Uçan Sürüngen: Pterozor

Dinozorlar Çağı’nın en dikkat çekici ve belki de en güzel canlıları olan Pterozorlar, uçabilen sürüngenlerdi. Sahneye çıkışları, günümüzden 225 milyon yıl önce gerçekleşti; yani komşuları olan d..
Görsel Telif:

Dinozorlar Çağı’nın en dikkat çekici ve belki de en güzel canlıları olan Pterozorlar, uçabilen sürüngenlerdi. Sahneye çıkışları, günümüzden 225 milyon yıl önce gerçekleşti; yani komşuları olan dinozorlarla aynı sıralarda boy göstermeye başladılar. Dolayısıyla onların öyküsünü, Dinozorlar Çağı’nın öyküsünden ayrı düşünmek mümkün değil.

İlk pterozorlar, pek göze çarpmayan ufak hayvanlardı; torunları ise göğe çıkmayı başaran en ihtişamlı ve güçlü canlılar oldu. Pterozorları, tarih öncesi dünyada hüküm sürmüş olan, ejderha benzeri kanatlı “pterodaktil” canavarlar olarak görenlerin sayısı az değil. Fakat aslında pterozorlar evrilerek, son derece iyi uyumlanmış uçuculardı. Devasa bir beyinleri vardı ve birkaç güçlü kanat çırpışı ile büyük mesafeler katedebiliyorlardı. Yaşadıkları dönem sona ererken, neredeyse tüm kıtalara yayılmış ve yerleşilebilecek tüm mevkilere yuvalanmışlardı.

Kafa Karıştıran Fosiller

Pterozor fosillerinin keşif tarihi, paleontoloji (fosilbilim/taşılbilim) biliminin ilk günlerine kadar uzanıyor. Bulunan ilk Pterodactylus (bir Pterozor türü) fosili için 1807 yılında “ptero-daktil” sözcüğünü uyduran kişi ise karşılaştırmalı anatominin babası olan Baron George Cuvier’in ta kendisiydi. Böylece ilk kez olarak bir pterozor keşfedilmiş ve bilimsel olarak tanımlanmış oldu. Tabi bu keşif, bilimsel çevrelerde çalkantı yarattı. Bu şey bir yarasa mıydı? Kuş muydu? Acaba keseli miydi? Uzamış parmaklarını tırmanmak için mi kullanıyordu? Yoksa penguen gibi perdeli ayakları mı vardı?

Almanya’nın Solnhofen bölgesindeki aynı yerden başka fosiller de çıkarıldı ve hepsi de Geç Jurasik Dönem’de yaşamış olan Pterodaktilus’un çağdaşıydı. Çok geçmeden bu hayvanların, şu anda yaşamakta olan hiçbir hayvana benzemeyen uçan sürüngenler oldukları anlaşıldı. Pterozorların ilk çizilen resimlerinde garip kanatlarla betimlendiler. Bu imaj, çok daha büyük bireyler keşfedildikten sonra bile sürdü. 19.yüzyılda ve 20.yüzyılın büyük bölümünde, pterozorlar ya korkunç canavarlar ya da zar-zor havalanabilen kötü uçucular sanılmaya devam edildi.

Fenghuangopterus, şimdiki Çin’de yaşıyordu.

Tüylü Kanatlar

Araştırmalar ilerledikçe, bu hava kâşiflerinin becerileri daha açık biçimde anlaşılmaya başladı. Kazakistan’da bulunan çok özel bir fosil sayesinde, pterozorların aslında sıcakkanlı hayvanlar oldukları netlik kazandı. “Sordes” adı verilen fosil, Geç Jurasik Dönem’den kalmaydı. Sordes, küçük bir pterozordu ama ondan geriye kalanları özellikle benzersiz kılan şey, bedeninin çevresindeki tüylü uzantıların keşfi oldu. Bu kıl benzeri uzantılara bugün “piknofiber” adı veriliyor.

Pterozorun bedeninin neredeyse her noktası piknofiberler ile kaplıydı. Elimizde kısmen tüylü kanatları olan pterozor fosilleri bile var. Uçan hayvanlar olmaları, yüksek enerjili bir yaşam tarzına ve özellikle de yüksek metabolizmaya işaret ediyor. Pterozorlar muhtemelen hayatta kalmak için çok fazla miktarda besine gereksinim duyuyorlardı. Sordes ve yakın zamanda bulunan diğer kalıntılar sayesinde, bu harika canlılara hakkında başka mitleri de geçersizleştirebiliyoruz.

Örneğin, pterozorlar gökyüzünü asla kuşlara teslim etmedi. Kuş evrimi, Erken Kretas sırasında, yani kabaca 125 milyon yıl önce hız kazandı. Pterozorlar ve kuşlar, aynı ekosistemlerde uyum içinde var oldular; birbirleri ile çekiştiklerine ilişkin hiçbir işaret yok. Aslına bakılırsa, bu iki canlı grubu da varoluşlarının zirvesindeyken, göklerde görülmemiş bir çeşitlilik yaşandı.

Sinuiji Anurognathid, şimdiki Kuzey Kore’de yaşıyordu.

İlginç Pterozor Çeşitleri

Doğu Çin ve Brezilya’daki bazı fosil alanları, hepsi de aynı sıralarda varolmuş garip biçimli canlıların zenginliğini ortaya koyuyor. Bazıları, kanatları albatroslarınki gibi kocaman ve çeneleri kaygan avlarını kaçırmamak için dar olan balıkçılardı. Bazıları da minik planktonları avlıyordu. Bunların yanı sıra, ormanların içinde minik sürüngen kelebekler gibi uçuşan küçükler de vardı. Ayrıca karada gezinip, küçük hayvanları avlayan veya kısa gagaları ile meyveleri kıranlar da bulunuyordu. Başlarında ilginç taçlar olan türler de vardı. Pterozorların çoğunda iki-biçimlilik olduğunu da artık biliyoruz. Yani dişi ve erkek cinsiyetteki bireylerin görünüşleri birbirlerinden farklı olabiliyordu. Taçlarını gösteri amaçlı kullanan erkekler, dişilerin iki katı büyüklüğe erişebiliyordu. Erken Kretas Dönemi biterken bile, pterozorların yok olmasına ilişkin bir iz yoktu; aksine giderek güçleniyorlardı.

Fakat sonra bir şey oldu ve yaklaşık 90 milyon yıl önce bir kitlesel yok oluş yaşandı. Bu olay, hem pterozor hem de kuş topluluklarında büyük yara açtı. Aslında sonun başlangıcıydı. Artan yanardağ etkinliği, sera etkisi yarattı. Erken Kretas’ın serin iklimi, sıcak ve nemli bir hâl aldı. Sadece karasal etçiller ve az sayıda deniz pterozoru hayatta kalmayı başardı. Ama o zaman bile sayılarında ciddi bir azalma olmadığı gibi, avlarının önüne heyulâ gibi dikilen kanatlı devlere dönüştüler ve dinozorları bile geride bırakıp, karada baskın çıkmaya başladılar.

Caupedactylus, şimdiki Brezilya’da yaşıyordu.

Önce Kanat Çırp, Sonra Süzül

Uçan hayvanların en büyüğü, Dinozorlar Çağı’nın sonlarına doğru ortaya çıktı. “Quetzalcoatlus” adlı bu canlı, zürafa kadar uzundu ve kanat açıklığı 10 metre’yi aşıyordu; hemen hemen küçük bir uçak kadardı yani. Tahminen 250 kilogram’dan daha ağırdı. Kuetzalkotlus, Kuzey Amerika topraklarını Tiranozor gibi ürkütücü canlılarla paylaşıyordu. Bu gibi Pterozorlar, evrimlerinin zirvesinde gibiydi; yaşadıkları ortama son derece iyi uyumlanmışlardı. Bir ara, en büyük Kuetzalkotlusların uçamadığı düşünüldü. Yeni çalışmalar ise sahip oldukları yoğun kaslarla, hiç de yerde kalmadıklarını gösteriyor. Kollarını kullanarak bir itme hareketi ile ayaklarını yerden kesiyor ve ardından dinamik yükselme adı verilen yöntemle ilerliyorlardı. Pterozorların en büyükleri, kanatlarının birkaç çırpışı ile havada kalabiliyorlardı. Kuetzalkotlus gibi bir hayvan, kanatlarının birkaç çırpışı ve sonrasında süzülmeye güvenerek, büyük olasılıkla durmaksızın 16.000 km gidebiliyordu.

Uçabilen canlılar tarafından kullanılan 4 farklı teknik bulunuyor. Pterozorlar, kuşlar, yarasalar ve böceklerin farklı yapısal değişimler sonucunda, aynı beceriyi elde ettikleri bu görüngü, “yakınsak evrim”e örnek olarak verilebilir.

Pterozorların dünyaya uyumlanmadaki başarıları su götürmez. Dolayısıyla onların sonunu, ancak dünya dışı bir etken getirebilirdi; ki öyle de oldu. 66 milyon yıl önce gezegenimize çarpan bir gezegencik (asteroid), Kuetzalkotlus ve akrabalarını yok etti. Dinozorlar Çağı bitti. Pterozorlar ve komşularının yanı sıra, çok sayıda başka canlı türü, bir daha geri gelmemek üzere yaşama veda etti. Onlardan bize biraz fosil ile birkaç kemik kaldı. Bu kalıntıları incelemeyi görev edinen taşılbilim, 18.yüzyıldan bu yana tarih hakkındaki bilgimizi çoğaltmayı sürdürüyor. İleride yapılacak çalışmalar sayesinde, geçmişin bu muhteşem canlıları hakkında daha fazla şey öğreneceğimizi umuyoruz. Şimdilik elde edilmiş bilgilerin bir kısmını şu internet sitesinden inceleyebilirsiniz: PTEROS

Sucul kuş Hesperoronis, Pteranodon’un avını kapmak için dalıyor. (Julio Lacerda)


Kaynak: Earth Archives, “When reptiles had wings: Rise and fall of the pterosaurs”
<http://www.eartharchives.org/articles/when-reptiles-had-wings-rise-and-fall-of-the-pterosaurs/>


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak istersen
Patreon üzerinden
aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsin.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv