Dinozor Sınıflandırmasının Hatalı Kullanımına Bir Bakış

Soyu tükenmiş ve adı “-zor” ile bitiyor; o zaman dinozordur. Yoksa değil mi? Soyu tükenmiş bir hayvanın gerçek kimliği, her zaman etikette yazdığı gibi olmayabilir.
Julio Lacerda

Soyu tükenmiş ve adı “-zor” ile bitiyor; o zaman dinozordur. Yoksa değil mi? Soyu tükenmiş bir hayvanın gerçek kimliği, her zaman etikette yazdığı gibi olmayabilir. Yok olan sürüngenler arasındaki temel ilişkiyi anlamadan, adlarının uyandırdığı izlenime göre hüküm vermemek gerek.

Nelerin dinozor olmadığı konusuna geçmeden önce, dinozorların ne olduklarını anımsayalım. Dinosauria, Richard Owen tarafından 1842 yılında uydurulmuş bir sözcük. Kendisi bu terimi, daha önce tanımlanmamış bir kategoriye ait olduklarını düşündüğü, soyu tükenmiş üç türe atfen kullanıyordu Iguanodon, Megalosaurus ve Hylaeosaurus.

Yunanca deinos (korkunç) ve sauros (kertenkele) sözcüklerinin bileşiminden oluşan Dinosauria sözcüğü, aslında kertenkeleler ile pek de yakın akraba olmayan dinozorlar hakkındaki o zamanların bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Iguanodon adı verilen türün ilk çizimlerinde de devasa boyutlu bir iguana görüyoruz; adını da buna istinaden “iguana dişli” koymuşlar. Fakat ne yazık ki, sonraları gerçek kimlikleri ortaya çıksa da, bir kez bilimsel bir isimlendirme oturduğunda bunun değiştirilmesine çok ender rastlanıyor. Bu nedenle, çok sayıda yanıltıcı ad ile karşılaşıyoruz.

Dinozorların da içinde bulunduğu Diapsidler (göz yuvaları dışında, kafatasında iki delik olan sürüngenler). Görsel Telif: Franz Anthony

Dinozorların Sınıflandırılması

Artık dinozorun ne anlama geldiğinin farkında olduğumuza göre, dinozorların temel sınıflandırmasına geçebiliriz. 1888 yılında Harry Seeley, kalça biçimlerine göre dinozorları iki sınıfa ayırdı: Kuş kalçalı Ornithischia ile kertenkele kalçalı Saurischia.

Gagalı ve özellikle otçul olan kuş kalçalı Ornithischia sınıfındakiler de üç büyük gruba ayrıldı. Zırhlı Ankylosaurus ile plaka taşıyan Stegosaurus birlikte Thyreophora (kalkan taşıyanlar) olarak adlandırıldı. Triceratops ve diğer boynuzlu akrabaları ile kafası kalın Pachycephalosaurus, Marginocephalia (kafası püsküllüler) grubuna dahil edildi. Çoğunlukla büyük sürüler hâlinde yaşayan IguanodonMaiasaura ve Parasaurolophus gibi büyük otçullar ise Ornithopoda (kuş ayaklılar) grubuna girdi.

Kertenkele kalçalı Saurischia sınıfı ise Sauropodomorpha (kertenkele ayaklı biçimler) ve Theropoda (canavar ayaklılar) olarak adlandırılan iki grupta incelenmeye başladı. Kertenkele ayaklılara örnek olarak uzun boyunlu devlerden Diplodocus ve Brachiosaurus verilebilir. Çoğunlukla etçil olan ve iki ayak üzerinde duran canavar ayaklılara örnek olarak ise Hollywood yıldızlarından TyrannosaurusSpinosaurus ve Velociraptor ile kuşlar verilebilir. Görüldüğü gibi, insanlar tarafından konmuş adlar, bir canlının evrimsel ağaçtaki yerinin pek doğru bir işaretçisi olmayabiliyor.

Kuşlar mı, Pterozorlar mı?

Peki şayet olduysa, uçan dinozorların durumu ne oluyor? Yaşam ağacının neresine aitler? Anlaşılan o ki, kuşlar hakiki uçan dinozorlar olmakla birlikte, insanların aklına gelen diğer tüm popüler “-zor”lar aslında Dinosauria üyesi bile değiller.

Keşfedilen ilk uçan sürüngen fosili, Pterosauria (kanatlı kertenkeleler) grubunun bir üyesi olan Pterodactylus‘a aitti. Dinozorların kuzenleri olan bu canlılar, uçan ilk omurgalılardı ve kuşlardan çok daha önce göğü fethetmişlerdi. Grubun en tanınmış üyelerinden biri olan Pteranodon, kanat açıklığı 7 metre’yi bulan bir deniz uçucusuydu; su kuşları gibi gökten denize dalardı. Sordes gibi daha küçük bazı pterozorlar ise papağan boyutlarında olup, sadece böceklerle beslenirdi.

Pterodaustro, gagası boyunca uzanan dişleri fırça kılına benzer şekilde değişim geçirmiş olan ilginç bir tipti. Çubuklu balinaların ağzına olan benzerliği düşünülürse, muhtemelen suyu süzerek besleniyordu. Pterozorların soyu tükenmeden önce, Azhdarchid olarak bilinen bazı türleri ise devasa büyüklüklere erişmişlerdi. Örneğin zürafa boyutlarında bir Quetzalcoatlus vardı. 11 metre’lik kanat açıklığına rağmen, dört uzvu üzerinde avlanmayı yeğliyordu.

Sahte Timsahlar

Dinozorların ve pterozorların bir diğer yakın akrabası ise timsahlardır. Timsahların erken dönem akrabaları, Pseudosuchia (sahte timsahlar) adı altında incelenir. Bu akrabaların dikkate değer alt-gruplarından biri, sağlam bir zırhla kaplı kara hayvanları olan ve çoğunlukla otsu bitkilerle beslenen Aetosauria (kartal kertenkele) grubudur. 19.yüzyılın sonlarında keşfedilen Desmatosuchus, bu yok olmuş grubun nispeten iyi tanınan bir üyesi olup, kabileye son eklenen fosil ise Gorgetosuchus olmuştur.

DinosauriaPterosauria ve Pseudosuchia, birlikte Archosauria adı verilen daha geniş bir grubu oluşturur. Kuşlar (dinozorların ardılları) ve timsahlar (sahte timsahların ardılları), günümüzde hâlâ yaşayan yegane Arkozorlardır.

Gorgetosuchus – Görsel Telif: Edyta Felcyn

Taşılbilimcilerin ilk keşfettiği fosillerden biri, Loch Ness canavarı efsanesindekine benzeyen uzun boyunlu deniz sürüngenleri grubu olan Plesiosauria‘nın bir üyesiydi. Bu başarılı deniz yırtıcıları, yüzgeç yerine ayakları olan ve günümüzdeki foklara benzer bir yaşam süren Triyasik Dönem Nothosaur‘larından türemişti. Albertonectes adı verilen bir Plesiozor türünün boyu 11 metre’yi aşabiliyordu ve sadece boynunun uzunluğu 7 metre olabiliyordu. Yakın zamanda yapılan çalışmalar, Plesiozorların yaşayan en yakın akrabalarının kaplumbağalar olduğuna işaret ediyor ve onlarla birlikte, Arkozorların kardeş grubu olan Pantestudine grubunda inceleniyorlar.

Plesiosauria adı, Yunanca plesios (yakın) sözcüğü dolayısıyla “kertenkeleye yakın” anlamına geliyor. Bu gruptaki canlıların vücut şekillerinin, 19.yüzyılın başlarında günyüzüne çıkarılan diğer deniz sürüngeni türü olan Ichthyosaur‘lardan ziyade, varolan kertenkelelere benzemesinden dolayı bu isim verilmiş.

İktiyozor kalıntıları bir asır önce keşfedilmiş olmasına rağmen, eksiksiz bir iskelet 1812 yılında genç bir kız olan Mary Anning tarafından bulunana dek elde edilememişti. Anning, sonraki yıllarda yaptığı Plasiozor ve İktiyozor fosili keşifleriyle ünlü bir taşılbilimci oldu.

İktiyozorlar (balık kertenkeleler), İngiliz taşılbilimciler arasında uzunca bir süre moda oldu. Binlerce örnek toplandı ve düzinelerce yeni cinsler olarak sınıflandırıldı. Görünüşe göre, bu balıksı kertenkeleler Triyasik okyanuslarda epey baskın olmuşlardı. Örneğin Shastasaurus adlı tür, şimdiye dek keşfedilen en büyük deniz sürüngeni olup, 21 metre kadar olduğu ölçülmüştür. Jurasik dönemin Ophthalmosaurus türü ise neredeyse tüm kafatasının büyüklüğünde bir çift göz geliştirmiştir. Çeşitlilikleri dışında, İktiyozorlar hakkında bilinen pek fazla şey yok. Kökenleri ve evrimsel tarihleri hâlâ aydınlatılmayı bekliyor ve evrimsel ağaçtaki yerleri henüz netleşmiş değil.

Ophthalmosaurus (Görsel kaynak: Wikipedia)

Uluslararası ün kazanan son “-zor” ise Mosasaur olsa gerek. Mosasauroidea (Meuse Nehri kertenkelesi), buraya kadar örneklerini verip durduğumuz hatalı adlandırmalardan farklı olarak, gerçekten de bir sucul kertenkeleler üst-ailesi. Tüm modern kertenkeleleri de (gekolar, iguanalar, bukalemunlar ve yılanlar dahil) kapsayan Squamata takımının altında bulunuyor. Yani sonunda adı “-zor” ile bitip, hakikaten kertenkele olan bir adlandırma da yapıldığını görüp, rahat bir nefes alabilirsiniz.

Mosazor

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv