Bin Yıllık Kilise Otoritesine Karşı Bir Başkaldırış: “Nullius in verba”

BilimFili olarak bizim de sıklıkla dile getirdiğimiz, Royal Society'nin mottosu; neresinden bakarsanız bakın, son derece asil bir duyguyu ifade ediyor.
Görsel Telif: Cristiano Banti

“Nullius in verba.”

İngiltere’nin ve Dünya’nın en eski bilimsel topluluğu olan Royal Society‘nin mottosu. Türkçesi: “Kimsenin sözüne bağlı olmadan.”

İfade edildiği dönem itibariyle son derece devrimci bir özü içinde barındıran bu söz; gerçeğin, otorite aracılığıyla aranabileceği düşüncesine karşı bir reddediş; gerçeğin keşfinde, fiziksel dünya ile doğrudan etkileşime ve deneye bir çağrı anlamına geliyordu. BilimFili olarak bizim de sıklıkla dile getirdiğimiz, Royal Society’nin mottosu; neresinden bakarsanız bakın, son derece asil bir duyguyu ifade ediyor.

Ancak bu ifade bazen yanlış anlaşılıp, özellikle de iklim değişimi inkarcıları tarafından hem dünyanın ısınmakta olduğunu hem de ısınmanın insan faaliyetinin bir sonucu olduğunu reddetme girişimlerinde dile getirdikleri temel argümanlardan birisi olarak kullanılıyor.

Bilim otoriteye başvurmadan, deneysel olarak test edilebilir delillerle ilerler. Argüman ise son derece basittir: “O halde bilimsel kuruluşlara başvurmak da otoriteye başvurmaktır, dolayısıyla reddedilmelidir.” Buradaki çelişki makul gibi görünebilir. Çünkü, Royal Society, gezegenimizin insan faaliyetleriyle ısınmakta olduğunu söylerken; mottosu, onu (ya da başka bir grubu) dinlemememiz gerektiğini gösteriyor gibi görünüyor. Peki bu çelişki nasıl çözülebilir?

Otoriteye Başkaldırış

Hristiyanlık özelinde kilisenin yönlendirici ve kısıtlayıcı etkisi, neredeyse 1000 yılı aşkın bir süredir, insanlara doğal dünyayı kavrama noktasında mistik inançlar temelinde bir öğreti dayatıyordu. Bu düşünüş biçiminden kaynaklı da fiziksel pek çok şey, Tanrı iradesiyle açıklanmaya çalışılıyordu. Ancak yine de Hristiyanlık, Avrupa kültürünün merkezinde dursa da o zamanlar bilim insanları arasında geleneksel Hristiyan inançlarını reddetme eğilimi vardı. Örneğin, Darwin, Kopernik devrimi ve Galileo meselesi, bilim ve dinin birbiriyle taban tabana zıt, ayrı süreçler olduğunu açıkça ve reddedilemez bir şekilde ortaya koyuyordu. Bilimsel devrim, kilisenin gücüne ve otoritesine kökten meydan okuduğu için de; kilise, bazen bilim ve felsefedeki yenilikleri engelliyordu.

16. yüzyılın sonları ve 17. yüzyıldaki aydınlanma, Avrupa’da entelektüel ve kültürel anlamda pek çok değişime neden oldu. Hatta, bu aydınlanmanın yalnızca düşünceleri değil, bu düşüncelerin oluşturulma süreçlerini dahi değiştirdiğini söylemek yerinde olur. Bu önemli hareket Avrupa’daki yaşamı neredeyse her açıdan etkiledi: Politika, din, edebiyat, bilim ve felsefe. O zamana kadar dini dogmalar ve kilise öğretileriyle fiziksel dünyayı kavraya(maya)n Avrupalılar, bir bilimsel devrim olarak nitelendirebileceğimiz bu sürecin sonunda, evrene dair farklı biçimlerde düşünmeye; Tanrı, din ve inanç gibi önceki düşünüş biçimlerini sorgulamaya başladılar.

28 Kasım 1660 yılında kurulan Royal Society de, dönem itibariyle Aristotelyen doğal felsefesinin genel kabulünü de içeren, neredeyse bin yıllık bir kilise otoritesinin gölgesinde aydınlanmanın meşalesi olarak yola çıktı.

Aristo’nun görüşleri, yüzyıllar boyunca tartışmasız kabul edildi. Görsel Telif: Shutterstock/thelefty

Topluluk, bilimsel ilerleme ve onun faydalarını teşvik etmek, bilimde mükemmelliği tanımak, bilimsel çalışmaları desteklemek, politikaya bilimsel önerilerde bulunmak, eğitim ve halk katılımında küresel iş birliğinin geliştirilmesi gibi bazı rolleri de üstlenmiş oldu. Üyeleri arasında, dogmayı açıkça reddeden ve pratik deneyler ve gözlemlerde ısrar eden Robert Boyle, Robert Hooke, Christopher Wren, Isaac Newton ve Michael Faraday gibi modern bilimin gelişmesine yaptıkları olağanüstü katkılarıyla övgüyle andığımız pek çok bilim insanı da vardı.

Bu otoriteye başkaldırmak, aynı zamanda kilisenin öğretilerinin ve kabul edilen diğer dogmalara karşı bilimsel keşiflerin güvenilirliğini arttırma özgürlüğünün de bir kutlamasıydı esasında. Yani Royal Society’nin “kimsenin sözüne bağlı olmadan” ifadesinde vurgulanan otorite, bilimsel olmayan bir otoritedir. Söz konusu slogan, dini veya politik ideolojinin yönlendirdiği iddialardan ziyade doğrulanabilir ampirik iddiaların üstünlüğünü temsil eder. Belki de hiçbir slogan içerisinde bulunduğu dönemin reddini bu denli iyi yansıtamazdı.

Ayrıca, o zaman bilimin üstlendiği şeylerin çoğunun modern standartlara göre daha kaba olduğunu ve çok temel teknolojiye bağlı olarak bireyler veya en azından küçük insan grupları tarafından doğrulanabilir olduğunu anlamak da önemlidir. 21. yüzyıl bilimi, birçok alanda, herhangi bir kişi tarafından deneysel olarak doğrulanmasına rağmen, anlaşılması zor ve oldukça karmaşıktır. Geçmişin aksine, bilim bugün, küresel ölçekteki fikirlerin dinamik etkileşimi ve test edilmesi ile karakterize, geniş bir iş birlikçi bilgi ağıdır.

Deneysel sonuçların paylaşılması ve fikirlerin toplu incelemesi derin ve karmaşık kavrayışlar oluşturur. Bu bilgiyi yorumlamak ve kullanmak için, genellikle çeşitli uzmanlık alanlarından gelen bilim insanlarından oluşan ekipler gereklidir. Örneğin, küresel ısınma kadar karmaşık bir konunun, bilimsel sorgulama normları anlamında eğitimsiz ve donanımsız, tek bir kişi tarafından doğrulanabileceği önerisi; modern bilimin doğası hakkında şaşırtıcı bir cehalete sahip olunduğunu gösterir.

Yanlış Otoriteye Başvurma Safsatası

Otoriteye başvurma durumu esasında bir mantıksal safsata biçimidir. Fakat buradaki durum için “yanlış otoriteye başvurma” safsatası demek daha doğru olacaktır. Örneğin, spordaki başarısıyla ünlenmiş birisinin belirli bir tıbbi tedavi önerisini desteklemesini kaynak göstermek gibi.

Tartışmalarda uygun otoritelere başvurmak; örneğin o alandaki uzman kişileri referans vermek, safsata yapmak anlamına gelmez. Doktorumuzu, seçerken kendisinin uzmanlık alanına dikkat ederek seçimde bulunuruz ve herhangi bir direnç göstermeden tavsiyesini almaktan mutluluk duyarız.

Mühendisler, devasa yapıları inşa ederler; pilotlar son derece kompleks makineleri uçururlar; ekonomi uzmanları, finansal konularda önerilerde bulunurlar. Tüm bu uzmanlıklar, yaşamımızı güvenle sürdürmemizde bize kolaylıklar sağlıyor.

Bir uzmanın tavsiyesini kabul etmek mantıksal safsata içermez. Bilimsel disiplinlerin akran incelemesi süreci de dahil olmak üzere pek çok alandaki kalite kontrol uzmanlarının yetkisine genellikle güveniyoruz. Dolayısıyla, “Nullius in verba” bize; bilimin ortak bilgeliğini dinlemememiz gerektiğini söylemiyor; aksine bilimsel olmayan dogmalara güvenmememiz gerektiğini salık veriyor.

Aslına bakarsanız, 17. ve 18. yüzyıldaki bu gibi (Royal Society) pek çok topluluğun rolü, uzman tavsiyesi sağlamak için bilim insanları ve hükümetler arasında bir kanal görevi görmekti. Eğer meşru otoritelere danışılmayacaksa, her insanın kendi şartları ve kendi kaynakları ile ilgili herhangi bir iddiayı doğrulaması gerekeceğinden, muhtemelen bilim insanlarının etrafta dolaşmasının da bir anlamı olmayacaktı. Bu da karanlık çağlara hızlı bir geri dönüş anlamına gelirdi.

Esasında “nullius in verba” sloganı, bilim inkârcılarının ve dogmacıların mevcut inanışlarıyla uyum göstermediği için ampirik anlamda doğrulanmış delilleri kabul etmemelerine karşı bir isyandır.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv