Mantıksal Safsatalar-2: İlişkilendirme Safsataları

İlişkilendirme safsatalarını dört temel başlıkta inceleyeceğiz: Ad hominem safsataları, otoriteye başvurma safsataları, duygulara başvurma safsataları ve doğaya yönelim safsataları.
Görsel Telif: rasset.ie

Mantıksal safsatalar yazı dizimizin ilk bölümünde mantıksal bir argümanın yapısı, argümanı oluşturan öncüllerin değerlendirilmesi, mantıksal safsatanın ne olduğu ve neden kullanıldığı konuları üzerinde durmuştuk. Serinin ikinci bölümünde ise ilişkilendirme safsataları olarak isimlendirebileceğimiz safsata türleri üzerinde duracak ve bu safsata biçimlerini, tartışma örnekleriyle açıklayacağız.

Öncelikle safsata türlerinin, olabildiğince çok ve sayısının da giderek arttığını belirtmemiz gerekiyor. Biz, bu yazı dizimizde en yaygın kullanılan safsata türlerini ele alacağız, zaten bu yaygın biçimlere aşinalığınızın olması diğer safsata türlerinin de “kokusunu kolaylıkla almanıza” olanak tanıyacaktır. Ancak yine de detaylı incelemek isteyen okurlarımız için, yazı dizimizde de referans olarak kullanacağımız Felsefe Ansiklopedisi sitesine göz atmalarını öneririz.

İlişkilendirme safsatalarına geçmeden önce Wikipedia‘dan alıntıladığımız mantıksal safsata tanımını tekrardan hatırlamakta fayda var.

Safsata, bir argümanı ortaya koyarken geçersiz veya yanlış çıkarsama kullanımıdır. Safsatalar, ilk bakışta geçerli ve ikna edici gibi görülebilen fakat yakından bakıldığında kendilerini ele veren sahte argümanlardır. Safsataların ayırdına varmak, onları geçerli ve sağlam argümanlardan ayırmak önemli bir eleştirel düşünme becerisidir.

İlişkilendirme safsatalarını dört temel başlıkta inceleyeceğiz. Bunlar: Ad hominem safsataları, otoriteye başvurma safsataları, duygulara başvurma safsataları ve doğaya yönelim safsataları başlıklarında olacak.

Ad Hominem Safsataları

Latince, “şahısa yönelme” anlamına gelen ad hominem, argümanın kendisini ele almaktan ziyade, kişiye saldırarak iddialarına veya sonuçlarına karşı çıkmaya çalışma durumudur. Bu durum, karşı tarafı basitçe “ahmaklıkla” suçlamak anlamına gelmez, ancak argümanın zayıflığını ima etmek için argümanı ileri süren kişinin bazı zayıflıklarını veya karakteristiklerini kullandığınız anlamına gelir. Gelin ad hominem safsatalarını örneklerle ele alalım.

Örneğin:

İdil ve Deniz isimlerindeki iki sanal karakterimiz tartışıyor olsun.

İdil: 1600’lü yılların Kepler astronomisi büyük oranda çöptür. 

Deniz: Bunu söyleyen kişi 15 yaşında bir çocuk. 

Görsel Kaynak: Wireless Philosophy/Youtube.com

Deniz’in bu saldırısı, genç kadının bilimsel bir otorite olarak güvenilirliğini zayıflatabilir, fakat onun akıl yürütmesinin kendisini çürütmez. Çünkü İdil’in yaşı, argümanın kendisi ile ilgisizdir. Bu akıl yürütme, argümanı ileri süren kişinin yaşına ya da onun şahsıyla ilgili herhangi bir şeye değil, bilimsel delillere dayanmalıdır.

Bir akıl yürütme biçiminin ad hominem safsatası olarak etiketlenmesindeki en temel zorluk, kişisel saldırının konuyla ilgili olup olmadığına karar verebilmekte yatar. Örneğin, bir kimsenin politik konumlanmasına yapılan saldırılar, kişinin matematiksel akıl yürütme niteliğinin kalitesiyle alakasızdır, ancak bir liderlik pozisyonu için kişiyi teşvik eden argümanlar ile ilgilidir. Bu safsata türünün en yaygın örnekleri, komplo teorisyenlerinin argümanlarında sıklıkla mevcuttur. Ad hominem safsataları, siyasette de sıklıkla başvurulan safsata biçimlerinden birisidir.

Örneğin:

1-) 1970’lerde, bilim insanları bizlerin küresel soğumaya neden olduğumuzu söylüyorlardı.

2-) Bugün aynı bilim insanları gezegenimizin ısındığını söylüyor.

3-) 1970’lerde hatalı olduklarından, bugün onlara güvenmemeliyiz.

4-) Bu nedenle küresel ısınma diye bir şey doğru değildir.

Suçlama doğru olsaydı bile (ki doğru değildir; bkz. Peterson et al. 2008), küresel ısınma gerçeğinin itibarını hiçbir şekilde zedeleyemezdi, çünkü küresel ısınmanın gerçek olup olmadığı küresel ısınmayla ilgili gerçeklere dayanıyor, küresel ısınmanın gerçekliğini destekleyen insanlar hakkındaki gerçeklere değil. Bu örnek, bir ad hominem safsatasıdır. Çünkü 1970’li yıllarda aynı bilim insanlarının hatalı olduğunu ileri sürerek, bugün aynı bilim insanlarının söylediklerinin de ilişkilendirme safsatası yaparak hatalı olduğunu ileri sürmektedir.

Bu safsata biçiminin bir diğer yaygın kullanımı ise basitçe alay etmek için isim takma şeklindedir. Bu durum aşı ve özellikle de GDO konularındaki tartışmalarda ortaya çıkmaktadır. Bu tartışmalardaki bilim inkârcısı, rakibini genellikle büyük ilaç şirketlerinden para aldığı şeklinde suçlamalar yönelterek alt etmeye çalışır.

Örneğin:

GDO destekçisinin savunusu: “Genetiği değiştirilmiş organizmaların zararlı olduğunu ortaya koyan bilimsel bir delil bulunmuyor. Buyrun size birkaç araştırma makalesi, GDO’ların güvenli olduğunu gösteriyor.”

GDO karşıtının savunusu: ”Sen böyle düşünüyorsun, çünkü sen de Monsanto'dan Monsanto, bir kimyasal tarım ve tarımsal biyoteknoloji şirketidir.Monsanto'dan para alıyorsun.”

Bu cevap, GDO biliminin güvenini sarsma noktasında hiçbir anlam ifade etmemektedir, çünkü basitçe, GDO’yu destekleyen kişiye saldırmaktadır. Öte yandan basitçe birisini aşağılamak için bir isimle çağırmak ya da ad hominem saldırısı kendi içerisinde mantıksal safsata değildir. Safsata olan; tartışmadaki rakibin olumsuz bir özelliği nedeniyle sürdüğü bir argümanın da yanlış olduğunu iddia etmektir.

Öte yandan, bilginin kaynağını dikkate almanın uygun yaklaşım olduğu durumları da göz önünde bulundurmakta fayda var. Örneğin, bitki biyolojisi üzerine yapılan bir çalışmadaki, bütün araştırmacılar fizikçi ise ya da aşıların biyokimyasal süreçleri hakkında yönlendirmelerde bulunan bir kitabın yazarı yalnızca bir gazeteci ise, kişinin geçerli bir çalışma tasarlamak ya da ilgili tüm bilgileri bir kitaba dahil etmek için konuya yeterince vakıf olup olmadığını merak edebiliriz. Bir makale, bir şirket için çalışan kişiler tarafından yazılır veya finanse edilirse, önyargı konusunda endişelerimiz olabilir ve yapılan işi şüpheci bir gözle değerlendirebiliriz. Bir gazete, bilimsel konularda sürekli yanlış bilgiler paylaşıyorsa, bu gazetenin yayınladığı bilimsel içerikli makalelere temkinli yaklaşabiliriz. Yani olumsuz her şeyi şahsın üzerine atarak tartışma yürütmediğiniz sürece, kaynağın güvenilirliğini sorgulamak bir ad hominem değildir.

Otoriteye Başvurma Safsataları

Bu tarz argümanların temel yapısı şu şekildedir: Profesör A, X’e inanıyor, Profesör A otoriteden birisidir, o halde X doğrudur. Bu argüman biçimi, çoğunlukla, uzun yıllara dayanan deneyimin ya da belirli bir iddiada bulunan bireyin sahip olduğu resmi derecelerin vurgulanmasıyla ifade edilir. Bazen bu argümanın tersi de kullanılır; birisinin otoriteye sahip olmaması ve bu nedenle de iddialarının yanlış olması gerekir şeklinde ilişkilendirme hataları yapılır. (Bu bir ad hominem safsatası olarak da ele alınabilir.)

Otoriteye başvurma durumlarına gündelik hayatta sıklıkla rast geliyoruz aslında. Beyaz bir laboratuvar önlüğü giymiş birisinin konuştuğu ya da bir diş macunu reklamında her 5 diş hekiminden 4’ünün bu diş macununu kullanmanızı önerdiği gibi televizyon reklamlarında, otoriteye başvurma durumuna tanık oluruz.

Otoriteye başvurma safsataları, bir durumun, durumun gerçeklerinden ziyade, onu destekleyen insanlar nedeniyle doğru ya da geçerli olduğunu ileri sürdüğünüz zaman ortaya çıkar. Otoriteye başvurma safsataları, açık ya da örtülü biçimlerde olabilir. Örneğin; Facebook zaman akışınızda aşağılara doğru inerken, saygın bir kişinin adının büyük harflerle yazıldığı bir alıntıya denk geldiniz (örneğin; “………” –BENJAMIN FRANKLIN), bu, otoriteye başvurmanın örtük biçimidir. Örtük otoriteye başvurma durumları, şunu ima eder: Bu sözü ciddiye almalısın, çünkü bunu söyleyen kişi Benjamin Franklin’dir. Gerçekte ise, karşılaştığınız herhangi bir cümleyi ya da iddiayı; onu destekleyen kişinin gerçekliğinden ziyade tamamen kendi gerçekliği çerçevesinde sorgulamalısınız.

Otoriteye başvurmanın açık biçimleri ise tartışmalarda çok daha yaygın biçimde görülür ve genellikle de az sayıda profesyonelin desteklediği durumları haklı çıkarmak için kullanılır. Örneğin, aşı karşıtlarıyla yapılan tartışmalarda, sıklıkla şöyle yorumlara rastlarsınız: “Aşıların işe yaramadığını ya da güvenli olmadığını düşünen birçok doktor var, bu yüzden benim iddiam da sizinki kadar geçerlidir.” Sorun olabildiğince açıktır. Bir iddianın gerçekliği, o iddianın kendi gerçeklikleri tarafından belirlenir, iddiayı destekleyen insanların yetkinlikleriyle değil. Einstein’ın din konusunda destekleyici bir cümlesinin bulunması, dini safsataların gerçek olduğu anlamı taşımaz. Tartışmada konumlandığınız yer ne kadar çatlak olsa da, sizinle aynı fikirde olan ileri dereceye sahip bir kimse bulmanız da olasıdır.

Isaac Newton / Görsel Kaynak: TheFamousPeople.com

Gelin bir örnek daha verelim. Isaac Newton, klasik fiziğin ve matematiğin kurucusu diyebileceğimiz bir bilim insanıdır. Kendisi yalnızca kalkulus, kütle çekimi ve hareket kanunlarıyla değil, aynı zamanda optikte de ileri gelen isimlerden birisidir. Hatta kendisi için modern bilimdeki, en güçlü otorite ve en önemli kişilerden birisidir de diyebiliriz. Eğer bir otorite arıyorsak, Newton bunun tam karşılığıdır.

Fakat Newton, simyanın da ateşli savunucudur. Newton; sıradan, ucuz metalleri, doğru kimyasallarla birleştirdiğinizde altın gibi daha kıymetli ve pahalı metallere dönüştürebileceğinizi düşünüyordu.

Eğer Newton bugün yaşıyor olsaydı, kendisinin fizik hakkında (en azından klasik fizik hakkında) söylediği her şeye inanabilirdik. Peki simya hakkında düşündükleri? Aynı iddiaları savunur muydu bilemiyoruz ama, eğer savunsaydı bu söylediklerini sahte-bilim olarak etiketlememiz son derece olasıdır. Kendisine saygı duyulup duyulmadığı önemli değildir – otoritenin bireysel argümanları; evren hakkında bildiklerimiz kadarıyla bir şey ifade etmeyen kötü argümanlar olabilir.

Otoriteye başvurma durumu, ad hominem saldırısının tam tersidir. Çünkü bu safsata biçiminde, kaynağın belirli bazı olumlu karakteristikleri, örneğin; otorite olması algısı, bir argümanı desteklemek için kullanılır. Öte yandan, bir otoriteyi referans gösterme biçimi, her zaman bir mantıksal safsata değildir, hatta pek çok durumda da oldukça kullanışlı iyi bir yöntemdir de. Ancak burada dikkat etmeniz gereken, argümanı bulan ya da onu ileri süren kişinin kim olduğundan ziyade argümana odaklanmanızdır. Örneğin, size “Dünyanın dört bir yanından binlerce bilim insanı aşıları test etti ve aşıların işe yaradığı bulgusuna ulaştı, bu yüzden aşıların işe yaradığına dair güçlü delillere sahibiz.” dediğimde, bir safsataya başvurmuş olmuyorum, çünkü benim odak noktam; aşıların test edildiği gerçekliğidir. Oysa “Binlerce bilim insanı aşıların işe yaradığını söylüyor, bu yüzden aşılar işe yarardır.” dersem; safsata yapmış olurum. Bunun yerine diyorum ki; “Aşılar binlerce kez test edildi ve işe yaradıkları gösterildi, bu yüzden aşılar işe yarardır.” Binlerce bilim insanının yaptığı testleri referans göstermem ile binlerce bilim insanının söylediğini referans göstermem arasında fark vardır.

Otoriteye başvurma argümanlarının pek çok alt başlığı bulunuyor. Bunların en bilindik olanlarından birisi de, ad populum argümanıdır. Ad populum, bir düşüncenin kitlelerin otoritesini esas alarak popüler olmasından kaynaklı doğru olduğunu ileri sürmektir. Bir diğer örnek ise, eskiliğe dayalı argümandır, bir düşüncenin uzunca bir zamandır var olması ve dolayısıyla da onun doğru olması gerektiği yanılgısıdır.

Bilimsel tartışmalarda, bilim savunusu yapığını düşünen pek çok insan bu mantıksal hatalara isteyerek ya da istemeyerek düşmektedir, oysa bilimin doğası bizlere kişilerin değil, verilerin ve delillerin referans olduğunu öğretir.

Duygulara Yönelim Safsataları

Duygulara başvurma safsataları, hemen göze çarpmayan ve saptaması zor olabilen mantıksal safsatalardır. Bu safsata biçimi, kişinin kendi argümanını kabul ettirmek için mantıklı bir sebep vermek yerine, duygusal bir tepki uyandırarak çalışır. Öte yandan, mantıksal bir argümanın duygusal bir tepki uyandırması olasıdır ancak argümanlarınızı mantıktan ziyade duygulara yaslıyorsanız bunun bir safsata biçimi olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Duygusal safsatalar; kişinin öfke, üzüntü, sevgi, acıma, cinsellik, sempati, iç rahatlatma, dini ya da milliyetçilik vb. gibi duygularını tetiklemeyi içerir.

Gündelik hayatta bu safsata biçimlerine, televizyon ya da gazete haberlerinde sıklıkla rastlarız. Bazen bir cinayetin, bazen işkencenin insanların duygularına dokunarak haklılaştırılmaya çalışıldığına genellikle tanıklık ediyoruz. Toplumun milliyetçi duygularına yapılan tetikleyici küçük dokunuşlar, bir savaşı haklıymış gösterebilirken; mültecilere yönelik nefreti körükleyerek istenmeyen olayların yaşanmasına neden olabiliyor. Bu safsata biçiminin kullanılması, özellikle de zayıf muhakeme yetisine sahip beyinlerde güçlü duygusal tepkiler uyandırması muhtemeldir.

Öte yandan tartışma esnasında duyguların kullanılması yanlış değildir, fakat duyguları temel öncüller olarak veya ilgili bilgileri daha az gösterecek araçlar olarak kullanmak bir hatadır.

 

Örneğin: 

Aşı karşıtı bir ebeveyn: “Devletin ya da büyük ilaç şirketlerinin çocuklarımız üzerinde deneyler yapmalarına izin vermeyeceğiz. Çocuklarımız için neyin en iyi şey olduğunu bilen devlet değil bizim gibi ebeveynlerdir.”

Bu argümanda hiçbir mantık (ya da gerçek) bulunmuyor, fakat yukarıda da bahsettiğimiz üzere zayıf muhakeme yetisine sahip insanlarda güçlü duygusal tepkiler uyandırıyor. İnsanlar, çocukları için en iyi şeyin ne olduğunu kendilerinin bildiğini düşünmek ister ve bilime güvenmeme eğilimi gösterir. Burada, evrimsel süreçteki ebeveyn-çocuk duygusal bağının güçlülüğü, anne-babanın yavruyu koruma güdüsünün baskınlığı mantıklı sebepler üretme yetisinin önüne geçer. Dolayısıyla da, bu argüman, mantık ve gerçekleri ortaya koymak yerine ebeveynlerin duygularına, korkularına ve arzularına oynar.

Bu mantıksal safsatanın en sık kullanımlarını politikacılarda gözlemleriz. Ülkemizin seçim süreçlerini geçmişe doğru tararsanız; adayların somut nedenler vermek yerine, seçmenleri sallamak için milliyetçi yakalama cümleleri kullandığını görebilirsiniz. Son seçimde de bu safsata biçiminin ne kadar sık kullanıldığına hepimiz tanık olduk.

Duygulara başvurma safsatalarının bir diğer yaygın biçimi de, korkutucu bir taktik olarak bilim karşıtları tarafından kullanılır. Örneğin, birkaç yıl önce bir miktar konsantre florür dökülmüş ve betonda bazı hasara neden olmuştu. Bilim karşıtları çılgına dönmüş ve bütün suçlamalarının odağı; “Eğer betonu aşındıracak kadar güçlüyse, florür güvenli değildir.” şeklindeydi. Şimdi kendi kendinize bu iddia üzerinde dikkatlice düşünün. İlk bakışta, yeterince geçerli bir iddia olarak gözüküyor değil mi? Fakat biraz daha derinlemesine düşününce son derece çatlak olduğu ortaya çıkıyor. Betona dökülen şey, konsantre florürdü. İçme suyundaki florür ise, aşırı seyretilmiştir. Bir şeyin konsantre halinin tehlikeli oluşu, seyreltilmiş halinin de zararlı olduğu anlamına gelmez. Hatta konsantre haldeki hemen hemen her şey tehlikelidir. Peki, bu iddia ilk bakışta neden geçerli gibi gözüküyor? Oldukça basit, çünkü duygusal bir korku tepkisi uyandırdı ve duygusal tepki, durumun rasyonel bir incelemesini bulanıklaştırdı.

Florür olayına bir örnek daha vermek gerekirse, betonu temizlemeye gelen temizlik ekibinin giydiği elbiselere ilişkindi. Ekibin giydiği elbiseler, Japonya’daki Fukushima nükleer santralindeki işçiler tarafından giyilen giysilerle aynı türden giysilerdi. Akıllıca bir manevra gibi görünüyor. İnsanlar genellikle nükleer enerjiye dair bir korkuya sahiptir, bu yüzden Fukushima işçilerini akıllara getirmek, otomatik olarak zihninde bir duygu bulutunu harekete geçirir.

Doğaya Yönelim Safsataları

Doğaya yönelim safsataları, bir şeyin “doğal” olduğu için iyi ya da “doğal olmadığı” için kötü olduğunu iddia eden argüman biçimidir.

Bu tarz safsatalar, çeşitli konulardaki tartışmalarda sıklıkla rol alır, dolayısıyla tamamen anlaşılması oldukça önemlidir. Bu kısımda, bu safsataların nasıl çalıştığını açıklayacak, bu tür akıl yürütmedeki aksaklıklara dikkat çekecek ve tutumlarını desteklemek için “doğa” argümanlarını kullanan kişileri nasıl başarılı bir şekilde karşılayacağınızı gösterecektir. Örneklerle ilerleyelim:

— A, doğaldır (ve doğal iyidir), o halde A iyidir.

Örnek: Bitkisel tedaviler doğaldır, bu yüzden sağlığımız için iyidir.

Tersi biçimde de argüman üretmeye çalışılır.

–B, doğal değildir (ve doğal olmayan kötüdür), bu yüzden B kötüdür.

Örnek: Antibiyotikler doğal değildir, bu yüzden antibiyotikler zararlıdır.

Ya da;

1-) Aşılar doğal değildir.

2-) Doğal bağışıklık doğaldır.  

3-) Bu yüzden doğal bağışıklık, aşılardan daha iyidir. 

Veya;

–Genetiği değiştirilmiş gıdalar doğal değildir. Dolayısıyla GDO’lar zararlıdır. 

Gördüğünüz üzere, bu akıl yürütme sürecinde bazı hayati boşluklar bulunuyor. Doğaya yönelim akıl yürütme biçiminin en bariz örnekleri, mağazalarda ya da çeşitli reklamlarda karşımıza çıkar. Pek çok üretici, ürünlerin iyi ya da kötü olduğunu göstermek için “doğal” ya da “organik” etiketleri kullanır. Hatta insanlar kendi aralarındaki konuşmalarda bile “Tamamen doğal, hiçbir zararı yok.” gibi telkinlere başvururlar. Oysa, bazı meyvelerin (şeftali, kiraz gibi) çekirdeklerinde bulunan son derece zehirli siyanür bileşiklerinin de doğal olduğu düşünülmez.

Görsel: Public

Doğaya yönelim argümanlarıyla karşılaştığınızda odaklanmanız gereken iki temel sorun vardır. Birincisi, “doğalın” ne anlama geldiğini tanımlama zorluğu, ikincisi ise “doğal olanın” her zaman iyi olmadığı gerçekliğidir. Tartışmalar esnasında karşı tarafın doğaya yönelim safsatasına başvurduğunu gördüğünüzde, genellikle bu iki sorundan birisini yakalamalı ve onun üzerine gitmelisiniz. Eğer gerekirse, daha da genişletebilir ve rakibin argümanlarının diğer kusurlarına da değinebilirsiniz.

Bir şeyi “doğal” olarak sınıflandırmanın açık ve basit bir yolu yoktur, hatta insanlar kendi standartları ölçüsünde bile genellikle bir şeyin doğal olup olmadığı konusunda hataya düşerler. Örneğin, insanlar genellikle bir şeyin doğal olmadığını (ve dolayısıyla kötü olduğunu) belirtmek için “kimyasallar” gibi genel terimleri kullanırlar.

Bununla birlikte, bu ayrım anlamsızdır, zira “kimyasalın” tam olarak ne anlama geldiğini tanımlamak da zordur ve bu terimi kullanan çoğu kişiden onu tanımlamasını isteseniz bunu yapmakta güçlük çeker. Ayrıca, örneğin; amonyak gibi doğal olarak meydana gelen ve doğaya yönelim safsatasına başvuran insanların çoğu zaman kendi tanımları altında “doğal” olarak ele almadıkları birçok “kimyasal” da vardır. Bu nedenle, bu argümanlara karşı çıkmanın bir yolu, rakibinizden “doğal” ile neyi kastettiğini açıklamasını istemektir.

İnsanların doğal olarak tanımlamadıkları pek çok şey esasında düşündüklerinden daha doğaldır. Antibiyotikler örneğin; ilk olarak küf mantarından elde edilmiştir ve bugün pek çok bitki, çok sayıda antimikrobiyal ilaçlar için bir kaynak olarak kullanılmaktadır.  Öte yandan, sorun esasında olabildiğince açıktır, doğal olan ancak son derece zararlı olan tonlarca şey bulunuyor. Arsenik, siyanür, fırtınalar, depremler, veba, çocuk felci vb. tüm bunlar doğal olmasına rağmen, son derece zararlı şeylerdir.

Bunun yanı sıra, doğaya yönelim safsatasına başvuran argümanlara yönelik; “doğal” tanımının zamanla değiştiği gerçekliğine vurgu yaparak da karşı çıkabilirsiniz. Bu durum, argümanların, eşcinsel evliliğin kabul edilebilirliği gibi sosyal adetler etrafında döndüğünde özellikle yararlıdır. Bunu, rakibinizin şu andaki inançlarını, evlenecek iki farklı ırkın üyeleri için doğal olmadığı fikri gibi eski toplumsal inançlarla yan yana getirmek suretiyle de yapabilirsiniz. Böylelikle de, belirli sosyal pratikleri “doğal” veya “doğal olmayan” olarak tanımlama fikrini ortaya koyarken, rakibinizin argümanındaki bağnazlığı vurgulayabilirsiniz.

Öte yandan doğaya yönelim safsatalarına başvuran insanlarla tartışırken, aklınızda tutmanız gereken şey daha var: Geri tepme etkisi. 2016 yılında Discourse Processes‘te yayımlanan bir araştırmada, insanların mevcut bilgi ve inançlarını zayıflatan bilgileri okuduklarında, bu durumun öfke ve dehşet duygularını tetiklediği; bunun da kişinin yeni bilgileri kendi kendine kabul etmesini neden zorlaştırdığını ortaya koymuştu. Bilişsel önyargı olarak isimlendirilen bu durum, kendilerine mevcut bilgilerini sarsan yeni bilgiler sunulduğunda insanların genellikle mevcut inanışlarına ve bilgilerine daha sıkıca bağlanma eğilimi gösterdikleri anlamına gelir.

Bu etkiden kaynaklı, doğaya yönelim safsatalarıyla argüman üreten rakibinize itiraz etmek, olumsuz bir tepkiye neden olabilir ve yanlış akıl yürütmelerine daha da güçlü bir şekilde tutunmasına neden olabilir. Bu durumu hafifletmek için, bu tür bir akıl yürütmeyle ilgili konulara işaret ederken çok fazla zıtlaşmaktan kaçınmalısınız. Rakibinizin fikrini değiştirmek istiyorsanız, en iyi hareket tarzının, kendi karşı argümanlarınızı ona yavaşça sunarak onun mantığındaki boşlukları görmesine ve sorunu orijinal tutumlarıyla içselleştirmelerine yardımcı olmak olduğunu unutmamalısınız.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (1 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  • Ismail Erdoğan 15 Ağustos 2018 - 13:22
  • Elinize,beyninize sağlık gerçek manada süper bir makale olmuş.Megerse ne çok safsata varmış hayatimizda yer alan.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv