Evrim Teorisi’ne Dair Mitler-6: “Evrim Bilimsel Değildir Çünkü Test Edilemez Ya Da Yanlışlanamaz”

MİT: “Evrim bilimsel değildir, çünkü test edilemez ya da yanlışlanamaz. Evrim Teorisi, gözlemlenemeyen ve yeniden oluşturulması mümkün olmayan olaylara dair iddialar ileri sürer.” Bilimsel..
Görsel Telif:

MİT: “Evrim bilimsel değildir, çünkü test edilemez ya da yanlışlanamaz. Evrim Teorisi, gözlemlenemeyen ve yeniden oluşturulması mümkün olmayan olaylara dair iddialar ileri sürer.”

Bilimselmiş gibi gözüken bu üstü kapalı evrim karşıtlığı, –evrimsel– alanı en az iki geniş parçaya ayıran önemli bir ayrımı reddeder: Mikro evrim ve Makro evrim.

Basitçe, mikro evrim; türlerin kökenine dair, türleşmeyi başlatabilecek değişimler olan tür içerisinde zamanla meydana gelen değişimlere bakar. Makro evrim ise tür değişikliği seviyesi üzerinde taksonomik grupların nasıl yerleştiği üzerine çalışır. Bu disiplin, çeşitli organizmaların nasıl akraba olabileceklerine dair fosil kayıtlarından, DNA karşılaştırmalarından ve yeniden dizilimlerden deliller sağlar.

Credit: evolution.berkeley.edu

Telif: evolution.berkeley.edu

Günümüzde artık yaradılışçıların birçoğu; mikro evrimin laboratuvar testleriyle desteklendiğini kabul etmek zorunda kalıyor (hücre çalışmaları, bitkiler ve meyve sineklerine dair çalışmalarda ya da Galapagos ispinozları arasındaki gaga şeklinin evrimine dair çalışmalarda olduğu gibi.) Doğal seçilim ve diğer evrimsel mekanizmalar –örneğin; kromozomal değişimler, simbiyoz ve hibritleşme gibi– populasyonlar içerisinde zamanla çok derin değişimleri dürtüleyebiliyor.

Makro evrimsel çalışmanın tarihsel doğası, direkt gözlemden ziyade fosil kayıtlarından çıkarımlar yapmayı içerir. Astronomi, jeoloji, arkeoloji ve evrimsel biyolojinin de içerisinde bulunduğu tarihsel bilimlerde, hipotezler; fiziksel delillerle uyumlu olup olmadığının ve gelecek keşiflere dair doğrulanabilir yargılara neden olup olmadığının kontrol edilmesiyle hala test edilebilirler. Örneğin; evrim, bilinen ilk insan atası (yaklaşık 5 milyon yıl önce) ve modern insanın (yaklaşık 100.000 yıl önce) anatomik görünümü arasında daha az maymunsu özelliklerin ve daha modern insan özelliklerinin birbirini izlediğinin bulunabileceğine işaret eder, nitekim fosil kayıtları da bunu göstermektedir. Fakat, Jurassic periyoddan (144 milyon yıl önce) elde edilen katmanlarda modern insan fosillerinin bulunamayacağını ileri sürer. Evrimsel biyoloji ise rutin olarak bundan daha rafine ve muhtemel yargıları oluşturur ve araştırmacılar da bu yargıları düzenli olarak teste tabi tutarlar.

Ancak, evrim başka biçimlerde çürütülebilir. Eğer, cansız bir maddeden elde edilen tek bir kompleks yaşam formunun spontan bir nesline dair belgeler sağlanabilirse ve sonrasında fosil kayıtlarında görülen en az birkaç canlının bu şekilde oluşmuş olabileceği gösterilebilirse. Ya da süper zeki uzaylılar görünür ve dünyadaki yaşama (ya da belirli türlerin oluşumuna) dair kendilerinin sorumlu olduklarını ileri sürerlerse, işte o zaman evrimsel açıklama kuşkular uyandırabilir. Fakat ne var ki; henüz kimse böyle bir açıklama üretmiş değil.

Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var; bilimin tanımlı bir karakteristiği olan “yanlışlanabilirlik” ilkesi 1930larda bilim felsefesine katkılarıyla bilinen felsefeci Karl Popper tarafından ortaya atılmıştır. Ve Popper’ın düşüncesine dair daha güncel detaylandırmalar, onun -çağa ve şartlara göre- görece dar olan ifadesini çok daha geniş bir çerçeveye taşımıştır, çünkü ilkel haliyle ele alındığında bugün tamamen bilimsel olan birçok branş saf dışı kalmış olurdu.

Başka bir mit ise; bilim insanların evrimin doğruluğundan şüphe ettikleri yalanıdır. Bu safsata belki bir başka yazının da konusu olabilir, ancak kısaca bu yazı içerisinde de değinmiş olalım.

Öncelikle evrimin taraftar kaybettiğine dair herhangi bir delil mevcut değil. Herhangi bir “peer-reviewed” * biyoloji dergisinden herhangi bir konuyu seçin, göreceğiniz şeyi söyleyelim; evrimsel çalışmaları destekleyen ve genişleten ya da evrimi temel bir konsept olarak sahiplenen bilimsel makaleler.

Aksine, evrimi tartışan ciddi bilimsel yayınlar neredeyse yoktur. 1990ların ortalarında University of Washington’dan George W. Gilchrist temel literatürdeki binlerce bilimsel dergiyi araştırdı ve “akıllı dizayna” ya da “yaradılışa” dair bilimsel makaleler aradı. Yüz binlerce bilimsel makale arasında Gilchrist’in bulduğu ise; hiçti. 2000’lerin başında ise, Southesastern Lousiana University’den Barbara Forrest ve Case Western Reserve University’den Lawrence M. Krauss tarafından aynı konu üzerine bağımsız olarak araştırmalar yapıldı ve ancak sonuç Gilchrist’in bulgusundan farklı değildi.

Yaradılışçılar, ısrarla yeni fikirlere açık olmayan bir bilimsel çevrenin onların delillerini reddettiği yaygarasını koparıyorlar. Oysa, Nature, Science ve diğer yön verici bilimsel dergilerin editörlerine göre; yalnızca birkaç tane evrim karşıtı el yazması sunulmuş durumda. Bazı evrim karşıtı makale yazarının ciddi bilimsel dergilerde birkaç yazısı yayınlanmış o kadar. Öte yandan bu yazılar da, nadiren evrime direkt olarak saldırıyor ya da yaradılışçı argümanlarda ilerleme kaydediyor. En iyi yaptıkları şey ise; henüz çözülememiş ya da açıklaması güç olan bazı belirli evrimsel sorunları belirtmek olmuş (ki bunlar üzerinde evrimsel biyologların herhangi bir bilimsel itilafı dahi yok.) Kısacası, yaradılışçılar bilim dünyasına kendilerini ciddiye aldırabilecek iyi bir sebep sunabilmiş değiller.

Yazımızı bilimin değil ancak mizahın konusu olabilecek mantık dışı soruya dair kısa bir cevap ile bitirelim.

“Eğer insanlar maymundan evrimleştiyse, neden hala maymunlar var?”

Şaşırtıcı derecede yaygın olan bu mantık dışı soru; esasen evrim hakkındaki cahilliğin seviyesini yansıtıyor. Öncelikle “sorudaki” ilk hata şu; evrim, insanların maymunlardan geldiğini öğretmiyor; evrim her iki türün de ortak bir atadan geldiğini belirtiyor. Yani maymunlar bizim atalarımız değil, kuzenlerimiz.

  • peer-review: Bir araştırmacının hazırlamış olduğu çalışmanın aynı alanda uzman diğer araştırmacılar tarafından değerlendirilmesi.

Kaynaklar:

  • Stanley, Steven M. “Macroevolution: pattern and process.” (1979).
  • Macroevolution-Understanding Evolution. http://evolution.berkeley.edu/evolibrary/article/evo_48 (Retrieved on: 2016, April 16)
  • Evolution at different scales: micro to macro. http://evolution.berkeley.edu/evolibrary/article/evoscales_01 (Retrieved on: 2016, April 16)
  • Navarro, Arcadi, and Nick H. Barton. “Chromosomal speciation and molecular divergence–accelerated evolution in rearranged chromosomes.”Science 300, no. 5617 (2003): 321-324.
  • Grünbaum, Adolf. “Is falsifiability the touchstone of scientific rationality? Karl Popper versus inductivism.” In Essays in Memory of Imre Lakatos, pp. 213-252. Springer Netherlands, 1976.
  • Gilchrist, George W. “The elusive scientific basis of intelligent design theory.” Reports of the NCSE 17, no. 3 (1997): 14-15.
  • Forrest, Barbara. “The wedge at work: How intelligent design creationism is wedging its way into the cultural and academic mainstream.” Intelligent design creationism and its critics: Philosophical, theological and scientific perspectives (2001): 5-53.

-Answers to Creationist Nonsense. theScientificAmerican. (2002, July 1) (Retrieved on: 2016. April 16)


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv