Detoks Sahtekârlığı: Nasıl Saptayabilir ve Nasıl Uzak Durabiliriz?

"Detoks", onaylı bir tıbbi terimin pazarlama stratejisine dönüştürülmüş halidir ve hepsi de varolmayan bir durumu tedavi etmek için tasarlanmıştır.
Görsel Telif: Pixelbliss / Shutterstock

Detoks ya da arınma, temizlenme… İlk duyduğunuzda kulağa oldukça hoş gelen ve buna gerçekten ihtiyacınızın olduğu hissini oluşturan son zamanların trend kelimesi. Herkesin detoksa ihtiyacı var değil mi? Çünkü vücudumuz toksik kimyasallarla dolu. O halde yeşil renk tonlarında sıvı bir meyve püresi harika bir temizlik sağlar değil mi?

Değil.

Her ikisi de onları uyduranların birbiri yerine kullandığı bu iki kelime (detoks ya da arınma), son dönemde pek çok insanın diline dolanmış durumda. Bazıları kilo vermenize yardımcı olduğunu iddia ediyor, bazıları hastalıkları tedavi ettiklerini söylüyor, bazıları sizi toksinlerden arındırdığını söylüyor. Marketlerde üzerine “detoks” yazılmış şişeler, kutular; kitabevlerinde kapağında “detoks” yazan kitaplar, hatta eczanelerde “detoks” rafları bile görebilirsiniz. Suplementler, çaylar, homeopati, kahve enemaları, kulak mumları, ayak banyoları vs. hepsinin tek bir vaadi var: Detoksifikasyon.

O halde tüm bunların işe yaramaz bir sahtekârlık örneği olduğunu söyleyerek başlayalım. Neden mi? Cevaplar bilimde yatıyor. Dahası vücudumuzun biyolojik ve fizyolojik çalışma biçimine göre, detokslar esasında vücudunuza zarar dahi verebilir. İşte bu yüzden, bir sonraki mucize detoks ürününü denemenize sebep olan dürtüyü bastırmalısınız.

“Detoks”, onaylı bir tıbbi terimin pazarlama stratejisine dönüşmüş halidir ve hepsi de varolmayan bir durumu tedavi etmek için tasarlanmıştır. Detoksifikasyon, tıp biliminde, ilaçların, alkollerin ya da ağır metaller gibi zehirlerin tehlike seviyelerinin giderilmesi anlamında kullanılır. Detoksifikasyon tedavileri, alternatif sağlık tedavileri menüsünden veya eczanelerdeki raflardan rastgele seçilemeyecek tıbbi prosedürlerdir. Gerçek bir detoksifikasyon, hayati durumlar söz konusu olduğunda, hastanelerde uygulanan yöntemlerdir. Fakat, detoks sahtekârları, tıbbi ve gerçek bir terimi manipüle ederek tüketicilerde satın alınan ürünlerin bilimsel olduğu yanılgısını oluştururken, faydasız ürünlere ve hizmetlere meşruiyet kazandırmaktadır.

Esasında çatışma yine bilim ile sahte-bilim arasındaki bir çatışmadır. Dolayısıyla, sahte-bilimi kolaylıkla saptayabilecek, akıllı bir tüketici olabilmek oldukça önemlidir.

Peki, herhangi bir detoksu nasıl saptayabiliriz? Bu sorunun oldukça basit bir yöntemi bulunuyor: Toksinlerin bilimini, toksisitenin doğasını ve aynı şekilde de detoks ritüellerinin, kitlerinin ya da programlarının toksinleri nasıl ortadan kaldırmayı iddia ettiğini anlamak durumundayız. Şimdi gelin detoks sahtekârlığının kendisine dayanak yaptığı önermelere bir göz atalım.

Yalan 1: Vücudumuz toksin biriktiriyor.

Pek çok insanın detoks pazarına düşmesinin bir nedeni esasında başka bir yanılgının temelleri üzerinde yükseliyor. Arınma ritüelleri, tarihin en ilkel zamanlarında kök bulan ve günümüze kadar da çeşitli şekillerde devam eden inanışlardır. Hepimiz bir şekilde kendimizi zehirliyoruz ve insan doğasının bir parçası olarak da günahlarımızdan arınmamız gerekiyor. Neredeyse bütün dünya dinleri birbirine benzer arınma ritüellerine sahiptir. Fakat modern dünyadaki arınma korkuları günahlarla sınırlı kalmamıştır. Biyoloji bilgimiz biraz geliştikçe, bu korkular kendisini “otointoksikasyon” olarak göstermeye başladı: Bağırsakların temizlenmesiyle her hastalık iyileştirilebilirdi.

1900’lü yıllar itibariyle; anatomi, fizyoloji ve hastalıkların gerçek nedenlerine dair kavrayışımız geliştikçe, “otointoksikasyon” iddiası da bilim tarafından çöpe gönderildi. Fakat bilime rağmen, bir kısım safsatacılar tarafından aynı iddia bugün hala kuvvetle savunuluyor.

Modern zamanların “otointoksikasyon” versiyonu ise; bazı gıda katkı maddeleri, gluten, tuz, et, florür, reçeteli ilaçlar, aşılar, GDO’lar ve belki bir gece önce içilmiş bir şişe şarabın, vücutta “toksin” birikimine neden olduğunu iddia ediyor. Peki, zarara neden olan mevcut “toksin” nedir?

Sahte-bilim iddialarının en önemli özelliklerinden birisi; kulağa bilimselmiş gibi gelmesidir. Detoks sahtekârlarının ileri sürdüğü bu iddialardaki “toksin” kavramı; başlangıçta kulağa mantıklı gelen ancak bilimsel temelde anlamsız bir terimden başka bir şey değildir. “Detoks tedavilerinin” tekdüze bir özelliği, bu ritüellerin ve kitlerin ortadan kaldıracağı belirli toksinlerin isimlendirilmemesidir. Gelin bir örnekle inceleyelim.

Ülkemizde de oldukça yaygın bir pazar ağına sahip büyük bir markanın sitesinden alıntıladığım bir detoks açıklamasına göz atalım.

“Vücudumuzun ana detoks organı diyebileceğimiz karaciğerimiz, kandaki bakteri ve toksinlere bir filtre görevi görüp, kimyasalları nötrleştirerek onları böbreklerin kolayca dışarı atabileceği bir hale getirir.”

“….Günlük beslenmemizde sıkça tükettiğimiz kırmızı et, süt ürünleri gibi hayvansal proteinler, alkol, beyaz ekmek gibi işlenmiş tahıl ürünleri, ilave şekerli atıştırmalıklar gibi gıdalarla birlikte birçok hormon, katkı maddesi veya toksini de vücudumuza taşıyoruz. Bunlara ek olarak gün geçtikçe daha fazla hava kirliliği, su kirliliği, düzensiz uyku saatleri, hareketsizlik ve strese maruz kaldığımız şehir hayatıyla vücudumuzu daha da fazla yorabiliyor daha da fazla toksik maddeyi vücudumuza alabiliyoruz. “

Coldpress (soğuk sıkım) yöntemi ile hazırlanmış detoks içecekleri ve günlük besin ihtiyacını karşılayacak şekilde hazırlanıp, ihtiyaçlara göre çeşitlendirilmiş detoks programları ile şehir hayatının yoğun temposunda vücudumuza iyi bakabilmemiz için kolay, sağlıklı, lezzetli bir alternatif sunuyor.” diye  devam ediyor.

Kullanılan dildeki belirsizlik dikkatinizi çekti mi? Toksinlerden söz ediliyor, fakat isim verilmiyor. Kullanılan cümleler akla uygun gibi görünüyor, fakat bilimsel değil. Dahası, sağlıklı da olsanız (muhtemelen “toksin” içermeseniz de), yine de detoks tavsiyesinde bulunuluyor.

Detoks savunucularının temel çıkış noktalarında kalın bağırsak ve karaciğer gibi organlar bulunur. Bir tür toksik atığın (bazen mukoid plak olarak isimlendirilir) kalın bağırsakta biriktiğini; parazitler ve Candida (maya) gibi zararlılar için üreme ortamı haline geldiğini ileri sürerler. Ancak bilim bize aksini söylüyor: Mukoid plaklar ve toksik atıklar diye bir şey bulunmuyor. Bunlar, detoksifikasyon uygulamalarını satabilmek için uydurulmuş şeylerdir. Gördüğünüz herhangi bir gastroenteroloğa böyle bir şeyin bulunup bulunmadığını sorabilirsiniz mesela. Ancak şunu söyleyelim; tıp literatüründe bu iddiaya ilişkin belgelenen tek bir vaka dahi bulunmuyor.

Öte yandan kalın bağırsağınız, görevini yerine getiremediği için bir toksin birikmesine neden olsaydı bu durumun yeşil renk tonlarındaki bir meyve püresi ile giderilemeyecek kadar ciddi bir vaka olacağını ve derhal bir doktora başvurmanız gerektiğini de hatırlatmış olalım.

Detoks savunucularının bir diğer önerisi ise, kolon hidroterapisidir. İsminin “cafcaflığına” bakınca bilimselmiş gibi görünen bu yöntemin esasında saçmalıktan başka bir şey olmadığını gelin birlikte görelim. Kolon hidroterapisi olarak isimlendirilen bu yöntem kalın bağırsak temizliği olarak da bilinir. Bu yöntem bazı kaplıcalarda sunulan ve kısaca “tedavi” süresince 60 litre suyun bağırsaklara alınarak, “toksinlerin” temizlenmesini içeren bir servistir. Bağırsak, su, temizlenme… Kulağa hoş geliyor değil mi?

Oysa kendinizi yalnızca ishal olmaya zorlamaktan başka bir şey yapmamış olursunuz. Kalın bağırsağımızda, su ile temizlenebilen bir toksin ya da atık birikmesi bulunmaz. Kalın bağırsak, sindirim sistemi organlarından geçen ve emilimi sağlanan gıdalardaki son olarak su ve vitaminlerin emiliminin sağlandığı ve anüse gönderildiği kanaldır. Burada artık sadece vücudunuz tarafından doğal olarak (zaman içinde) dışarı atılacak olan dışkı bulunur ve bu dışkıyı da vücudumuz biyolojik ve anatomik yapısı gereği doğal olarak dışarı atabilir.

Yalan 2: Hastalıkların nedeni toksinlerdir.

Detoks tedavileri için pazarlanan materyallerin tipik özelliği toksin birikmesine bağlı bir dizi semptom ve hastalığı tanımlamasıdır. Bunlardan birkaçı hemen hemen herkeste görülebilen durumlar iken (örneğin; baş ağrısı, yorgunluk, uykusuzluk, açlık gibi), bazıları da sizi özellikle korkutacak hastalıklardır, (örneğin; kanser vb.). Kanserin seçilmesinin özel bir nedeni de vardır kuşkusuz ancak yazımızın çok uzamaması adına burada detaylandırmayacağız. Yazımızı bitirdikten sonra bu nedenin ne olduğunu daha detaylı anlayabilmek adına Youtube kanalımızdaki “Kanser Nedir?” konulu Podcast yayınımıza göz atabilirsiniz.

Tekrar iddialara geri dönersek; hastalık tanımlaması yapılan ve bu hastalıklara neden olduğu ileri sürülen “toksinlerin” hangi toksinler olduğu yine ortada yoktur ve toksinlerin bu semptomlara nasıl neden olduğu da esasında asla açıklanamıyor. Burada yine bilime olan karşıtlığı görebiliyoruz. Tek bir kimyasalın bile hastalığa neden olabileceğini ileri sürebilmek, konu üzerine önemli miktarda araştırmanın yapılmış olmasını, epidemiyoloji alanının tamamını incelemeyi gerektirir. Hastalanmanıza neden olduğu ileri sürülen toksinlerin dışında; “detoks tedavileri” için yapılan pazarlamalar, spesifik toksinleri spesifik semptomlarla ya da hastalıklarla bağlayabilecek yetide değildir.

Gerçek olan şu ki; vücudumuz düzenli olarak çok fazla miktarda doğal ve sentetik kimyasala maruz kalıyor. Ancak, vücudumuzda herhangi bir kimyasal bulunması (doğal ya da sentetik), o kimyasalın bize mutlaka zarar vereceği anlamına gelmiyor. Doğal elde edilmiş pek çok madde, son derece zehirli olabilir. Ancak insan vücudu, istenmeyen bu maddeleri dışarı atmak ve onlara karşı savunma oluşturmak için eşsiz bir savunma sistemi ve mekanizmaları evrimleştirmiştir.

Derimiz, böbreklerimiz, lenf sistemimiz, sindirim sistemimiz ve belki bunların içerisinde en önemlisi karaciğerimiz; şaşırtıcı derecede karmaşık ve sofistike bir içsel detoksifikasyon sistemi oluşturur. Öte yandan zehiri oluşturan doz da önemlidir, aşırı miktarda tüketildiğinde; su bile zehirli olabilir (dilüsyonel hiponatremi).

Detoks savunucularında görebileceğiniz bir diğer tipik özellik ise, böbrekler ve karaciğeri, toksinlerin fiziksel olarak tutulduğu ve ayrıştırıldığı filtreler olarak tanımlamalarıdır. Sıradan bir detoks ürünü pazarlanırken, bu organlarımıza özellikle vurgu yapılır ve tıpkı bir süngeri sıkmak ya da arabanızın filtrelerini temizlemek gibi düzenli olarak temizlenmesi gerektiği söylenir. Fakat gerçek şu ki; böbreklerimiz ve karaciğerimiz detoks pazarlayıcılarının söylediği biçimde çalışmaz. Karaciğerimiz, esasında, toksik maddeleri safra veya böbreklerde elimine edilebilenlere dönüştürmek için bir dizi kimyasal reaksiyon gerçekleştirir. Yani karaciğer kendi kendini temizler, içerisinde toksinler birikmez ve eğer bir karaciğer hastalığınız bulunmuyorsa da genellikle herhangi bir sorun olmadan çalışır. Öte yandan böbreklerimiz, kanımızı süzerek kanımızdaki atık maddeleri idrar şeklinde idrar torbasına gönderir. Her iki organın da bir “temizlenmeye” ihtiyacı olduğunu ileri sürmek; insan fizyolojisi, metabolizma ve toksikoloji konusunda ciddi yanılgılar ve eksikler olduğunun göstergesidir.

Yalan 3: Detoks tedavileri toksinleri temizler.

Eğer detoks kitlerinin klinik çalışmaları için bir literatür taraması yaparsanız; “Sonuç Bulunamadı” uyarısı alacağınızdan emin olabilirsiniz.

Detoks kitlerinin, işe yaradığını gösteren güvenilir tek bir kanıt yoktur. “Toksinleri” ortadan kaldırdığını veya sağlık konusunda herhangi bir fayda sağladığını ortaya koyan tek bir çalışma dahi yoktur. Aynı durum, kahve eneması olarak isimlendirilen detoks benzeri bir başka şarlatanlık örneği için de geçerlidir. Aşağıdaki ifadeyi ülkemizin çeşitli şehirlerinde şubeleri bulunan detoks pazarlayıcısı bir şirketin internet sitesinden olduğu gibi aldım. (Yazım ve dilbilgisi hataları da kendilerine aittir.)

“Temiz suyun içine organik kahve eklenerek hazırlanır ve rektumdan kolonlara gönderilir. Buradan karaciğere ulaşır ve karaciğerdeki antioksidan etki yaratan glutatyon üretimini arttırır. Özellikle detoks sırasında yoğun başağrısı olan misafirlerimiz için önerilir. Ayrıca kabızlık, uykusuzluk, parazit, kandida enfeksyonu, rahatlama, daha iyi bir mod, daha fazla enerji ve zihinsel açıklık için faydalıdır. Detoks sırasında her gün yapılabilir. Günlük yaşam da haftada bir uygulanabilir.” 

Kahve eneması ismi verilen şarlatanlığı bu şekilde anlatmışlar. Detoks saçmalığı için yukarıda saydığımız her şey, benzer bir yöntem olan kahve eneması ismi verilen süreç için de geçerlidir. Kahveli suyun rektumdan vücuda enjekte edilmesi, bileşiklerin “detoksifiye” olmasına veya karaciğer fonksiyonlarının daha etkili olmasına yardımcı olduğu iddialarını destekleyen güvenilir tek bir kanıt dahi yoktur. Öte yandan, vitamin enjeksiyonları, tüketicilere anlamlı faydalar sağlamayan ve karaciğer veya böbreklerin etkili bir şekilde çalışabilme kapasitesi üzerinde herhangi bir yararlı etkisi olmayan bir başka “tedavi” şeklidir.

“Detoks” Zararlı Olabilir Mi?

Eğer hiçbir fayda sağlamıyorsa, detoks tedavilerinin herhangi bir zarar potansiyeli bulunuyor mu?

Söz konusu basit diyet değişimleri olduğunda, zarara dair az sayıda bazı delillere sahibiz. Daha fazla kinoa, lahana, daha az işlenmiş ve rafine edilmiş gıdalar tüketmek, herkes için makul olabilecek diyet tavsiyeleridir. Aktif bileşenler içermeyen “detoks” ürünlerinin miktara bağlı olarak zararsız olduğunu söyleyebiliriz. Ancak aktif maddeler içeren daha sıra dışı “detoks tedavilerine” girdikçe, bazı yaklaşımların riskli olduğu açıktır. Kahve eneması denilen uygulamanın güvenli olmadığını ve mutlaka kaçınılması gerektiğini söylemeliyiz. Kan zehirlenmesi (kan dolaşımına zararlı bakterilerin dahil olması), rektal delinme ve elektrolit anormallikleri gibi zararlar; detoks uygulamalarına dair bilimsel olarak ortaya konulmuş potansiyel zararlardandır. Hatta kahve enemasına bağlı ölümlerin bile görüldüğünü hatırlatmak isteriz. Sağlayıcınızın tekniğinin sterilliğine bağlı olarak vitamin enjeksiyonlarının riskli olmadığını söyleyebiliriz. Ancak bazı natüropatların, oral kullanım için tasarlanan ürünleri enjekte etmeye istekli oldukları göz önüne alındığında, vitamin enjeksiyonu konusunda bir kez daha dikkatlice düşünmeniz ve mutlaka doktorunuza danışmanız gerektiğini hatırlatalım.

Öte yandan “detoks” uygulaması bitse bile yan etkiler devam edebiliyor. Bazı insanlarda bulantı ve ishal gibi detoks sonrası etkiler görülebiliyor. Detoks savunucuları bu durumu “arınma işaretleri” olarak sunuyor ve “toksinlerin vücudunuzdan atılmasına” bir işaret olarak gösteriyorlar. Ancak gerçekte ise, bu durumlar, açlığın derecesine ve süresine bağlı olarak, sindirimin çok az oluşuna ve meydana gelmesine bağlı olarak ve normal gastrointestinal floranın ciddi şekilde kesintiye uğramış olabileceği bir sürenin ardından sindirim sürecinin yeniden başlatılmasının bir sonucudur. Aynı etki, bir sebeple hastaneye yatmış ve damar yolu beslemesi uygulanmış hastaların, bu besleme biçiminin ardından gıda sindiriminde başlangıçta zorluk yaşadıkları süreçte de görülür. Detoks içerikleri ve sebep oldukları ishal, kalın bağırsağınızın tekrar normale dönebilmesi için zaman gerektirmesi bakımından da sizi rahatsız edebilir.

Detoks uygulaması sonrasında özellikle de laksatif içeren bir uygulama sonrasında ani bir kilo kaybı görülmesi nadir görülen bir durum değildir. Ancak, bu kayıplar, detoksun normal vücut fonksiyonlarını ne derece sekteye uğrattığına bağlı olarak genellikle  su kaybı ve özellikle de kas dokusu kaybının bir sonucudur. Öte yandan ne kadar kilo kaybedildiğinden bağımsız olarak, vücudunuz kendisini zamanla detoks öncesi kilosuna kavuşturacaktır.

Beyninizdeki Safsataları Bilimle Temizleyebilirsiniz

Adında “detoks” ya da “arınma” kelimeleri bulunan her ürün veya hizmetin, temizleme konusunda işe yaradığı yerin vücudunuz değil cüzdanınız olduğunu unutmayın. Detoks tedavilerinin, kitlerinin veya ritüellerinin vücudumuzun atık ürünlerini etkili bir şekilde yok etme kabiliyeti üzerinde herhangi bir etkiye sahip olduğunu gösteren yayımlanmış hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Aksine, zarar verebilecek potansiyelleri bünyesinde bulundurmasının yanı sıra, vücudunuzun fizyolojik ve metabolik işleyişine dair kavrayışınızda da yanılgılar oluşturuyor.

“Detoks”, alakasız konulara dikkati çekerken, insanlarda da gereksiz bir tüketim algısı yaratıyor. İyi bir sağlık, bir takım bitkilerin blenderdan geçirilip suya karıştırıldığı bir şişe içecekte veya rektumunuzdan itilmiş bir kahve torbasında bulunmuyor. Kötü bir diyetin, egzersiz yetersizliğinin, sigara içmenin, uykusuzluğun ve alkol ya da uyuşturucu kullanımının yaşam biçimi üzerindeki etkileri basitçe yıkanıp atılamaz. Böbreklerimiz ve karaciğerimizin bir detoks “tedavisine” ihtiyacı yoktur. Eğer bir kimse size detoks önerisinde bulunuyorsa, bu öneriyi kibarca reddetmek ve sunduğu diğer sağlık tavsiyelerini sorgulamak gibi olumlu bir davranış biçimi gösterebilirsiniz.

Eğer bu ürünlerle kilo verirseniz, verdiğiniz kiloların, ürünlerin mucizeviliğinden ya da bir şeyleri alkalileştirmesinden kaynaklanmadığını bilmelisiniz. Kilo kaybettiniz, çünkü aç kaldınız. Alabildiğince anlamsız kuralları olan ve saçma bir diyeti öneren yöntemlerle vücudunuza işkence çektirmeyin. Günümüzün trend haline gelmiş sahte-bilimsel diyet önerileri bu denli revaçtayken pek çok insana şaşırtıcı gelebilir ancak en güvenli öneri aşılarınızın tam olduğundan, düzenli egzersiz yaptığınızdan ve dengeli bir beslenme biçimi uyguladığınızdan emin olmanızdır. Gerçek olan şu ki; detoks, vücudunuzu temizlemez aksine bir dizi safsata ile beyninizi kirletir.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv