Dünya Dışı Yaşam Arayışının Bilime ve Topluma Katkıları Nelerdir?

Evrenin başka yerlerinde yaşam arayışı, modern bilimin en zorlu çalışma alanlarından birisi. Bilimsel öneminden dolayı, Mars’a inen uzay araçlarından, ötegezegenlerin teleskop gözlemlerine kadar..
Görsel Telif: Liu zishan / Shutterstock

Evrenin başka yerlerinde yaşam arayışı, modern bilimin en zorlu çalışma alanlarından birisi. Bilimsel öneminden dolayı, Mars’a inen uzay araçlarından, ötegezegenlerin teleskop gözlemlerine kadar kayda değer miktarda kaynak, astrobiyoloji adı verilen bu genç bilim dalına adanmış durumda.

Tüm bu faaliyetlerin asıl amacı ise Dünya dışı yaşamın keşfi ve böylesi bir keşfin, muhtemelen büyük bilimsel ve felsefik sonuçları da beraberinde getirecek oluşudur. Fakat Dünya dışı yaşam henüz keşfedilmedi; üstelik var olmayabilir de. Neyse ki, uzaylılar hiç keşfedilmese bile, bu; her şeyin boşa gittiği anlamına gelmez. Onları sadece aramak bile topluma oldukça önemli faydalar sağlayabilir.

Astrobiyoloji Neden Önemlidir?

Öncelikle, astrobiyoloji özü gereği, birden çok akademik disiplini ilgilendirir. Uzaylılara dair bir arayış, en azından gökbilim, canlıbilim, yerbilim ve gezegen bilimleri hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. Dolayısıyla da astrobiyoloji lisans derslerinin, bu farklı disiplinlerin unsurlarını kapsaması gerekir. Bununla birlikte, astrobiyoloji alanında lisansüstü çalışma yapan araştırmacıların ise bu konuların çoğuna ya da hepsine hakim olmaları beklenir.

Aslında astrobiyoloji, birden fazla bilimsel disiplinin etkileşime geçmesini sağlayarak, bilimlerin kısmen birleşmesini teşvik eder. Bununla da sınırlı kalmayan alan, 21. yüzyıl bilimini aşırı özelleşmeden uzaklaştırarak, tıpkı eski zamanlardaki gibi disiplinlerarası bir bakış açısına doğru yeniden ilerlenmesine yardım eder.

Ay yüzeyinden Dünya’nın doğuşunın, Apollo 8’den görünüşü. Aralık 1968, NASA.

Astrobiyoloji alanı, doğal yaşamın birden fazla yönüne aşina olan açık fikirli bilim insanları üreterek, tüm bilimsel atılımları zenginleştirir. Gelecekteki keşiflerin, fikirlerin birbiriyle etkileşiminden doğacağı beklenebilir ve bu tür keşifler, Dünya dışı yaşamın keşfini içermese bile astrobiyolojinın kalıcı mirasını oluşturur.

Astrobiyolojinin oldukça açık uçlu bir uğraş olduğunun farkında olmak da ayrıca önemlidir. Evrende yaşam aramak, bizi Dünya’daki aşırı sıcak, susuz ya da yetersiz kaynağa sahip olan zorlu çevre koşullarından alıp, Mars’ın ovalarına ve yeraltına, büyük gezegenlerin buz kaplı uydularına ve diğer yıldızların yörüngesinde dönen neredeyse sonsuz çeşitlikteki ötegezegenlere götürüyor. Bu arayış, bu ortamlarda yaşamın bulunup bulunmamasından bağımsız olarak devam edecek. Araştırmaya açılmış olan tamamen yeni ortamların çeşitliliği, özünde sınırsız olacağından, asla bitmeyen bir bilimsel ve entelektüel uyarım kaynağı olma potansiyeline de sahip.

Mars’ın Güney Kutbu yakınlarındaki kum tepeleri. NASA

Kozmik Bakış Açısı 

Astrobiyolojinin sınırlı entelektüel yararlarının ötesinde, geniş toplumsal faydaları var.  Bu faydalar, astrobiyoloji biliminin doğal olarak vadettiği kozmik ölçülerdeki bakış açılarından kaynaklanıyor.

Birçok insanın sosyal ve siyasi yaşamına çoğunlukla hakim olan Dünya merkezli dar bakış açısından uzaklaşmadan, Mars’ta yaşam aramak ya da uzak bir yıldızın yörüngesinde dolanan bir ötegezegen bulmayı düşünmek mümkün değildir. Günümüzde Dünya, ancak ve ancak uluslararası işbirliği ile çözülebilecek küresel sorunlarla karşı karşıya. Yine de Dünya`nın her yanındaki ulusçu ve dinci ideolojiler, insan toplumunda bölücülüğe aracı ediliyor. Böyle bir zamanda, birleştirici evrensel bir bakışın yaygınlaşması büyük önem taşıyor.

Uzay çağının başlarında, Birleşmiş Milletler’in o zamanki ABD elçisi Adlai Stevenson, Dünya hakkında şunları söylemişti: “Dış uzayın korkunç görkemi karşısında, bir daha asla ağız dalaşına giren toplumlar grubu olamayız.” Ne yazık ki, bu bakış açısının genel toplumun bilincine işlenmesine daha çok var. Diğer yandan, başka bir yerde yaşam arayışına geniş bir toplumsal ilginin olması, bu bakış açısının popülerleşmesinde astrobiyolojinin güçlü bir eğitimsel araç olarak kullanılabileceği anlamına geliyor.

Gerçekten de, kendi gezegenimizi gerçek kozmik konumunda gösteren görüntüler elde etmek için, büyük ölçüde astrobiyolojik amaçlı olarak fırlatılmış olan uzay araçları ile güneş sistemimizi keşfe çıkmaktan başka çaremiz yok.

Mars Keşif Aracı Spirit tarafından Mars yüzeyinden Mart 2004’te çekilmiş Dünya fotoğrafı. NASA/JPL/Cornell/Texas A&M

Ek olarak, astrobiyoloji insan ilişkilerine önemli bir evrimsel bakış açısı da sağlıyor ve derin, büyük bir tarih anlayışı gerektiriyor.  Bu yüzden çoğu lisans seviyesindeki astrobiyoloji dersi, evrenin tarihine genel bir bakışla başlar. Büyük Patlama ile başlayan bu genel bakış, sırasıyla kimyasal elementlerin kökeni, yıldızların evrimi, gökadalar, gezegenler dizgesi, yaşamın kökeni ve ilk hücrelerden bizim gibi karmaşık canlılara kadar varan evrimsel tarihi kapsar. Bunun gibi derine giden tarih, zamanın enginliğinde insan ilişkilerini konumlandırmamıza yardımcı oluyor ve böylelikle de uzay keşfinin sağladığı evrensel bakış açısını tamamlıyor.

Alexander von Humboldt, 1843.

Siyasi Çıkarımlar

Prusyalı doğabilimci Alexander von Humboldt’a atfedilen ünlü bir aforizma vardır: “En tehlikeli görüş, Dünya`yı hiç görmemiş olan insanların dünya görüşüdür.” Humboldt burada, büyük ihtimalle dış ülkelere yapılan yolculukların zihin açma potansiyelinden  söz ediyordu. Ancak Dünya’nın uzaydan çekilen fotoğraflarıyla güçlü bir şekilde sağlamlaştırılmış, astrobiyolojiyle gelen kozmik ve evrimsel bakış açılarına aşinalık da, kesinlikle Dünya`yı daha az parçalanmış, daha az tehlikeli yapmak ve zihinleri genişletmek için kullanılabilir.

Bu bakış açısının özünde önemli bir siyasi çıkarım olabilir. Evrende canlılık barındırdığı bilinen tek gezegene hükmeden akıllı bir teknolojik tür olarak, uluslararası sosyal ve siyasi kurumları, kendimizi içinde bulabileceğimiz durumları yönetmek için geliştirmek insanlığın sorumluluğudur.

1925’te ‘Tarihin Ana Hatları’ kitabında, H.G. Wells’in ünlü gözlemi şöyledir: “İnsanlık tarihi, gittikçe eğitim ve felaket arasında bir yarışa dönüşüyor.” Bu tarz bir gözlem, özellikle günümüzdeki jeopolitik duruma da uyuyor gibi gözüküyor. Çoğu hükümet, görünürde mantıksız ve geniş bakış açılarından uzak kararlar alıyor, ki bu durum gezegenimizi gerçekten de felakete sürükleyebilir.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv