Fantastik Canlılarının Soyunun Tükenmesinde İnsanlar mı Sorumlu?

1.8 milyon yıl önce, Dünya fantastik diyebileceğimiz canlılara ev sahipliği yapıyordu. Kuzey Amerika’da kaplanlar, gri kurtlar ve dev tembel hayvanlar gezinirken, Güney Amerika’da deveye benzeyen canl..
Görsel Telif: Kennis&Kennis

1.8 milyon yıl önce, Dünya fantastik diyebileceğimiz canlılara ev sahipliği yapıyordu. Kuzey Amerika’da kaplanlar, gri kurtlar ve dev tembel hayvanlar gezinirken, Güney Amerika’da deveye benzeyen canlılar ve devasa boyutlardaki yaklaşık 2 tonluk ayılar yaşıyordu. Avrasya’nın kendine özgü canlıları da gergedanlar ve mağara sırtlanlarıydı. Avustralya’nın övünç kaynağı ise dev vombatlar ve yaklaşık 2 metre boyundaki uçamayan kuşlardı. Bütün bu kıtalarda ve birçok adada, meşhur yün mamutları ve mastodonları da içeren devasa, uzun burunlu canlılar vardı.

Bugün, Afrika dışındaki bütün kıtalarda, üyeleri yetişkinken en az 43 kg olan megafauna türlerinin yarısından azına sahibiz. Peki, bütün bu devasa canlılar nereye kayboldu? Son 50 yılda, arkeologlar bir sonuca varmaya başladı; Belki de insanlar tarih sahnesindeki yerini almasaydı, bütün bu türler hala yaşıyor olabilirdi.

İlk kez paleontolog Paul Martin tarafından 1966’da ortaya atılan “overkill hipotezi“, yani aşırı öldürme hipotezine göre; insanlar ayak bastıkları her bölgede, ya bu devasa canlıları avlayarak ya da bu canlılara rekabet üstünlüğü sağlayarak soylarının tükenmesine sebep oldu. İnsanların oldukça etkili bir yıkıcı güç olarak tarif edildiği bu hipotez Martin tarafından ilk ortaya atıldığında, oldukça tartışmalıydı. Ancak arkeoloji topluluğunda, tam bir fikir birliği olmamasına rağmen, zamanla ilgi görmeye başladığını söyleyebiliriz. Ancak, bu önermeyi kabul etmeyen bilim insanları da mevcut. Örneğin, arkeolog Ben Marwick, buzul çağı yok oluşlarının çoğu için insanların suçlu olmadığını öne sürüyor. Bu önermenin anahtarı ise zamanlama. Marwick ve diğer araştırmacılar kısa bir süre önce, Avustralya’nın kuzeyinde insan yapımı eşyalar keşfettiler. Bulgular üzerinde yapılan incelemeler insanların bu adaya daha önce sanılandan 10,000 önce, yani 65,000 yıl önce, geldiğini gösteriyordu. Bu veriler oldukça kritik öneme sahip. Çünkü bahsi geçen canlıların Avustralya’da soyunun tükenmesi, 60,000 ila 40,000 yıl önceye kadar başlamadı. Veriler, megafauna nüfus baskının güçlüğünü çekmeye ve yok olma belirtileri göstermeye başlamadan çok daha önce insanların burada olduğunu ortaya koyuyor. Bu da insanların bu soy tükenme olaylarındaki ana sorumlu olmadığını gösteriyor.

İki predatör, Smilodon californicus (kılıç dişli kedi) ve Canis dirus (gri kurt), Kuzey Amerika megafaunasının bir illüstrasyonu. (Wikimedia Commons)

Aslında, son yapılan araştırmalar, insanlarla alakalı kurduğumuz zaman çizelgelerini alt üst edebilecek potansiyele sahip. Örneğin, 26 Nisan 2017 tarihinde Nature`da yayımlanan bir çalışmada da, insanların Kuzey Amerika’ya daha önce düşünülenden 100,000 yıl önce gelmiş olabileceği öne sürülüyordu. Eğer bu önermeler doğrulanabilirse, tartışmaların sonucu bilim camiasını da aşabilir. Bu söz oldukça iddialı görünmüş olabilir. Ancak önermelerin doğrulanması, insanları mutlak hakimiyetin ve çevresel şiddetin odak noktasından alıp sadece manzaradaki diğer bir tür konumuna getirebilir.

Diğer bir taraftan, bazı bilim insanları için aynı verilerin anlattığı hikaye daha farklı. Colorado Üniversitesi’nden jeolog ve paleontolog Gifford Miller’e göre; Marwick’in çalışması, Marwick’in iddia ettiği şeyin tam tersini kanıtlıyor. Avustralya megafaunal yok oluşundaki insan rolüne dair tartışmalardan birisi, insanların bu bölgede ortaya çıktığı tarihten neredeyse hemen sonra hayvanların soylarının tükenmesiydi. Çünkü, insanların bu bölgede ilk olarak var olduğu düşünülen tarih ile hayvanların soylarının tükenmesi arasında geçen süre, insanların yeterli nüfus büyüklüğüne erişmesi için yeterli değildi.

Marwick’ın verileri, bu tutarsızlığı gidermeye yardımcı olabilir. İnsanların bu bölgede daha uzun süredir yaşıyor olması, yeterli nüfus büyüklüğüne erişme, geniş alanlara yayılma ve çevreyi etkileme fırsatını da beraberinde getirir. Dolayısıyla ekosistemin yapısında ve fonksiyonunda inkar edilemez değişiklikler olur.

Miller, insan avlanmasının izlerini takip eden çalışmalar da yürütüyor. Örneğin Miller, yaklaşık 47.000 yıl önce soyu tükenmiş, uçamayan dev kuşlar olan Avustralya gök gürültüsü kuşlarının (Genyornis newtoni) yakılmış yumurta kalıntılarını inceledi. 2015 yılında Nature Communications‘da Miller ve çalışma arkadaşları tarafından yayımlanan çalışmada, Avustralya çapında 200’ün üzerindeki noktada bulunan bu yumurta kabuğunun yanık modellerinin, doğal yangınlar sonucu oluşmuş olamayacağını savunuluyordu.

Aşırı ölüm hipotezine karşıt başka bir görüşte de, antik iklim değişikliğinin, bütün o devasa canlıların soyunun tükenmesinin sebebi olabileceği öne sürülüyor. Bu görüşü savunan bilim insanlarına göre, kıtaya bağlı olarak, sıcaklık ve nemdeki dalgalanmalar megafaunaya zarar vermiş olabilir. Ancak, 2.5 milyon yıl önce başlayan Kuaterner dönemden bugüne kadar Avustralya’da meydana gelmiş iklim değişiklikleri üzerine de çalışmalar yürüten Miller’a göre, bu sav da yeterli değil. Çünkü, bütün bu canlılar ilgili dönem içerisindeki zor koşullarda hayatta kalmayı başarmıştı.

Armadillo benzeri, zırhlı, dev canlı Glyptodon’un bir illüstrasyonu. (Wikimedia Commons)

Miller’ın değerlendirmelerinin destek bulduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, büyük memelilerin soylarının tükenme olaylarının izini sürdükçe, insanların kolonileştiği bölgelere ulaşılıyor. İnsanlar yeni bir bölgeye gittiklerinde, megafauna soy tükenmelerine rastlanabiliyor.

Tabii ki, ekolojik ve arkeolojik farklılıkları dikkate almak gerekli. Örneğin, Avustralya ve Kuzey Amerika arasında, ekolojik ve arkeolojik görüntü açısından oldukça fazla farklılık mevcut. Avustralya’da insanların megafauna avlayıp yediğine dair, Miller’ın üzerinde çalışma yürüttüğü yanmış yumurta kabuklarının dışında, görece az delil mevcut. Yani, bilim insanları henüz o dönemde yaşayan insan topluluklarının, 7 metrelik kertenkeleler ve 450 kiloluk kangurular da dahil olmak üzere, düzinelerce türün soyunun tükenmesine neden olduğuna dair kesin kanıtlara ulaşamadı. Kuzey Amerika’da ise, her ne kadar bazıları tartışmalı olsa da, etleri ve dişleri için mamutların avlandığına dair delilleri barındıran düzinelerce kazı alanı var.

Kuzey Amerika’da, insan veya kasaplık işaretlerini barındırdığı iddia edilen 70’den fazla mamut fosili bulundu. Bunlardan 16 tanesinin, arkeoloji topluluğu tarafından kesin olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz. Çünkü, bir kazı alanında yalnızca mızrak ucu ve bir hayvanın kalıntısının bulunması, o hayvanın insanlar tarafından avlandığını kesin olarak göstermiyor. Yani insanlar, hali hazırda ölmüş bir canlının etini tüketmek için kasaplık yapmış da olabilir.

Macrauchenia, soyu tükenmeden önce Güney Amerika’ya özgü olan lama benzeri uzun burunlu canlılardı. (Wikimedia Commons)

Bütün bu değerlendirmeleri yaparken, soyu tükenen diğer canlıları da hesaba katmak gerekli. Örneğin, devasa boyutlara ulaşabilen antik ayı Arctodus simus ve armadillonun dev hali olan 1 tonluk Glyptodon gibi canlılar da aynı dönem içerisinde yok oldu. Üstelik bu canlıların insanlar tarafından avlandığını gösteren herhangi bir delil bulunmuyor. Bu da demek oluyor ki, yalnızca ”avlanma” üzerinden bütün devasa canlıların soyunun tükenmesi açıklanamaz; ancak insanlar yalnızca avcı değildir.

İçerisinde yaşadığımız çevreyi değiştirme eğilimindeyiz. Bu durumun, ekosistem üzerinde etkileri olması kaçınılmaz. Aslanlar ve sivri-keskin dişli kediler gibi büyük etoburların, insanların şekillendirdiği yeni çevre koşullarında hayatta kalamamış olabilmesi mümkün. Miller’a göre, insanlığın ekosistemleri değiştirme kabiliyetine dair tüm veriler, overkill hipotezini destekliyor.

İnsanların antik dev canlıların soyunun tükenmesindeki rolüne dair tartışmaların devam edeceğini söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Bilim insanları, yapılan çalışmalarda elde edilen veriler üzerinden konuyu değerlendirip bir yorumlamada bulunacak. Literatürde yerini alan her bir çalışmayla artan veriler, bazı görüşlerin daha da güçlenmesini sağlarken bazılarını çürütecek.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv