Bitki Evrimi 3/5: Kömür Çağı

Yeşil bir gezegende yaşıyoruz. Bize bu gayet sıradan, alışılmış ve dolayısıyla önemsiz geliyor ama bitkiler Dünya üzerinde yaşayan en önemli canlılar. Bitkilerin karaya ilk çıkışı, tüm hayvanların yaş..
Görsel Telif: Franz Anthony

Yeşil bir gezegende yaşıyoruz. Bize bu gayet sıradan, alışılmış ve dolayısıyla önemsiz geliyor ama bitkiler Dünya üzerinde yaşayan en önemli canlılar. Bitkilerin karaya ilk çıkışı, tüm hayvanların yaşamına olanak tanıdı ve Devonyen Dönem biterken ormanlar büyüyüp ilginçleşti. Peki bitkiler kendi bedenlerini ve ortamı bu altın çağda nasıl değiştirebilmişlerdi?

18.yüzyılın sonlarından başlayarak 19.yüzyıl boyunca, Sanayi Devrimi Avrupa’nın her yanına hızla yayıldı. Beraberinde çok sayıda sosyal ve ekonomik değişim de getirdi. Kocaman buharlı gemiler ve lokomotifler sayesinde, ticaret ve seyahat hız kazandı. Kıtanın her yanında yaşam biçimi değişti ve nüfus patlaması ile birlikte şehirler büyüdü. Tüm bunlara olanak tanıyan, inanılmaz bir yakıttı: Kömür. Bu taşı herkes bilir ama acaba kömür tam olarak nasıl ortaya çıkar?

Bu soruyu yanıtlamak için taşların oluştuğu tarih dilimine geri dönmemiz gerek. Bu taşlar kabaca 360 ilâ 290 milyon yıl öncesine denk gelen ve popüler kültürde Kömür Çağı olarak bilinen dönemde oluştu. Bilimciler o dönemi, ormanların altın çağı olan Karbonifer Dönem olarak adlandırır. Devonyen Dönem’den Karbonifer Dönem’e geçiş, canlı çeşitliliği en yüksek düzeydeyken gerçekleşen bir kitlesel yok oluşla bilinir. Ne gariptir ki, bunun nedeninin kara bitkilerinin ve ormanların yayılımı olduğu söylenebilir.

Ormanların karbon dioksit tüketerek atmosfer üzerinde değişiklik yaptıkları bilinmekle birlikte, Devonyen Dönem biterken çok sayıda bitkinin ölümcül etkileri olduğu da anlaşılmıştı. Karbon dioksit havayı sıcak ve nemli tutar; dolayısıyla bu gazın sürekli düşüşü kutupların çevresinde iklimsel soğumaya neden olmuştu. Soğuma olayı o denli ilerledi ki, Güney Kutbu’nda buzullar oluştu.

Bu sırada, ormanların hızlı yayılımı, çöküntülerin ağaç kökleri tarafından hapsedilmesine yol açıyordu. Bu da nehirleri yavaşlatarak, bataklıkların oluşmasına neden oldu. Durgun suda çözünmüş oksijen eksikliği baş gösterince, çok sayıda sucul hayvan öldü. Bu olaylar silsilesi, bir çağın sonunu getirmiş oldu. Dünya’nın her yanındaki benzersiz hayvan ve bitki türleri kitleler hâlinde yaşama veda etti.

Kitlesel yok oluşu izleyen Karbonifer Dönem, günümüzden kabaca 360 milyon yıl önceydi. Yüzeysel açıdan, ormanlarda fazla bir değişiklik yokmuş gibi görünüyordu. Erken dönem ormanlarının baskın ağaç türü olan Arkaeopteris ağaçları hâlâ etraftaydı; ama hükümdarlıkları kısa süre sonra bitecekti. Uzun süre boyunca, bu antik ağaçların gölgesinde büyüyen başka bitkiler olmuştu; ta ki Karbonifer Dönem’in ortalarında sahne alan yeni aktörler oyuna katılana dek.

Ormanlar, sulak yaşam alanlarından uzaklaşmaya ve çeşitlenmeye başladı. Ağaçlar kendilerini lignin adı verilen bir molekül ile doldurarak, ağaç kabuğu oluşturdu. Ağaç kabuğunun oduna oranı öyle yüksekti ki, Karbonifer ağaç kabuklarını sindirebilecek herhangi bir çürükçül organizma bulmak çok zordu. Karada epeyce bitki yiyen hayvan vardı ama ağız yapıları o denli kalın besinleri çiğneyebilecek durumda değildi. Dolayısıyla ölen ağaçların ardında, fosilleşmeyi bekleyecek bolca doku kalıyordu. İşte bugün yaktığımız kömürün büyük bölümü, o dönemden kalmadır. En palazlandıkları dönemde bu “kömür ormanları” yaklaşık 20 milyon kilometre karelik bir alanı kaplamışlardı.

Dönemin bitki örtüsü elbette iç kısımlardaki bataklık ve taşkın ovalarının çevresinde şekilleniyordu. O zamanın bitkilerinin çoğu, eğreltiotunu da kapsayan pteridofit grubunun üyeleriydi. Pteridofitler, Yeni Zelanda ve Tazmanya’da bulunan ağaç büyüklüğündeki bireylerden, ufak bildik eğreltiotu türlerine dek değişkenlik gösterebilir. Daha az rastlanan ama yine de tanınabilen diğer pteridofitlere örnek olarak kurtayağı, çimeğreltisi ve ulak otu verilebilir. Şimdilerde bu bitkiler, doğrudan güneş ışığı alıp kurumamak için su birikintilerinin olduğu alanlarda yaşar. Karbonifer pteridofitleri ise güneşe uzanıyordu ve Geç Karbonifer Dönem’de ekosistemlerinin en yaygın bitkileri olmuşlardı.

Kuzey Amerika’da, Illinois’deki Mazon Creek gibi bölgelerde, 307 milyon yıl öncesinde yaşamış olan bataklıksı ormanların bir parçası olan tatlısu sistemlerinin ve toprakta yaşayan ormanların kalıntıları bulundu. Bu alanlar bize o zamanların bitki örütüsünün büyük çeşitliliğini ve farklı organizmalar arasında evrilen çeşitli ilişkileri gösteriyor. Mazon Creek’in toprak bölümleri olan Braidwood Yatakları’ndan çıkan fosiller, eklembacaklıların bitkilere ne kadar yakın olduğunu anlatıyor.

Braidwood Yatakları’nda, Batı Yarıküre boyunca uzanan çok sayıda taş yataklarında da görülen etkileyici bitki fosilleri bulundu. Yaşadıkları sırada, evrilmiş olan en acayip bitkiler arasındaydılar. Bazıları 30 metre boyunda bir şişe fırçasını andırıyordu; bazıları çok seyrek dallara ve yapraklara sahipti. Bazıları ise modern ulak otu bitkisinin muazzam büyüklükte bir kopyası gibiydi.

Aralarında dev çimeğreltisi Lepidodendron gibi ünlü bitkiler de vardı. Çoğunlukla dalsızdılar ve en üst kısımlarında yaprak taşıyorlardı. Gövdeleri, akrabalarına kıyasla çok az odun içeriyordu ve ağaç kabukları fotosentez yapabiliyordu. Fosil kayıtlarında, gövde bölümleri dama tahtasına ya da timsah derisine benzer desenlere sahip gibi görünüyor. Bu özellikten dolayı bu bitkilere “pullu ağaçlar” adı verildi. Lepidodendron ve akrabaları, modern bitkilerin çoğundan farklı olarak tohumla değil, büyük sporlarla dolu kozalak benzeri organlarla ürüyordu.

Bu arada bilimciler, bilinen en eski böceklerin, kırkayakların, çıyanların, örümceklerin, kurtçukların ve yusufçukların Karbonifer fosillerini keşfetmişti. Bu hayvanlar, bugün yaşayan ardıllarına çok benziyorlardı. Kayalardaki fosiller, doğrudan canlı bitki yiyen hayvanların ilk örneklerinden bazılarını, ısırık izleri ve fosilleşmiş dışkılarla beraber gözler önüne seriyordu.

Fosillerden birinde, dev bir hayvanın bir kozalağı ısırıp, çoğunu tükürdüğü görülüyor. Kömür ormanlarındaki o boyutta bir kozalakla uğraşacak kadar büyük ve güçlü olan tek hayvan, dev bir kırkayak olabilirdi; muhtemelen Avrupa ve Kanada’da bulunan 2,5 metrelik eklemkaburgalı (İng. Arthropleura) adlı dev çıyanın akrabasıydı. Bugünkü eklembacaklılar her ne kadar birkaç santimden büyük olmasa da, bazı bilimciler Karbonifer’deki yüksek oksijen düzeyinin, eklembacaklıların devleşmesine olanak tanımış olabileceğini düşünüyor.

Fauna ve floranın çeşitliliğine rağmen, o dönem çevresel bir felaketle sona erdi. Karbonifer Yağmur Ormanı Çöküşü olarak bilinen bu olay, alçaklarda yetişen eğrelti otlarını ve daha büyük ağaçları memnun eden iklim değişimi ile karakterize edilir. Eğrelti otu çayırlarının yayılması, yağmur ormanlarını bölümlere ayırdı ve böylece yalıtılmış canlı çeşitliliği olan “adacıklar” oluşturdu.

Kurumanın ilerlemesi, verimli ekosistemlere aşırı bağımlı olan türleri yeryüzünden sildi. Bitkiler ve hayvanlar için yeni bir çağ başlıyordu. Fakat o günlerde ölmekte olan ormanlarda yeni bir uyumlanma belirdi. Bu sayede bitkiler daha kuru ortamlarda hayatta kalabilir duruma geldiler.

Diğer Bölümler




Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv