerin çoğu, Dünya’nın Güneş etrafındaki dolanım ve Ay’ın da Dünya etrafındaki dolanım hareketleriyle ilgilidir. Düz dünya iddasının çalışabilmesi için; Dünya’nın, Güneş’in etrafında dolanamaması ve/veya Ay’ın da Dünya etrafında dolanamaması gerekiyor ya da her ikisinin de Dünya’dan çok uzakta olmaması gerekiyor. Düz dünyacılar bu sorunu çözmek için, Güneş ve Ay’ın esasında çok küçük nesneler olduklarını (yaklaşık 51 km çapında), Dünya’ya çok yakın olduklarını (3500-5000 km –düz dünyacıdan düz dünyacıya değişiyor) ve bir dolanım hareketinden ziyade Dünya’nın üzerinde dev bir daire biçiminde hareket ettiklerini ileri sürüyor.

Burada çok fazla açık söz konusu ancak basit bir soruyla başlayalım: “Bu sayılara nasıl ulaştılar?

Aslında oldukça basit; bu sayılara Dünya’nın düz olduğunu kabul ederek ulaştılar ve Güneş ve Ay’ın hangi pozisyonunun Dünya’yı düz yapacağına ilişkin biraz matematik işlemi yürüttüler. Hatta bu sayıların, Dünya’nın düz olduğuna ikna olarak başladığınızda ulaşabileceğiniz sayılar olduğunu kendileri de kabul ederler. Başka bir deyişle; eğer Dünya’nın düz olduğuna ikna olmazsam bu sayıların doğru olduğunu asla kabul etmeyebilirim. Ad hoc safsatasını fark ettiniz değil mi? Güneş’in, Dünya’dan yalnızca (yaklaşık) 5000 km uzakta olduğu iddiasını ya da Güneş’in imkansız ölçüde küçük olduğunu destekleyen bir delil bulunmuyor. Ancak önce Dünya’nın düz olduğuna inanırsanız, bu sayısal saçmalamaları kabul edebilirsiniz. Oysa Ay’ın ya da diğer gezegenlerin vs. Dünya ile arasındaki mesafeyi ölçebilmek için radar ya da lazer gibi enstrümanlar kullanabiliyoruz. Ancak düz dünyacılar elbette ki; bu ölçümlerin tamamını reddediyor ve bu ölçümlerin “büyük komplonun” bir parçası olduğunu iddia ediyor.

Korkuluk Safsatası

İngilizce “Straw man” olarak bilinen bu safsata türü de en yaygın safsatalardan birisidir. Korkuluk safsataları, kasıtlı olabilir ancak genellikle bir konudaki bilgisizlikten kaynaklandığı için kasıtsızdır. Tartışma esnasında, rakibinizin argümanını zayıf, eksik ya da yanlış biçimde yorumladığınızda ortaya çıkar ve bu yanlış beyanla rakibinizin görüşünü gözden düşürme iddiasında bulunma çabasıdır. Diyelim ki; rakibiniz A’yı savunuyor. Siz ise A’yı yanlış şekilde ele alıp, onu B olarak yorumluyorsunuz. Bu kez tüm saldırınızı B’yi çürütme üzerine şekillendirip, B’yi çürütünce A’yı da çürüttüğünüzü iddia ediyorsunuz. İşte bu noktada korkuluk safsatası yapıyorsunuz demektir.

Görsel Telif: Aoi Igarashi / EyeEm / Getty Images

Bu safsata biçimi neredeyse her tartışmada kendisini gösterir. Tv’lerde şahit olduğunuz siyasi tartışmalar, küresel ısınma tartışmaları, aşı üzerine yürütülen tartışmalar, ateizm ve teizm üzerine yapılan tartışmalar vb. neredeyse tamamen bu safsata biçimiyle doludur. Benzer şekilde, yaradılışçılar ve evrim karşıtları da bu safsatayı sıklıkla kullanırlar.

Öte yandan tartışmalarınızda, korkuluk safsatasını kullanmaktan kaçınmanız esasında oldukça basittir. Yapmanız gereken tek şey; saldırıya geçmeden önce karşı tarafın neyi savunduğunu tam olarak doğru biçimde anladığınızdan ve yapacağınız atakların karşı tarafın bahsettiği şeye mi yoksa sizin onu yanlış yorumladığınız versiyonuna mı olduğundan emin olmanızdır.

Bu safsataya başvuran kişiler, genellikle; ne konuştuklarının farkında değilmiş gibi görünürler çünkü karşı tarafın bahsettiği şeyi doğru şekilde anlamamışlardır ya da dürüst davranmayarak karşı tarafın sunduğu argümanı kasıtlı biçimde çarpıtıp yorumlamaktadırlar.

Örneğin:

1-) Radyometrik tarihleme, tek biçimciliğe Tekbiçimcilik: Doğada yaşanan olayların geçmişte yaşananlarla benzer şekilde gerçekleşmiş olduğunu gösteren doktrin. (İng. Uniformitarianism) tek biçimciliğe dayanmaktadır.

2-) Tek biçimcilik, doğadaki her şeyin durağan olduğunu söyler.

3-) Radyometrik tarihleme, Dünya’nın milyarlarca yıldır var olduğunu iddia ediyor.

4-) Eğer dünya milyarlarca yıldır varsa ve tek biçimcilik doğruysa, o halde okyanuslar giderek daha tuzlu olmalıydı çünkü okyanuslara giren tuz miktarı sürekli olarak artmaktadır.

5-) O halde ya tek biçimcilik doğru değildir ya da Dünya milyarlarca yıllık bir tarihe sahip iddiası doğru değildir.

Yaradılışçıların en sık başvurduğu korkuluk safsatalarından birisi bu şekildedir. Oysa tek biçimcilik, her şeyin durağan olduğunu iddia etmez. Tek biçimciliğe göre, bugün Dünya’yı şekillendiren süreçlerle, geçmişteki süreçler birbirine benzerdir ve bazı şeyler sabittir (örneğin; ışık hızı gibi). Hiçbir bilim insanı, okyanuslara giren tuz oranının sabit olduğunu iddia etmez. Bu iddia, tek biçimcilik gerektirmeyen; saçma bir varsayımdır. Ancak bu örnekte ve diğer pek çok örnekte de görebileceğiniz üzere; korkuluk safsatası (İng. Straw man), öncüllerden birisini yanlış kavrayıp, buradan da mantıksal bir argümanı itibarsızlaştırmaya çalışır. Çünkü bir düşüncenin, çarpıtılmış versiyonunu yıkmak, onun doğru formunu yıkmaktan çok daha kolaydır.

Öte yandan, tartışmanın taraflarından birisi rakibin dikkatini dağıtmak amacıyla, kasıtlı olarak da korkuluk safsatasına yönelebilir. Böylelikle de kişi, kendisini, yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırma konusunda çaba gösterir vaziyette bulur ve tartışmanın seyri asıl içeriğinden saptırılmış olur.

Saçmaya İndirgeme Safsatası (Reductio ad absurdum)

Bir argümanı alıp, argümanın kendisinin çatlak olduğunu göstermek için onu çarpıtıp saçma bir sonuca bağladığınızda ortaya çıkan safsata biçimidir. Bunun yanı sıra, saçma bir sonuca tam olarak işaret etmeden argümanın saçma hale gelmesi için de kullanılabilir. Saçmaya indirgeme safsatasının belki de en ünlü kullanımını ebeveynler, çocuklarıyla olan tartışmalarında kullanır.

Örneğin:

Çocuk: Bütün arkadaşlarım okula bisikletle geliyor. Ben de bisikletle gitmek istiyorum.

Ebeveyn: Bütün arkadaşların uçurumdan atlasa sen de atlayacak mısın?

Benzer şekilde; bir filme gitmek istemek, belirli bir kıyafeti giymeyi istemek vs. uçurumdan atlamak analojisiyle örtüşmez. Ebeveynlerin ulaştığı sonuç, argümanı saçmaya indirgemek biçiminde kendisini gösterir. Eğlenceli bir şey yaparken arkadaşları gibi olmak istemekle, intihar ederken onlar gibi olmak istememek arasında mantıksal bir tutarsızlık yoktur. Öte yandan burada çocuk da farkında olmadan popülariteye başvurma safsatası olarak isimlendirilen safsataya başvurmaktadır ve bu örnekte her iki argüman da esasında çürüktür. Daha ciddi tartışmalarda ise bu safsata biçimi korkuluk safsatasıyla ilişkilidir. Örneğin; evrim karşıtlarının; evrim teorisine dair “İnsan maymundan mı geldi?” şeklindeki ifadesi, teoriyi saçma derecesinde basite indirgeyerek safsata yapmaktadır.  

Öte yandan reductio ad absurdum mantığı her zaman safsata değildir. Örneğin; aşı karşıtları, yaradılışçılar, iklim değişimi karşıtları ve neredeyse tüm bilim inkârcıları, sıklıkla “bilim insanlarının geçmişte hatalı yaklaşımlar geliştirdikleri, dolayısıyla bugün de onlara güvenmememiz gerektiği” benzeri cümleler kurarlar. Burada ad hominem safsatası yapılmasının yanı sıra, bu argümanı mantıklı bir sonuca kadar takip edersek; o zaman bilim insanlarına, kütle çekimi, oksijen solumamız, vb. dahil HİÇBİR KONU hakkında asla güvenmememiz gerekir. Bu bir safsata değildir, çünkü argümanın gerekli bir sonucudur. Bir diğer ifadeyle, argümanı saçma bir sonuca indirgemedim aksine argümanın kendisinin saçma bir sonuca yol açtığını gösterdim. Safsata olan; ileri sunulan sonucun argümandan gelmiyor oluşudur.

İddiayı İspatlanmış Kabul Ederek Sonucu Doğru Sanma Safsatası

Bu safsata biçimi, bir argümanın öncüllerinden birinin ya da daha fazlasının, sonucu halihazırda kabul etmedikçe önermeyi de kabul etmeyeceğiniz bir sonuca dayandığında ortaya çıkar. Normal olarak, iyi bir akıl yürütmenin amacı, bir yerde başlayıp, bir yere varmaktır. Ancak iddiayı ispatlanmış kabul ederek sonucun da doğru olduğunu sanma safsatası, öncüllerini kendisi doğru kabul ederek sonucunun da doğru olduğunu çıkarımında bulunur. Bunu ateist ve teist tartışmalarında sıklıkla görebilirsiniz.

Örneğin;

Öncül 1: Kur’an, Tanrı’nın var olduğunu söylüyor.
Öncül 2: Kur’an doğrudur.
Sonuç: O halde Tanrı vardır. 

Oysa bir kimse 2. öncülü kabul etmedikçe, sonucun doğruluğunu kabul etmeyecektir. Sonuca ulaşabilmek için bir süreç gereklidir, ancak bu tarz safsata biçimlerinde herhangi bir süreç söz konusu değildir. Kişi, öncüllerinden birisini ispatlanmış kabul ederek sonucunun da doğru olduğu safsatasını yapar. Yaradılışçı tartışmalarda referans alınan kutsal kitap, genellikle ispatlanmış öncül olarak kabul edilir ve karşı tarafın, ulaşılan sonuçların doğru olduğunu kabul etmesi beklenir. 

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv