Maymunlar Nasıl Arkadaşlıklar Kuruyor ve Birbirlerini Nasıl Etkiliyor?

Biz insanlar için, gergin bir çatışmanın içerisine dahil olmak ağır bedeller gerektirebilir, bu durum yalnızca yaralanma riski ya da stresten kaynaklı değil, aynı zamanda da arkadaşlar arasındaki çok ..
Görsel Telif: Hung Chung Chih / Shutterstock

Biz insanlar için, gergin bir çatışmanın içerisine dahil olmak ağır bedeller gerektirebilir, bu durum yalnızca yaralanma riski ya da stresten kaynaklı değil, aynı zamanda da arkadaşlar arasındaki çok değerli sosyal ilişkilerin de zarar görmesine sebep olabilir. Yalnızca insanlara özgü bir davranış gibi gözüküyor değil mi? Değil, çünkü aynı şey maymunlarda ve apelerde de görülüyor.

Tıpkı insanlar gibi, maymunlar da insan arkadaşlıklarına1 oldukça fazla paralellik gösteren2 uzun süreli, özen gösterilen karşılıklı bağlar oluşturuyor. Ve primatların dünyasında agresyon, arkadaşlık seviyesini ve toleransı azaltmasından kaynaklı, ilişkiler için yıkıcı olabiliyor.

İnsan aileleri gibi, maymunlar ve apeler için de grup içinde yaşamın günlük işleri, kaçınılmaz olarak gerginlikleri ve kavgaları beraberinde getirir. Çekişmeler; kimin gölgede dinleneceği, çiftleşenin kim olacağı, baskın olanın kim olacağı, soğukta kimin kıvrılacağı ya da nereden beslenileceği üzerine olabilir. Hayat, acımasızdır. Ancak neyse ki primatlar, agresyonun maliyetini azaltmak ve önceden önlem almak için neredeyse bir strateji cephaneliğine sahiptir.

Bu stratejiler, bir çatışma sırasında “köpürme” öncesi gerginlikleri yatıştırmak ve biçime uygun baş eğmelerden arabuluculuğa ve nüfuzunu kullanmaya kadar değişkenlik gösterir. Fakat, agresyon kaçınılmaz olursa ve bir kavga çıkarsa, tarafların başka bir seçeneği daha vardır. Çünkü tıpkı insanlar gibi, primat kuzenlerimiz de uzlaşma aracılığıyla ilişkileri onarabilir ve arkadaşlık bağlarını yeniden inşa edebilirler.

Çatışmanın Çözülmesi

Uzlaşmacı davranış, ilk olarak 1970lerde Frans de Waal3 tarafından şempanzelerde çatışma sonrası davranışlara dair yürütülen taslak bir çalışmada4 tanımlanmıştır. Görünürde, uzlaşmacı olmak, kavgadan sonra taraflar arasında arkadaşça ilişkiye indirgenmeye sebep olabilir ve aynı zamanda da çatışmayı sonlandırmaktan çok daha fazlasını yapar.

Yapılan araştırmalar5, uzlaşıcı olmanın; primatlarda, sıkıntı göstergelerini ve endişeyi –kalp atış hızını ve yerleri kazıma tepkisini– azaltmak gibi duygusal sonuçlarının olduğunu gösteriyor.

maymunlarda-bariscil-davranislar-bilimfilicom

Kaynak: Nick Fox/Shutterstock

Primatlarda çatışma sonrası anksiyete seviyelerinin çatışmanın tarafları arasındaki eski ilişkinin kalitesiyle ilgili olduğu bulgusuna ulaşılmıştı. Bu durum insanlar arasında oldukça bilindiktir. Eğer yakın bir arkadaşınızla tartışırsanız, bu durum sıradan bir arkadaşınızla tartışmanızdan çok daha stres verici bir hâldir.

Öte yandan, araştırmacılar, uzlaşmanın yeniden agresyon gelişimini azalttığı bulgusuna eriştiler6. Fakat, belki daha da önemlisi, uzlaşma; arkadaşlar arasındaki tolerans ve iş birliğini daha da güçlendiriyor.

İyileştirmeler Yapmak

Arkadaşlık; yunuslar, atlar, kuşlar ve primatlar gibi birçok türde üreme başarısını ve hayatta kalabilme şansını artırır ve sağlığı geliştirir. Dolayısıyla, ilişkilerde agresyondan kaynaklı hasarların iyileştirilmesi evrimsel bir mekanizma olarak gelişmiştir demek oldukça mantıklıdır.

Uzlaşmanın birçok sosyal türde yaygın olamsı gerçekliği, barışma eğilimimize dair nasıl derin bağlar kurulduğunun da bir göstergesidir. Fakat görünüşe göre, bazı teknikler doğuştan gelmesinden ziyade esasında öğrenilmiştir.

Yıllar önce yapılan yenilikçi bir deneyde7, de Waal; geçimsizliğe dair uzlaşı davranışlarının, yavru hint makaklarında, uysal ve barışçı makaklarla kurulan “ev arkadaşlığının” birkaç ay sonrasında üç kat arttığı bulgusuna ulaşıldı.

Kaynak: Shutterstock

Kaynak: olga_gl/Shutterstock

Böylece, görünüşe göre, uzlaşıcı eğilimler; doğuştan gelmesinden ziyade gençken deneyimlenen sosyal bir yetenektir. Ve International Journal of Primatology‘de yayımlanan yeni bir çalışma 8 da bu görüşü destekliyor.

Elbette ki, yetişkin şempanzeler genellikle tımarlama ve diğer kontekslerde görülmeyen spesifik uzlaşmacı –örneğin, ağız ağıza öpüşmek gibi– davranışları kullanarak uzlaşırlar. Dolayısıyla, eğer ki uzlaşma; doğuştan gelen bir davranış olsaydı, yavru şempanzelerin yetişkin şempanzeleri taklit etmelerini beklerdik, ancak yapılan araştırmada böyle bir duruma rastlanmadı. Bunun yerine, bir arbedenin ardından,  genç şempanzeler en iyi bildikleri yol olan oyun oynama ile uzlaşıyorlar. Ayrıca yetişkinlerindeki uzlaşmak için gösterilen ince davranışları göstermiyorlar.

Öte yandan, yetişkin şempanzelerin, arkadaş olmadıkları şempanzelere ziyade yakın arkadaşlarıyla uzlaşma davranışı göstermeleri çok daha olası. Ancak yavrular henüz böyle bir ayrım gözetmiyorlar, bu da öğrenecekleri daha çok şeyin olduğunu gösteriyor.

“Maymunluk Yapmak”

John Moores University’den Doğa Bilimleri ve Psikoloji bölümünden Nicola Koyama; öğrencilik döneminde yaptığı bir gözlemini şöyle anlatıyor:

“Öğrenciyken, Japon makaklarını 35°C sıcaklık, yüksek nem altında ve yeterince terli dizleriyle gözlemlemiştim. Çalılıklar arasından doğruca uykulu Kusha’nın kucağına atlayan genç bir maymun gördüm. Şaşkın Kusha oldukça korkmuştu ve sonradan yaklaşık dört metre uzaklıktaki güvenli bir mesafeye boyun eğerek ve üstünlüğü kabul ederek giden Ai’ye (genç maymun) saldırmıştı.

Yalnızca birkaç saniye sonra, Kusha, Ai’ye doğru yürümeye başladı ve onun hemen yanına oturarak yaklaşık yarım dakika boyunca Ai’yi tımar etti. Rahatlamış Ai, uzandı ve Kusha’nın onu tımar etmesine izin verdi. Sonrasında yer değiştirdiler; Kusha uzandı ve Ai onu tımar etmeye başladı. Bütün bir karşılaşma boyunca Ai ve Kusha birbilerine arkadaşlık işaretini gösteren bir ağızdan öpüşme davranışı sergilediler. ” 

Kaynak: norikko/Shutterstock

Kaynak: norikko/Shutterstock

Söz konusu insanlar olduğunda ise biz, kavga ettiğimiz her insanla öpüşme ya da onu tımar etme davranışı göstermiyor olsak da, tartışmalarda barış yapmanın her iki tür için de tercih edilen seçenek olduğu açık. Dolayısıyla, bir dahaki sefere, iş arkadaşınızla kavga ederseniz; çatışmayı ortadan kaldırmak için primat kuzenlerimiz gibi davranmayı deneyin. Küçük bir öpücük ve birazcık sırt sıvazlama ile umuyoruz ki çabucak tekrar arkadaş olacaksınız.

Carolyn’le Yerkes kolonisini görmeye gitmiştik. Maymunlar arasında, insanları çok seven Thai adında bir dişi vardı. Aslında kendi türünden şempanzelerden ziyade bizimle ilgilidir. Ne zaman alana bakan kulede belirsem, yüksek sesle selamlayarak yanıma koşar. Ben de daima onu selamlar ve onunla konuşurum, sonra da oturup ben gidene kadar beni seyreder.

Bu sefer Carolyn’le konuşmaya öyle dalmışım ki başımı kaldırıp bakmadım bile. Thai’yi görmezden geldiğim için konuşmamız, dikkat çekici, yüksek, tiz çığlıklarla bölündü. Thai, şempanzelerin sinir krizi geçirdiklerinde yaptığı gibi kendi kendine vuruyordu; çok geçmeden etrafını başkaları sardı, ona sarılıyor, öpüyor, teskin etmek için tutuyorlardı.

Neden bu kadar tantana yaptığını hemen anladım ve uzaktan elimi uzatarak onu abartılı bir biçimde selamladım. Carolyn’e bu şempanzenin, onu selamlamadığım için kendini ihmal edilmiş hissettiğini açıkladım. Carolyn bu şablonu tanımakta hiç zorlanmadı. Thai, yüzünde kocaman, sinirli bir sırıtışla bana bakıp duruyordu, bir süre sonra nihayet sakinleşti. Bu olayın ilginç tarafı, Thai’nin benim kabalığıma bozulması değil grubun buna verdiği tepkiydi. Tam da Carolyn’in çocuklar üzerinde araştırdığı davranıştı bu. Diğerleri Thai’nin sıkıntısını hafıfletmeye çalışmışlardı. Böylece hayvanlar üzerine odaktanmadığı halde, onlardaki bu yeteneği görmüş oldu Carolyn.

Çocukların tepkilerini ölçmek için ekibiyle birlikte evlere gittiklerinde, aile üyeleri üzüntü (ağlama), acı (“ah” diye bağırma) ya da zorluk (boğulacak gibi öksürme) taklidi yaptığında, bir yaşın az üzerindeki çocukların onları rahatlatmaya çalıştığını görmüşler. Gelişimlerinde bir dönüm noktası bu: Tanıdıkları birinin yaşadığı kötü bir deneyim, onların bir ihtimam tepkisi vermesini sağlıyor, kurbanın yarasını okşamak ya da ovalamak gibi. Duygudaşlık ifadeleri, türümüzün bütün üyelerinde görüldüğü için ilk adımı atmak gibi doğal bir ilerleme olarak kabul ediliyorlar. (…)

Carolyn’in araştırma ekibi, kedi ve köpek gibi ev hayvanlarının da çocuklar gibi, üzüntü taklidi yapan aile üyeleriyle birlikte üzüldüğünü ortaya çıkardı. Hayvanlar bu kişilerin yakınlarında dolaşıyor, ilgilendiklerini gösteren bir hareketle başlarını, kucaklarına koyuyordu. Çocuklara uyguladığımız kıstasla değerlendirilirse hayvanlar da empati göstermişlerdi. Bu davranış maymunlarda çok daha dikkat çekicidir ve “teselli” olarak adlandırılmıştır. Teselliyi ölçme yöntemi basittir: Şempanzelerimiz arasında ani bir kavganın çıkmasını bekleriz sonra da etrafta duranlar kurbana yaklaşırsa not ederiz. Etraftakiler genellikle kötü durumdakilere sarılır ve onları tımar eder. Ağaca tırmanan bir yavrunun düşüp çığlığı basması görülmedik şey değildir. Hemen etrafını birileri sarar, onu kucaklarına alıp sallarlar. (…)

Empati tepkisi en güçlülerden biridir, hatta maymunun meşhur muz tutkusundan bile daha güçlüdür. Bunu ilk tespit eden, 20.yüzyıl başlarında, Yoni adında genç bir şempanzeye bakmış Rus psikoloğu Nadie Ladygina-Kohts’tur. Kohts her gün Yani’nin yaramazlıklarıyla uğraşmak durumunda kalıyormuş. Yani’yi evin çatısından indirmenin tek yolunun, kendisi için endişe etmesini sağlamak olduğunu anlamış:

“Gözlerimi kapatıp ağlıyor gibi yaptığımda Yoni hemen oyununu ya da diğer faaliyetlerini bırakıp yanıma koşar, evin çatısı ya da kafesinin tavanı gibi en ücra köşelerden bile büyük bir heyecan ve üzüntüyle kalkar gelir, halbuki başka türlü ne kadar çağırsam, hatta yalvarsam da oradan indiremem onu. Beni kimin bu hale getirdiğini anlamak ister gibi aceleyle etrafımda dolanır; yüzüme bakar, şefkatle çenemi avucuna alır, neler olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi parmağıyla usulca yüzüme dokunur.” (…)

İtalya, Parma Üniversitesi’ndeki bir araştırma ekibi, maymunlarda bazı özel beyin hücrelerinin, sadece kendi elleriyle bir nesneyi tuttuklarında değil bir başkasını tutarken seyrettiklerinde de harekete geçtiğini tespit etti. Başkasının bir şey yaptığını görünce o şeyi yapıyormuş gibi harekete geçen bu hücrelere “ayna nöronları” ya da “maymunluk” nöronları adı verilmiş. Sosyal hayvanlar, bilimcilerin daha önceleri zannettiklerinden çok daha temel bir seviyede ilişki kuruyorlar birbirleriyle. Etrafımızdakilerle bağ kurmak ve onları duygusal olarak yankılamak içimizde var. Tümüyle otomatik bir işlem.

– Frans de Waal (İçimizdeki Maymun)

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv