• Uzay
  • 25 Kasım 2015

Concordia’ya Doktor Atanmak – Türkiye’nin Uzaya Bakışı

Beyaz Mars ve Dünyanın Sonu; dünya üzerindeki en kuru, en soğuk ve en izole (yaşam alanlarından yalıtılmış) yer için, bilinen adı olan Antarktika dışında kullanılan diğer isimlere iki örnek…..
Görsel Telif: ESA/IPEV/PNRA – E. Macdonald-Nethercott

Beyaz Mars ve Dünyanın Sonu; dünya üzerindeki en kuru, en soğuk ve en izole (yaşam alanlarından yalıtılmış) yer için, bilinen adı olan Antarktika dışında kullanılan diğer isimlere iki örnek…

Fransa Kutup Enstitüsü (IPEV) ve İtalya Antarktika Araştırma Programı (PNRA) işbirliğiyle yapılan ve 2005 yılında faaliyete geçen Concordia,  yerkürenin coğrafi güney noktasına 1600 kilometre uzaklıkta ve deniz seviyesinden 3200 metre yükseklikteki C Kubbesi platosunda konuşlanmıştır. Bu iki kuruluşun yanında ESA (Avrupa Uzay Ajansı) da ay ve Mars’a planlanan insanlı uzay yolculukları için bilimsel araştırmalar yürütmek üzere bu üssü kullanmaktadır. Üsse en yakın yerleşim birimi/yaşam alanı yaklaşık 600 kilometre ötedeki bir diğer araştırma üssü olan Rus Vostok İstasyonudur. ISS’in (Uluslararası Uzay İstasyonu) yörüngesinin dünyaya 400 kilometre uzaklıkta olduğunu belirterek Concordia’nın yalıtılmışlığını sayısallaştırmış olalım.

Yılın 9 ayını saf karanlık veya saf aydınlık altında ve mutlak yalnızlık, sessizlik, kokusuzluk, renksizlik içinde, olağanın üçte biri kadar oksijenle geçiren Concordia, bu özellikleriyle uzun uzay yolculuklarıyla tamamen örtüşen bir fiziksel ortam oluşturuyor. İnsanları büyük bir şehrin merkezinde veya her türlü olanağın dibinde de yalıtarak, bu durum karşısındaki duruşlarını incelemeniz tabii ki olası. Ancak Concordia’daki yalıtılmışlık en kötü ve en tehlikeli durumlarda bile ortada kaldırılacak veya müdahale edilecek bir “mizansen” değil, birçok açıdan yaşamsal tehdit oluşturabilecek “gerçek” bir olgu ve böyle olduğu konukları tarafından biliniyor. İnsan için başlı başına bir stres kaynağı olan bu şartların, düşünme, mizaç, duygulanım ve uyku kalitesi üzerine etkileri ve olası olumsuz etkilerinin etkisizleştirilmesi için yapılması gerekenleri araştırmak için atmosferi terk etmeden gidebileceğiniz tek yer şimdilik burası görünüyor.

Kış aylarındaki -85°C’lik rekor “soğuklukların” ötesinde ortalama -60°C ve yaz döneminde ortalama -30°C seviyesindeki termometre ölçümleri ile Antarktika, dünya içme suyunun %60’ını donmuş olarak saklayan gezegensel boyutta bir dondurucu aslında. Hiçbir hayvanın doğal olarak hayatta kalamayacağı bu ısılarda, son birkaç yıldır bazı mikroorganizmaların (ekstremofil: ısı, nem, basınç vs. gibi etmenler açısından uç koşullardaki ortamlarda yaşamını sürdürebilen) yaşadığı gösterilmeye başlandı. “O kadar da zorlu bir yer değilmiş işte” diye düşündüyseniz, “İmkânsız olduğunu düşündüğümüz yerlerde bile yaşam filizlenebiliyor” derim size…

Concordia’ya ulaşma olasılığınızın olduğu, yani gitmeyi deneyebileceğiniz dönem Kasım-Şubat ayları arasındaki 3 ayı kapsayan yaz sezonu. Bulunduğunuz yerden bir şekilde Yeni Zelanda veya Tazmanya’ya ulaştığınızda yolculuğun başlayabileceği iki yerden birine gelmiş oluyorsunuz. Bundan sonrası gemi veya uçak yolculuğuyla yedinci kıtaya geçmek, her şey yolunda giderse birkaç yere uğradıktan sonra Concordia’ya ulaşıyorsunuz. Bu yolculuk 12 güne kadar uzayabiliyor—yolculuğun başlangıç yerlerinden birine ulaşmanız bu süreye dâhil değil. Yılın herhangi bir zamanında, ISS’ye 6 saatle 2 gün arasında değişen sürelerde ulaşmanın olası olduğunu belirttiğimiz zaman, Concordia’nın “uzaydan daha uzak” bir yerleşke olduğu söylenebilir sanırım.

Concordia’ya ulaşım. Üs, kıyıdan 1200 km içeride bulunuyor. Telif:ESA

Concordia’ya ulaşım. Üs, kıyıdan 1200 km içeride bulunuyor. Telif:ESA

Concordia’nın 2 kulesi, kar içinde batmaması ve fırtınalarda sürüklenmemesi için çelik hidrolik sütunlar üzerine oturtulmuştur. Üssü besleyen 3 jeneratörün 2’si dönüşümlü olarak sürekli çalışmakta ve üretilen 200kW’lık elektriğin çoğu bina içi sıcaklığını 21-23°C’de tutmak için kullanılmaktadır. Her ne kadar karlar içinde bir kış evi düşündüğünüzde aklınıza gelen ilk yer burası olmasa da, üssün, “hiçbir” yerin ortasında disko, spor salonu, oyun ve sinema odası gibi konforlara sahip olduğunu da belirtelim. Concordia’da, kıtada bir çevre kirliliğine yol açmadan sadece bilimsel araştırma yapılmasını imza altına alan Antarktika Anlaşmasının ve Madrid Protokolünün de bir gereği olarak atık sudan içme suyu üreten ve ISS’de de hâlihazırda çalışan bir sistem kullanılıyor.

Concordia’nın çelik kuleleri, hidrolik düzeneklerle oturdukları platformlar ve ahşap döşeli katlar – inşaat dönemi. (Ahşaba zarar verecek mantarlar bu ısılarda yaşamadığından kullanımında sorun yok) Telif: IPEV/ESA/Serge Drapeau

Concordia’nın çelik kuleleri, hidrolik düzeneklerle oturdukları platformlar ve ahşap döşeli katlar – inşaat dönemi. (Ahşaba zarar verecek mantarlar bu ısılarda yaşamadığından kullanımında sorun yok) Telif: IPEV/ESA/Serge Drapeau

Tehlike anında yardım gelme olasılığının çok düşük oluşu, kısıtlı dış iletişim-sıkı kişisel ilişkiler, uç sınırlarda çevresel faktörüler, çok kültürlü ekiple birlikte olma ve izolasyon ve hapsolma duyguları ve tüm bu saydıklarımızın “kontrolsüz ve yönetilemez” faktörler oluşu nedeniyle Concordia’da yaşamak suretiyle, uzun Mars yolculuklarında insanların ne tür sorun ve streslerle karşılaşabileceklerini bire bir öngörmek olasıdır. Tüm bu şartların varlığında üs, uykusuzluk, düşük basınç ve düşük oksijen yoğunluğu, depresyon ve can sıkıntısı gibi her biri ayrı stres kaynağı unsurların insan duygudurumu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi için oldukça uygun bir deney ortamı sağlar. Özet olarak, bu tuhaf yerde, görevleri gereği buzulbilimi, gökbilim, atmosferik bilimler ve yerküre ile ilgili diğer bilimlerle ilgili araştırmalarını sürdüren bilim insanları üzerinde—ki bunlara hivernot deniyor, C kubbesinde bir kış geçirenler anlamında,  tıbbi ve biyolojik araştırmalar yapmaktır ESA’nın amacı ve bunu da her dönem bir tıp doktorunu, bir yıl süreyle Concordia üssünde görevlendirerek gerçekleştirmektedir. Ekip üyeleri arasında sosyal çekim ve işbirliği, yiyecek/duygudurum ilişkisi, düşük oksijen basınçlı ortamda uyku apnesi (uyku sırasında soluk durması), üsteki yaşamın vücut duruş pozisyonuna (postür) etkisi ve bunun kardiyolojik etkileri, uzay aracı üretiminde kullanılmak üzere antimikrobiyal malzeme geliştirme testleri, video günlükler tutan ekip elemanlarının psikolojik gidişat değerlendirmesi, uzay yolcuları için ideal vitamin D destek dozunu belirleme çalışmaları, yalıtım ve hapsolma duyguları etkisindeki insan vücudunun kan basıncını düzenleme yöntemleri, yalıtımın beyindeki sinir ağları üzerine etkileri, dört ay mutlak karanlıkta gece görüş ve ekstremofil mikroorganizma arayışı gibi birçok araştırma ve inceleme, ESA’nın doktorları tarafından yürütülüyor ve insanlı uzay yolculuğunu olası kılan ve “ x, y ve z” şeklinde açıklanabilecek her türlü fiziksel-astrofiziksel, gökbilimsel ve uzay mühendisliği başta diğer tüm mühendislik dallarının alanına giren “genel-geçer doğrular”ın ötesinde, yolculuğun belirleyici ögesi olan insana yönelik en kapsamlı ve sistematik araştırma olarak karşımızda duruyor.

Concordia’nın “ikiz kuleler”i üzerinde güney ışığı (Aurora Australis) Telif: ESA/IPEV/ENEAA/A. Kumar ve E. Bondoux

Concordia’nın “ikiz kuleler”i üzerinde güney ışığı (Aurora Australis) Telif: ESA/IPEV/PNRA – E. Macdonald-Nethercott

ESA’nın bünyesinde her yıl “geçici görev” çıkararak Antarktika’da “mecburi hizmet” yaptıracağı bir kadrolu hekim bulunmadığından adaylarını sosyal medya aracılığıyla bulmayı hedefliyor. Concordia’ya ve ESA’nın insanlı uzay yolculuğu için yaptığı araştırmalara olan kişisel ilgilim bu yılın Mart ayında gördüğüm ve “Concordia’da çalışacak doktor aranıyor” mealinde bir Twitter iletisi oldu. İleti sahibi olan İngiliz tıp doktoru ile iletişime geçerek konuyla ilgili detayları öğrenmek istedim. Son derece hızlı, açıklayıcı ve cana yakın yanıtlar göndermesi, ötesinde bunları Antarktika’dan gönderiyor oluşu bende, sanki kendisinden sonra gelecek olan hekimi bulamazsa orada sonsuza dek kalacakmış gibi bir izlenim uyandırdı. Sonuçta çalışma usulüyle ilgili hiçbir yerde yazılı olmayan konuları hekim hekime konuşma olanağımız oldu. Tahmin edilebileceği gibi, yürütülen hiçbir çalışma, deney veya araştırma hekimin kararına bırakılmış değil; en ince detayına kadar planlanmış metotların titizlikle uygulanmasını ve zamanında, doğru verilerin Avrupa’ya ulaşmasını istiyor ESA. Sıkı sıkıya belirlenmiş protokoller arasında sıkıntıya düşülen anda Skype bağlantısı ile eski kıtaya ulaşılıyor. Yaz aylarında üssün nüfusu 80’lere ulaşabiliyor. Ama yılın 9 ayını birlikte geçirmek zorunda olduğunuz ve çalışmalara sizinle birlikte deneklik yapacak kişi sayısı 13-14. ESA doktoru olarak diğer bir göreviniz de acil durumlarda üsteki doktora yardımcı olmak. Ameliyathanesi de olan üste gerekirse cerrahi girişimler yapmak mümkün; Skype aracılı teletıp hizmeti sağlanabilse de bir cerrahın yerini tutmayacağını söylüyor meslektaşım gülerek. Kış aylarında, el ayak çekilince, büyük teleskoplarla gökbilim araştırmaları yapan ekiple beraber gözlem yapabilme şansı bu işin ek getirisi olarak pakete dâhil! Üste kimsenin kişisel bilgisayarı ve internet bağlantısı yok. Bağlantısı yavaş “kommünal” bilgisayarları kullanarak Facebook ve Twitter hesaplarına ulaşabildiğini söylüyor şu günlerde dönmek için gün sayan ESA hekimi. Bunun dışında Skype için ayrılmış tek bir bilgisayar mevcut ve bağlantısı değişken olmakla birlikte ortak kullanılanlardan daha iyi; acil durumlar ve aileyle hasret gidermede etkili olduğu kanıtlanmış. Kıta Avrupa’sına orta kaliteli-sınırsız-ücretsiz telefon görüşmeleri, kış aylarındaki en garantili iletişim şekli. Gönüllü de olsa hiçbir iş karşılıksız yapılmıyor tabii; bir yıllık hizmet bedeli olarak elli bin avro kazanıyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi üste para geçmiyor.

İşin iç yüzünü yaşayarak bilen bir kişiden sağladığım bu bilgiler sonrasında benden beklenen şeyi yaptım ve ESA’nın Concordia birimine, bir yıllık bu göreve talip olmak için ulaştım. Ancak pozisyonun sadece ESA üyesi ve ELIPS4 (Avrupa Uzayda Yaşam ve Fiziksel Bilimler Programı) ortağı ülkelerin vatandaşlarına açık olduğunu öğrendim.

1975’te kurulan ve geçen ay Macaristan’ın da katılmasıyla 22 ülke üyeliğine ulaşan ESA, NASA’nın Avrupa’daki eşleniği aslında. Rosetta gibi yakın tarihli popüler başarıları yanında geçmiş kazanımları ve gelecek planlarıyla NASA’dan pek de geri kalır yanı olmayan bu ajansla 2004 yılında imzaladığımız işbirliği niyet anlaşması sonrasında tam işbirliği ve ardından uzay teknolojilerinde gelişme planı anlaşmaları aşamalarına gelememiş olmamız nedeniyle, uzay teknolojisinin geliştirilmesi ve bu yolda sağlanan avantajların kullanılması alanında konunun tamamen dışındayız. İnsanlığın uzay macerasına, Türkiye adına katkıda bulunma olasılığımın bile bulunmayışı, imzalanmamış bu anlaşmalarda gizli sanırım.

Bir işe temelden girmeyi pek tercih etmiyoruz. Temel bilimlerin, gökbilimin önemini yeterince anlamıyoruz; yıldızlara fal ve burç için, göktaşlarına dilek tutmak için bakıyoruz. Uzay istasyonuna içme suyu sağlamak için geliştirilen teknolojinin bir gün dünya üzerinde sağ kalmamıza katkısı olacağını, ISS’de yeşeren marulun beslenme ile ilgili sorunlarımıza çözüm oluşturabileceğini, uzak kuyruklu yıldızlara kondurduğumuz aletlerden günlük hayatımızı kolaylaştırabilecek iletişim teknolojileri geliştirebileceğimizi, o çok korktuğumuz kanseri belki de yerçekimsiz bir deplasmanda yenebileceğimizi düşünmek istemiyoruz. Uzay çalışmaları sonunda elde edilen teknolojilerin, onu bulanlar için daha ucuz ve kolay erişilebilir olacağını hesaplamadan, bulunduktan sonra ilk alacaklardan biri olmak için sıraya yazılıyoruz. Bu bakış açımız bilimin temeli için de geçerli aslında ve bu açıdan düşünüldüğünde şaşırtıcı değil istikrarlı; sosyal bilimleri bir kenara bırakarak değerlendirdiğimizde, adı herkesçe malum üniversitelerimizin başta tıp ve mühendislik olmak üzere çeşitli alanlardaki akademik araştırmaları — “kâğıt üzerindeki” ve “literatürle daima uyumlu” olan araştırmaları kastediyorum— ve elde edilen uluslararası tıbbi başarılar, “ücreti karşılığında” ortaya çıkarılan mühendislik eserleri, bilimin olay ufkunda dolaştığımıza işaret ediyor olsa da, kabul etmeliyiz ki, uygulamalı bilim dallarının iyi bir uygulayıcısı olmakla, temel bilimlerin gelişmesine katkıda bulunmak arasındaki farkı anlamakla başlayacak her şey. Bilimin kara deliğine düşmeden, bilim üretmenin felsefesi üzerine konuşmak biraz romantik belki ama hiç gerçekçi değil.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv