Özel Duyularımız ve Evrimimizi Anlamlandırma

Özel duyularımızın ─görme, koku alma, işitme ve tad alma─ bilimi, evrimimize dair son derece şaşırtıcı ve eşsiz kavrayışlar sunar. Örneğin; yaklaşık 8 milyon yıl önce şempanzelerle ortak olan atamızda..
Görsel Telif: Foter.com / CC BY

Özel duyularımızın ─görme, koku alma, işitme ve tad alma─ bilimi, evrimimize dair son derece şaşırtıcı ve eşsiz kavrayışlar sunar. Örneğin; yaklaşık 8 milyon yıl önce şempanzelerle ortak olan atamızdan beri işitme duyumuzun nasıl evrimleştiği konusunda pek fazla bilgi sahibi değiliz. Öte yandan, antik DNA araştırmalarındaki yeni gelişmeleri de içerecek şekilde, insan görüşünün ve koku almasının evrimini kavramak; bir tür olarak eşsizliğimize dair uzun süredir var olan bazı soruları cevaplamada da umut vaadediyor.

Son Derece Görsel Bir Memeli

İnsanlar bulundukları çevrede renkler ve görüntüler tarafından donatılmış durumdadır. Görme duyumuz, çevremizi nasıl algıladığımız üzerinde büyük oranda etki sahibidir. Bununla birlikte bizler, diğer insanları görünüşleriyle yargılama eğilimindeyizdir. Yüzler ve ifadeler, deri, göz ve saç rengi… Sanki karşımızdaki kişinin genetiği ya da kişiliği böyleymiş gibi okumaya çalışırız. Bütün bunlar görüşümüzün, görme duyumuzun; sosyal yaşantımız üzerinde de etkin olduğuna dair bizlere ipucu verir ve memeli türümüz primatlar için de görüş başta gelir.

Tıpkı insanlar gibi, gelişmiş primatlar da; stereoskopik (derin görüş) ve çok renkli görüş kapasitesine sahiptir.

Tıpkı insanlar gibi, gelişmiş primatlar da; stereoskopik (derin görüş) ve çok renkli görüş kapasitesine sahiptir.

Antik atalarımız, ağaçlardaki bir yaşam için evrimleşti ve bugün primat kuzenlerimizin büyük çoğunluğu ağaçlardaki varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Orman zemininden onlarca metre yukarıda, gölgelik bir alana tırmanırken ya da atlarken, elin tek bir yanlış kavrayışı ölüme sebep olabilir. Dolayısıyla mesafeleri güvenli bir biçimde hesaplama ihtiyacı ciddi bir doğal seçilimi ortaya koymuş olmalıdır. Sonuç olarak, bizler buna sahibiz; oldukça iyi gelişmiş bir görüş. İnsanlar da dahil olmak üzere, maymunlar ve apeler derinlik görüşüne sahiptir; yani bizler üç boyutta görebiliyoruz.

Kafataslarımız, gözlerimiz ve beyinlerimiz üç boyutlu görüşü güçlendirecek biçimde evrimleşmiştir. Göz yuvalarımız yüzümüzün önünde, her gözün sahip olduğu görüş alanı üst üste bindirilir ve beyinlerimiz her iki gözümüzden gelen görsel bilgiyi eşit olarak beynin sağ ve sol loblarında işler.

Trikromatik görüş (çok renkli), insanların ve diğer primatların neredeyse 10 milyon rengi algılamasını sağlar. Bu görüşün evrimi belki de uzak primat atalarımızın ağaçların yaprakları arasına gizlenmiş meyveleri ayırt edebilmelerindeki kilit noktadır. Primat gözü, bütün memelilerde vücut büyüklüğüne göre en büyük olan yapıdır. Bu da belki de ilk primatların gece yaşamlarının bir mirası olabilir. Fakat, insan gözü; onu çevreleyen ve koruyan sert dış katman dokusu olan skleraya (göz akı) sahip olması bakımından diğer primatlardan farklılık gösterir. İnsanlarda sklera yapısı beyaz renktedir, ancak diğer primatlarda bu yapı kahverengiye çalan bir renge sahiptir ve muhtemelen bir kamuflaj işlevi görür.

İnsan gözünün depigmente beyazı ise, iletişimi güçlendirmede önemli bir rol oynar, özellikle de göz teması kurduğumuzda.

İnsan kafatasını, Neandertal kuzenlerimizin kafatası yapılarıyla karşılaştırırsak, Neandertal kuzenlerimizin görsel sistemlerinin bizimkilerden daha iyi geliştiğini görürüz 1. Ancak Neandertallerin bizimkinden çok daha farklı olan bu gözlerle ne yaptıkları gizemini korumaya devam ediyor. Bu gözler, onlara düşük ışıkta, kar kaplı bölgelerde ya da avlanmada daha iyi bir görüş mü sağladı henüz bilemiyoruz, çünkü Neandertal genomunun tamamını tanımlayabilmiş durumda değiliz 2.

İhmal Edilmiş Duyu

Düşünün; baskın duyumuz koklama ya da koku alma olsaydı hayatlarımız nasıl olurdu? Bütün yaşamda, bakteriden memelilere kadar, etraftaki kimyasalları saptama yetisi; hayatta kalmak için başat önemdedir. Birçok memeli için, koku duyusu, hayatlarında –tıpkı bizdeki görme duyusunun baskın olduğu kadar– baskındır. Fareler, kokuları saptayan 1000 farklı hücre tipine ya da olfaktör reseptörlerine sahipken, insanlar yalnızca bunlardan yaklaşık 350 tanesine sahiptir. Koku, ayrıca biyolojik evrimin temel bir katalizörüdür.  Yalnızca omurgalılar arasında bile en az dört farklı türde okfaktör sistemi evrimleşmiştir. Koku almanın evrimi, memeli genetik kodunda oldukça geniş bir etki de bırakmıştır; koku alma genleri, memeli genomunda, en geniş gen ailesine sahip tek gen grubudur.

İnsan genomu, koku duyusuyla bağlantılı yaklaşık 900 gen ve “sahte gene” sahipken, fare genomu bu grup için yaklaşık 1400 gene sahiptir. Buna karşın, kedi balıkları ise yalnızca 100 olfaktör reseptörü genine sahiptir. Araştırmaların dikkatini ise daha çok bu “sahte genler” çeker. Sahte genler; belirli bir hücre tipi içerisinde protein üretme yetisini kaybetmiş genlerdir. Esasında, insan koku reseptörü genlerinin %60’ı sahte genlerden oluşur. Bu durum diğer apelerde ise yaklaşık %30 civarında iken, fareler ve köpeklerde %20 civarındadır.

Charles Darwin, insan koku duyusunun evrimsel bir kalıntı ( ya da ‘kullanışsız’) özellik olduğunu ileri sürmüştü ve bu düşüncesini de sahip olduğumuz oldukça fazla sayıdaki sahte genlere bağlamış olabilir. Her ne kadar Darwin bu durumu biraz abartmış olsa da, fonksiyonel genlerdeki dramatik düşüşler; koku duyumuzun, ape kuzenlerimizi de içeren diğer birçok memeli türündekinden temelde farklılıklar gösteriyor olmasına güçlü deliller sunuyor. Fakat, modern insanın koku duyusunun; bağışıklık sisteminden, sosyal iletişimden, eş seçiminden, seks ve kur yapma sırasında kullanılmasından tutun da diğer insanların duygusal stresini anlamaya ve beslenmeye kadar kullanışlı bir duyu olduğunu biliyoruz.

Neandertal Koku Duyusu

Fosil karşılaştırmaları, görme duyusunun aksine koklama duyusunun insanlarda, Neandertal kuzenlerimizden daha iyi geliştiğini ortaya koyuyor. Burun yolunda bulunan ve koku algısını beyne ileten, kafatasımızda bulunan bir organ olan koku soğanı, başlangıçta insanlarda muhtemelen daha büyüktü.

Neandertal erkeği görüntüsü
İlkel DNA; insanlar, Neandertaller ve gizemli Denisovaların koku genlerindeki farklılıklar üzerine doğrudan çalışma yürütme olanağı tanıdı.

Geçtiğimiz yıl, University College Dublin’den Graham Hughes ve beraberindeki ekip, soyu tükenmiş kuzenlerimiz ve insanların koku genlerindeki farklılıkları ortaya koyan bir çalışma yayımladılar 3. Ekip, insanlarda bulunan 10 fonksiyonel koku geninin; Neandertallerde ve 8 tanesinin de; Denisovalarda inaktif (sahte gen) olduğu bulgusuna ulaştı. Bu durum, pek göze çarpmayan ancak türlerimizdeki koku almanın ekolojik anlamda önemli farklılıklar içerdiğini de ortaya koyuyor.

University of Alaska Fairbanks’ten araştırmacıların yürüttüğü bir başka araştırmada ise, dünyanın çeşitli yerlerindeki insan populasyonlarının OR7D4 isimli kokuyu saptama yetileri karşılaştırıldı.

Çoğu reseptör bir kokudan fazlasını saptayabilir, fakat OR7D4  bizi; androstenon (1) (yaban domuzu salyasında bolca bulunur) isimli çok spesifik bir kokuyu alabilmemizi sağlar. OR7D4 reseptörünü üretmeden sorumlu gende farklı DNA dizilimine sahip insanlar bu kokuya farklı tepkiler verir. Bazı insanlar pis koku olarak nitelendirirken, bazıları tatlı, bazıları ise bu kokuyu alamazlar. İnsanların ‘androstenon’a tepkileri sahip oldukları OR7D4 DNA dizilimine bakılarak tahmin edilebilir ya da kokuya verilen tepkiye göre insanların OR7D4 DNA diziliminin farklı olduğu anlaşılabilir. (Mağara İnsanları da Dahil Olmak Üzere Koku Duyumuz Nasıl Evrimleşti?)
Araştırma ekibi, OR7D4 geninin Neandertal ve Denisova dizilimleri üzerinde de çalışmalar yürütmüş ve Neandertal versiyonunun bizimki gibi olduğu ancak Denisovalarınkinin DNA kodu bakımından farklı olduğu fakat yine de aynı şekilde fonksiyonel olduğu sonucuna ulaşmıştı.

Araştırmada, yetişkin bireylerin yaklaşık %50’sinin androstenon kokusunu alamadığı görülürken, yaklaşık %35’inin havadaki trilyonda 200 kokuyu saptayabildiği ve bundan rahatsız olduğu görüldü 4. Androstenon; erkek ve kadın terinde ve idrarında bulunan bir steroid yapısıdır. Aynı zamanda yaban domuzu salyasında bulunur ve tanımlanan ilk memeli feromonudur. Öte yandan yaban domuzu androstenonun, insan afrodiziakı olarak ticareti yapılmaktadır. —Androsteron ile karıştırılmamalıdır.–

Böylece, Neandertallerin ve Denisovaların bu kokuyu saptama yetileri onların seks yaşamları hakkında da bize bazı bilgiler sunabilir.

DNA Umutları

Özel duyular üzerine çalışmalar söz konusu olduğunda, şimdiye kadar yalnızca fosil çalışmalarıyla ilerleyebiliyoruz. Dolayısıyla anatomisine ve çalışma biçimine dair sınırlı bilgi sahibiyiz. Fakat, modern insanın genomu üzerinde, çalışmalar yürütülmeyi bekleyen oldukça fazla sayıda koku geni mevcut. Neandertal ve Denisovalar gibi soyu tükenmiş kuzenlerimiz ve yaşayan diğer primat akrabalarımız da mevcut ve koku duyumuz hakkında hala öğrenmemiz gereken oldukça fazla bilgi var.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv