Post Author Avatar
Gürkan Akçay
Boğaziçi Üniversitesi - Yazar / Editör
Metrobüse ya da kalabalık bir metroya binerken yaşadıklarınızı göz önüne aldığınızda bu söyleyeceğimiz size pek inandırıcı gelmeyebilir ancak insanlar; eşleriyle bağ oluşturma, bir dil aracılığıyla iletişim kurma ve tıkabasa dolu bir otobüste tanımadığı insanlarla kısa bir sohbete girme gibi kendisini diğer hayvanlardan ayıran eşsiz bir sosyal yeti setine sahiptir.

Birçok araştırmacı insan beynini, diğer hayvanlardan ayıran en önemli farkların beynimizin nöral dokusunun dış katmanı olan serebral korteksimizin büyüklüğü ve karmaşası olduğu noktasında hem fikir. Dolayısıyla da, evrimin bu şaheserinin mental yaşamımızı eşsizleştirdiğini düşünerek dikkatimizi bu alana odaklama eğilimindeyiz.

Fakat ne var ki; insanlar ve diğer hayvanlar arasında neredeyse tamamen aynı olan; örneğin; diğer beyin hücreleriyle iletişim kurmak için dopamin kimyasalını kullanan küçük bir grup beyin hücresi gibi, bazı parçaları gözardı ediyoruz. 22 Ocak'ta (2018) Proceedings of the National Academy of Sciences'da yayımlanan bir araştırma, bu ayrımın, beynimizde bulunan fazladan dopamin miktarına dek indirgenebileceğini ortaya koydu.

Dopamin, beynimizin ödül merkezi, duygudurum halimiz ve hafızamızla bağlantılar kuran bir nörotransmitter yani kimyasal bir habercidir. Bilim insanları, dopaminin bizleri diğer primatlara kıyasla daha dost canlısı ve daha az agresif canlılar yaptığını düşünüyor.

Dopamin nöronları sayıca çok azdırlar (beyindeki nöronların yaklaşık %0.0006’sı kadar) ve bütün memelilerde, hatta kaplumbağalar gibi bazı “basit” hayvanlarda da görülür. Ancak, uluslararası bir araştırma ekibi, insanlardan alınan beyin dokusu örneklerini diğer ape ve primatlarla karşılaştırdığında, insan beynindeki dopamin seviyelerinin dramatik bir biçimde arttığı bulgusuna ulaştı. Henüz çok erken ama belki de bu kimyasalın bizi evrimsel süreçte bir adım öne çıkardığını söyleyebiliriz.

İnsanlar, en yakın akrabalarımızla karşılaştırıldığında; dil, empati ve fedakarlık gibi gelişmiş sosyal özellikleri açısından olağanüstü bir demografik başarı ile karakterize edilebilir. Ancak bireysel üreme başarısının gelişmesiyle insan sosyal davranışının nasıl evrimleştiğini açıklamak zordu.

Bilim insanları uzunca bir süredir, insan beyninin hacimsel büyüklüğü dışında, beynimizle, diğer primatların beyinleri arasındaki farklılıkları araştırıyordu. Antropologlara göre, insanın iki ayak üzerine kalkma, alet yapma ve gelişmiş topluluklar oluşturma aşamasına nasıl geçebildiğini açıklayan bazı önemli farklılıklar olmalıydı. Konunun nörokimya boyutuna odaklanan araştırma sayısı ise gün geçtikçe artmaktadır.

Yeni yapılan bu araştırmada ise doğal nedenlerle hayatını kaybetmiş; insanlar, kapuçinler, domuz kuyruklu makaklar, zeytin babunlar, goriller ve şempanzelerden alınan 38 beyin dokusu örneği bir araya getirildi. Araştırma ekibi, yürüttükleri çalışmalarda beynin; hareket, öğrenme ve sosyal davranışlarla ilgili sinirsel mesajları bir posta ofisi gibi sınıflandıran striyatum isimli bölgesine odaklandı. Doku örnekleri farklı nörotransmitterlerin farklı tepkiler verdiği kimyasallar ile boyandı ve böylelikle serotonin, dopamin ve nöropeptid Y seviyeleri görülebildi.

Bütün bu nörotransmitterler, sosyal ipuçları ve işbirliğine dayalı bağlarla ilgilidir ve insanlarda ve apelerde, diğerlerine kıyasla daha fazla serotonin ve nöropeptid Y bulunur. Analizler sonucunda insan beyin dokusunun yalnızca daha fazla dopamin bulundurmakla kalmadığı; aynı zamanda da daha az miktarda asetilkolin --bölgesel davranışla ilgili-- bulundurduğu görüldü.

Elde edilen bu sonuçlar, aynı araştırmacılar tarafından yapılan ve Kasım 2017'de Science'da yayımlanan araştırma sonuçlarıyla da uyumluluk gösterdi. Söz konusu bu araştırmada, dopamin üretiminden sorumlu bir gen olan TH geninin, şempanzelere kıyasla insanlarda daha yüksek bir ekspresyona sahip olduğu görülmüştü.

Bu sonuçlardan yola çıkarak da, artmış dopamin seviyelerinin ilkel insanlar arasında daha yüksek seviyede bir sosyal hassaslığa neden olmuş olabileceğini söyleyebiliriz. Bu hassaslık, insanların birbirleriyle ilgilenmelerine, cinsel ilişkilerini sınırlandırmaya ve gruplar arasındaki agresyonun azalmasına yardımcı olmuş olabilir. Bütün bu durumlar da bir türün sosyal gelişimi için son derece önemli koşullardır.

Ancak yine de çok uzun zaman önce meydana gelmiş değişikliklerden bahsediyoruz ve anatomimizin böylesi kompleks bir parçası konusunda tam olarak emin olmak oldukça güçtür. Ne var ki, bu tarz bir nörokimyasal analiz, daha net bir fikir elde etmemize yardımcı olabilir.

Araştırmacılar, striyatumdaki farklı kimyasal seviyelerinin, 7-9 milyon yıl önce beyin büyüklükleri neredeyse aynıyken bile şempanze ve insanların kişilik tarzlarında ve sosyal davranışlarındaki farklılaşmaya önemli bir katkıda bulunmuş olabileceğini ileri sürüyor.

Dişiler, daha dışa dönük ancak çok fazla agresif olmayan erkeklerle eş olmayı seçmiş; birlikte çalışan erkekler, avlanma ve yapılaşma gibi görevlerde daha iyi bir başarı sağlamış olabilir. Bu da bizleri bugüne taşıyan parametrelerden birisi olmuş olabilir.
Kaynak ve İleri Okuma
Etiket

Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?

Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.

Destek Ol

Yorum Yap (0)

Bunlar da İlginizi Çekebilir