İnsan, Ne Kadar Gelişmiş Koku Duyusuna Sahip?

Burnunuza gelen güzel bir yemek kokusu karnınızı acıktırabilir ya da açan leylakları kokusundan fark edebilirsiniz. Verdiğimiz örneklerde olduğu gibi birçok kokuyu alıp birbirinden ayırt edebiliyorken..
Görsel Telif: Sjale/Shutterstock

Burnunuza gelen güzel bir yemek kokusu karnınızı acıktırabilir ya da açan leylakları kokusundan fark edebilirsiniz. Verdiğimiz örneklerde olduğu gibi birçok kokuyu alıp birbirinden ayırt edebiliyorken, uyuşturucu arayan köpeklerin burunları kadar hassas burunlarımız da yoktur. Yani insanlar, koku duyularını bazı diğer memeliler gibi birincil öncelikle kullanamazlar. Bu durumun, köpekler ve diğer hayvanlar arasındaki kötü koku takipçisi ünümüze katkıda bulunduğu söylenilebilir.

Science dergisinde yayımlanan ve insan koku duyusu üzerine yapılmış yeni ve eski araştırmaların analiz edildiği yeni bir çalışmaya göre ise kötü koku takipçisi ünümüz bir yanılgıdan ibaret olabilir. Yani, sonuçlara göre, insan koku alma duyusu sandığımız kadar kötü olmayabilir.

İnsanların daha kötü koku alma duyusuna sahip olduğu fikrinin kökeni, 19. Yüzyıl bilim insanlarından Paul Broca’ya dayanıyor. Beyindeki konuşma üretiminden sorumlu olan Broca bölgesinin kaşifi Paul Broca, evrimsel süreç boyunca küçülen beynimizin koku alma soğanının kokuyla güdülenen davranışlar göstermememizle bağlantılı olduğunu savunuyordu. Broca’ya göre, küçük koku alma soğanımızdan dolayı diğer memelilere kıyasla daha zayıf koku alma duyusuna sahibiz ve bu sebeple hayatta kalma mücadelemizden bir duyumuzdan ziyade karmaşık düşünce sistemimize bel bağlıyoruz. Her ne kadar teorisini sınamak için duyusal araştırmalar gerçekleştirmese de, Broca bu savıyla ciddi bir ün kazandı.

Bu sav, ilgili konu üzerine çalışma yapan bilim insanları tarafından da yıllarca takip edildi. Genetikçiler, insanların sınırlı koku alma yetenekleri ile bağlantılı delillere ulaştılar çünkü insanlar daha küçük fraksiyonda ve daha az sayıda işleyen koku alma genine sahip. Fakat, bu bulguların da yeterince sınandığını söyleyemeyiz.

Evrimsel gelişme ve koku alma duyusunun zayıflaması arasında bir bağlantı bulunamayınca, daha sonralarda öne sürülen ve renkli görmenin koku alma üzerindeki evrimsel baskıyı azalttığı fikrine dayanan tezler de çürütülmüş oldu. Ayrıca, yapılan çalışmalar sonucunda koku alma soğanın boyutu ya da beyne göre oranının doğrudan koku alma gücü ile alakalı olmadığı anlaşıldı.

Sonuçları karmaşık olsa da, şu anda daha fazla duyusal test yapılıyor. Geçtiğimiz on yıllarda yapılan deneylerin sonuçlarına göre, insanlar muz aromasına köpekler ve fareler kadar hassaslar. Bunun yanı sıra, 2013 yılında yayımlanmış bir araştırmada, insanların iki ürin koku bileşenini farelerden daha iyi ayırt ettiği gösteriliyor. 2017 yılı içerisinde yapılmış başka bir araştırmanın sonuçları da, insanların memeli kanının kokusuna, farelere kıyasla daha duyarlı olduğunu işaret ediyor.

Araştırmalara göre, hayvanların sahip olduğu koku alma soğanı nöronlarının sayısı ile koku alma yeteneğinin gücü arasında bir bağlantı mevcut. Fakat, koku alma soğanı nöronlarının sayısı, beynin ya da koku alma soğanının boyutu ile ilişkili değil. Koku nöronu sayısının insan popülasyonundaki karşılığı da oldukça ilginç. Erkeklere kıyasla daha iyi koku alma duyusuna sahip olan kadınların koku alma nöronlarının sayısı, farelerin genel popülasyonuna göre daha fazla iken sıçanlara kıyasla daha az. Bununla birlikte, kadınların koku alma soğanları bu iki sürüngenden de daha büyük. Erkekler ise koku alma nöronu sayısı sıralamasında farelerin tam altında bulunuyor. Bütün bu türler ve birçok diğer memelide, koku alma nöronu sayısının farkı en fazla 10 milyon. Yani pek farkında olmasak da, insanlar görece güçlü bir koku alma duyusuna sahip.

Ancak türler arasında koku alma yeteneğini karşılaştırırken, standart bir ölçünün bulunmuyor oluşu ana zorluğu oluşturuyor. Her bir tür farklı kokuları daha iyi ayırt edebildiği için, koku alma duyusunun gelişmişliği açısından bir genelleme yapmak neredeyse imkansız. Yani farklı türler farklı kokuları daha iyi almak konusunda uzmanlaşmış gibi görünüyor. Ayrıca, bu konuda beynin plastisitesini de dikkate almak gerekli. Beyinde bir fonksiyon kaybedildiğinde, beynin diğer fonksiyonları gelişir. Görme kaybından sonra duyma yeteneğinin gelişmesini bu duruma örnek gösterebiliriz. Ancak, beyin plastisitesi ve koku duyusunun gelişmişliği arasındaki ilişki tam olarak çözümlenebilmiş değil.

Koku duyumuza tahmin edilenden daha fazla bağımlıyız. Bu duyumuz, tat alma tecrübelerimizi ve çevreyi algılamamızı etkiliyor. Üstelik görünen o ki, bilim insanlarının daha önce düşündüğün aksine, görece gelişmiş bir koku duyumuz var.


İlgili Makale: Poor human olfaction is a 19th-century myth, Science 12 May 2017: Vol. 356, Issue 6338,
DOI: 10.1126/science.aam7263

Kaynak:The Human Nose Knows More Than We Think, Scientific American, Retrieved from https://www.scientificamerican.com/article/the-human-nose-knows-more-than-we-think/


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv