• Uzay
  • 9 Kasım 2014

Uzay Mekiğinde Yanlış Kapıyı Açarsak… ?

Evrimin ilginç bir aracı ve ürünü olan türümüz, istilacı tavrını gezegenin dışına taşımak konusunda oldukça ısrarlı. Bunun heyecan verici örneklerinden biri Mars One projesi, ki bu Hollanda tabanlı gr..
Görsel Telif: iurii / Shutterstock

Evrimin ilginç bir aracı ve ürünü olan türümüz, istilacı tavrını gezegenin dışına taşımak konusunda oldukça ısrarlı. Bunun heyecan verici örneklerinden biri Mars One projesi, ki bu Hollanda tabanlı grup sistematik bir şekilde ve belirli aralıklarla Mars’a Homo sapiens türünden canlıları ve gerek duyacakları araç gereçleri yollayarak, kızıl gezegeni yeni bir insan yuvası yapmayı planlamaktalar. Ama elbette yazımız bununla ilgili değil. Bu projenin parçası olacak ve onların ardından gelecek pek çok yolculukta yaşanabilecekleri göz önüne alırsak, bir ara biri kazara bir mekikten uzay boşluğuna savrulabilir, hem de koruma kıyafetleri olmaksızın. Peki, konumuzun odağı olan bu arkadaşın başına mekiğin güvenli ortamından uzaklaştıktan sonra neler gelir acaba?

Ağızdaki Tükürüğün ve Damarlardaki Kanın Kaynaması

Engin karanlık uzay boşluğu, bu arkadaşı çevreliyorken maalesef o bunun tadını çıkarıyor olmayacak. Boşluğa savrulan birinin başına gelecek ilk şey, basınç azalması olacak ki bunun nasıl bir şey olacağına dair Hollywood bizi biraz aydınlatmaya çalışmış (ama başaramamış). Gerçeğe Çağrı (1990) filmini izlemiş herkes Arnold’un Mars’ın yamaçlarından aşağıya düşüp düşük basınca maruz kalınca gözlerinin nasıl patlarcasına şiştiğini hatırlar. Elbette bu abartılmış bir senaryo, düşük basınca maruz kalan gözler yerlerinden fırlamaz ya da patlamazlar. Ancak kimya dersinde uyuklamayanların anımsayacağı “Boyle Yasası”na göre bir sıvının kaynama noktası ile bu sıvının basınç ve hacmi arasında bir ilişki vardır. Düşük basınçta sıvılar daha düşük sıcaklıkta kaynarlar. Uzay boşluğunda süzülmekte olan bahtsız arkadaşın tükürüğü ağzında anında kaynayacaktır ancak bunun sıcaklık temelli değil basınç kaynaklı olduğunu göz önüne alırsak, bir yanık olması söz konusu değil. Basıncın azalması kanı da etkileyecek ve kan damarların içinde kaynamaya başlayacak, ta ki bir dengeye ulaşana kadar.

Ciğerler Kullanılamaz Hale Gelir

Nefes alışımız yine bedenimizin dışında yer alan atmosfere ve dolayısıyla basınca bağlı bir olgu. Eğer ki bize konu mankeni olmuş talihsiz isimsiz arkadaşımız boşluğa savrulduğu an nefesini tutmaya çalışırsa içinde tuttuğu gaz, ciğer duvarlarına baskı uygulayacak ve doku tahribatına neden olacaktır. Yani boşluğa düşer düşmez son nefesini vermeli. Acımasız bir yazarın karakterine son şakası gibi görünen bu gerçek, aslında hayatta kalmak adına önemli bir adım. Olur da bir kurtarma gerçekleşirse arkadaş akciğerlerine ihtiyaç duyacak ne de olsa. Düşük basınçtan dolayı kanın kaynamasına ciğerleri korumak için nefesini vermeyi de eklersek, karşımıza boğulma sorunu çıkar ki bu boşlukta süzülen arkadaşın başına gelenleri değerlendirip “o kapı valfinden uzak durmalıydım” diye kendi kendine yakınması için yalnızca birkaç saniyesinin olduğu anlamına geliyor.

Altına Kaçırmak ve Deri Şişmesi

Uzayın basınçsız ortamında bağırsaklarımız kendini boşaltma eğilimindedir ki bu konu mankenimizin uzayda süzülmeye başladığı anda altını kirletmesi demek. Belki de kapalı bir bilinç o kadar da kötü bir şey değildir.

Uzay boşluğunda süzülen dostumuzun karşılaşacağı bir başka etki de derisinin şişmesidir. Basınç yetersizliğinden derinin giderek genişlemesi bir noktada yüzey gerilimiyle dengelenir ve şişme durur ancak dostumuz kurtarıldıktan sonra eski güzelliğine kavuşmak için bir süre beklemek zorunda.

Donma olayından bahsetmeden nasıl bir uzayda savrulma yazısı yazılabilir ki değil mi? Yine Hollywood’a başvuralım. Görev: Mars (2000) filminde Tim Robbins, içinde bulunduğu durumun ve sahip olduğu kahraman ruhun gereği, arkadaşlarını kurtarmak için başlığını çıkarır ve oracıkta donuverir. Karlı kış günlerinde dışarı çıkmak zorunda olan ve bu nedenle burnu donmuş türdeşlerim, üzülerek söylüyorum ki bu da bir yalan. Kışın dışarı çıkınca üşürüz çünkü bedenimizden ısıyı aşıran minik moleküller tarafından sarılmışızdır. Hâlbuki uzay boşluğunda bunu yapacak moleküller yok ve geriye tek ısı kaybı kaynağı olarak kara cisim ışınımı kalıyor. Merak edenler Google’dan yardım isteyebilirler ancak şu kadarını söyleyelim ki bu yolla donmanız bir hayli zaman alır ki çırpınıp kas yoluyla ısı üreteceğinizi de göz önüne alırsak, donmak gibi bir sorun söz konusu değil.

İyi haber, olur da kendinizi bir an için uzay boşluğunda bulursanız ve ancak yardım birkaç dakika içinde size ulaşırsa, yüksek ihtimalle hayatta kalırsınız. NASA’nın vakum kullanarak yaptığı çalışmalara baktığımızda görüyoruz ki 3 dakikanın altında bir maruz kalımdan sağ kurtulmak pek bir mümkün.

Kısaca söylemek gerekirse uzay mekiğindeyken kapı kollarına daha dikkatlice yaklaşalım lütfen 🙂

 


Kaynakça:

– TestTube

– NASA Vakum Çalışması

– The Effect on The Chimpanzee of Rapid Decompression to a Near Vacuum.


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (3 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  • d.brethil 05 Ağustos 2017 - 19:46
  • Kaynamak yerine “fokurdamak” daha doğru bir tanımlama sanki.

  • Talat 06 Temmuz 2015 - 18:32
  • Ben hep kişinin donarak öleceğini düşünürdüm hayal kırıklığına uğradım şu an.

  • Hidayet 11 Kasım 2014 - 10:01
  • Iyide neden güvenli kapıdan çıkmıyor bu arkadas?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv