Mantıksal Safsatalar-4: Veri Analizi Safsataları ve Çok Yönlü Safsatalar

Beynimizin milyarlarca nöron içeren ağı içerisinde, argüman öncüllerinin birbirine bağlanma biçimindeki sayısal olasılığın neredeyse sonsuz oluşu, safsata biçimlerinin de neredeyse sonsuz olabileceği ..
Görsel Telif: DigitalSynopsis

Mantıksal safsatalar yazı dizimizin üçüncü bölümünde, zırva uydurma safsatalarına değinmiş ve bu safsata biçimlerini; ad hoc safsatası, korkuluk (ya da saman adam) safsatası (İng. straw man), saçmaya indirgeme safsatası ve iddiayı ispatlanmış kabul ederek sonucu doğru sanma safsatası başlıklarında ele almıştık. Yazı dizimizin dördüncü bölümünde ise veri ve korelasyon analizi safsatalarına değinecek, bunun yanı sıra da biçimsel olarak belirli bir ana başlık altında ele alamayacağımız için çok yönlü safsatalar ya da karışık safsatalar diye bir araya getirdiğimiz safsata biçimlerini ele alacağız.

Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, safsataların her biri esasında birbirinin tanım sınırları içerisine kayan, kesin sınırları bulunmayan bir yapıda olduğunu hatırlatmamızda fayda var. Yani bir kişi ileri sürdüğü argüman içerisinde birden fazla safsatayı birbirine girift halde yapıyor olabilir. Hatta bazen biraz ondan biraz bundan şeklinde ortaya karışık bir safsata biçimi de geliştiriyor olabilir.

Eleştirel düşünme becerisinin toplumsal düzeydeki vasatlığını göz önüne aldığımızda, safsataları saptama becerisinin sosyal etkileşimin bu denli geliştiği dünyada artık zorunlu ve hatta giderek de hayati bir ihtiyaç haline geldiğini söylemeliyiz. Twitter, Facebook gibi sosyal medya platformlarının sosyal anlamda sağladığı avantajların yanı sıra bu sanal sosyal dünyadaki bilgi dezenformasyonun önü alınamaz bir hale evrilişi; bireylerin bilimsel, analitik ve eleştirel düşünme becerilerinin de körelmesine neden olmaktadır.

Öte yandan bu yazı dizisinin neredeyse sonsuz uzunlukta olabileceğini de söylememiz mümkün. Çünkü beynimizin milyarlarca nöron içeren ağı içerisinde, argüman öncüllerinin birbirine bağlanma biçimindeki sayısal olasılığın neredeyse sonsuz oluşu, safsata biçimlerinin de neredeyse sonsuz olabileceği anlamına geliyor. Keza, yazı dizimiz boyunca kaynak olarak kullandığımız Felsefe Ansiklopedisi‘nde adı konulmuş yüzlerce safsata biçimi olduğunu görebilirsiniz. Bunun da ötesinde, her geçen gün, listeye yenilerinin eklendiğini de söyleyelim. Şimdi gelin veri ve korelasyon analizi safsatalarının neler olduğuna, ardından da çok yönlü (karışık) olarak isimlendirebileceğimiz safsata biçimlerinin neler olduğuna ve nasıl kullanıldıklarına bakalım.

Veri ve Korelasyon Analizi Safsataları

Bu safsataların hepsi, iki cümle arasında bir ilişki kurduğunuz ve daha sonra bu ilişki hakkında hatalı bir iddiada bulunduğunuz, kafa karıştıran korelasyon ve nedensellik örnekleridir.

Sonucu Doğrulama Safsatası

Sonucu doğrulama safsataları, son derece yaygın kullanılan safsata biçimlerindendir. Eğer bir şartın sonucunu destekleyecek yeterli delile sahipseniz ve öncülünüzü doğrulamak için yeterli delile sahip olduğunuzu da varsayıyorsanız; akıl yürütme biçiminizin bir sonucu doğrulama safsatası içerdiğini söyleyelim. Gelin basit bir örnek üzerinde inceleyelim böylelikle daha somut hale gelecektir.

Örneğin:

1.) Eğer kar yağıyorsa, o halde dışarısı soğuktur.

2.) Dışarısı soğuk.

3.) Öyleyse kar yağıyordur.

Nasıl çalıştığını gördünüz mü? Kar yağması için hava soğuk olmalıdır, fakat havanın soğuk olması gerçekliği; kar yağdığı anlamına gelmez. Şimdi daha karmaşık bir cümle yapısına sahip bir örnekte inceleyelim.

Örneğin:

1.) Eğer Dünya bir zamanlar sele kurban gitmişse, o halde “dünyanın dört bir yanından gelen, suya gömülen, kaya katmanlarına gömülmüş milyarlarca ölü kalıntısı” görmeyi beklerdik.

2.) “Milyarlarca ölü kalıntısı” görüyoruz.

3.) Öyleyse, dünya çapında bir sel felâketi gerçekleşmiş demektir.

Sorunu görebildiniz mi? Eğer bir sel varsa, sonrasında “milyarlarca ölü kalıntısı” görmeyi bekleriz. Fakat, “milyarlarca ölü kalıntısı” görmemiz, bir sel felâketi olduğu anlamına gelmez.

Post hoc ergo propter hoc Safsatası

Latince post hoc, ergo propter hoc olarak isimlendirilen safsata, “bundan sonra, öyleyse bu yüzden” anlamına gelmektedir. Korelasyonlar, nedensel bağlantı için genellikle iyi bir kanıttır. Ancak nedensel sonuca acelece yapılan sıçramalar sıklıkla safsataları ortaya çıkarır. Kısaca post hoc olarak ifade edebileceğimiz bu safsata biçiminin temel yapısı şu şekildedir:

-A olayı meydana geldi, ardından B olayı meydana geldi.

-Öyleyse A olayı, B olayına sebep oldu.

Örneğin:

“Dünya kupası boyunca maçları izlerken spesifik bir oturuş biçimi yaptığımı fark ettim. Salondaki ikili koltukta oturup maçları izlediğimde, her defasında tuttuğum takım kazanıyor. Ne zaman ki, üçlü koltukta oturup maç izliyorum, işte o zaman tuttuğum takım kaybediyor. O halde maçı izlerken oturduğum yer, bir şekilde takımımın kazanmasına sebep olmalı.”

Ya da:

1.) Bu sabah tuvaleti kullandım.

2.) Bundan hemen sonra, yağmur yağmaya başladı.

3.) O halde; idrarım, yağmur yağmasına neden oldu. 

Komik ve hatta saçma bir örnek gibi görünebilir, ki öyledir de fakat insanlar bu safsataya neredeyse her zaman başvururlar (özellikle de bilimsel tartışmalarda anekdotsal delil kullanmaya çalışırken) ve kullanılan mantığın kusurlu olduğunu görebilmek her zaman böyle kolay değildir.

Aşı karşıtlığı tartışmalarında aşı-karşıtı tarafın argümanlarında sıklıkla bu safsata biçimine denk gelirsiniz.

Örneğin:

1.) Robert de Niro’nun çocuğu aşı olduktan kısa bir süre sonra otizm geliştirdi. 

2.) O halde aşılar otizme sebep olur. 

Sorun olabildiğince açıktır, bir olayın ardından bir diğer olayın gerçekleşmiş olması, bu iki olayın nedensel olarak -her zaman- ilişkili olduğu anlamına gelmez. Yukarıdaki mantıksal ilişkilendirme esasında, tuvalet örneğindeki ilişkilendirmeden daha doğru ya da tutarlı değildir. Her iki ilişkilendirme de kusurludur. Aşıların neden olarak gösterildiği pek çok hastalık bulunuyor ve aşıların belirli bir hastalığa neden olup olmadığını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Ancak bu, aşıların bu hastalıklara neden olup olmadığını söyleyemeyeceğimizle aynı şey değildir. Çünkü, aşıların belirli bir hastalığın nedeni olup olmadığını görebilmek için kontrollü, titiz bilimsel çalışmalar yürütebiliriz ve yapılmış yüzlerce bağımsız araştırma da, bize, aşıların herhangi bir hastalığın nedeni olduğu tek bir vaka dahi göstermiyor.

Öte yandan bu safsata biçimi, alternatif “tıp” hareketinde de oldukça yaygındır. İnsanlar bazı “tedaviler” alır, ardından daha iyi hissederler ve otomatik olarak alternatif “tıbbın” kendilerini iyileştirdiğine inanırlar. Detoks şarlatanlığı bu durumun bir örneğidir. Ancak ne var ki, bu mantık biçimi kusurludur. Kişi, plasebo etkisiyle iyileşmiş olabilir ya da vücut kendisi kendi bağışıklık sistemiyle hastalığın üstesinden gelmiş olabilir. Böylesi bir durumda alternatif “tıbbın” iyileştirici olduğu sonucuna varamazsınız.

Çok Yönlü (Karışık) Safsatalar

Karışık safsatalar, belirli bir başlık altında ele alamadığımız safsata biçimleridir.

Argumentatum Ad Ignorantiam

Latince “argumentatum ad ignorantiam” olarak isimlendirilen ve “cehalete başvurma” anlamına gelen safsata biçimi, çok yaygın kullanılan ancak oldukça da kafa karıştırıcı olabilen bir safsatadır. Cehalete başvurma safsatası, iki şekilde kendisini gösterir: Birincisi; bir ifadenin doğru olduğunu bilmemek, onun yanlış olduğuna bir kanıt olarak gösterilir. İkincisi ise, bir ifadenin yanlış olduğunu bilmemek, onun doğru olduğuna kanıt olarak gösterilir.

Örneğin, eğer Büyük Patlama mekanizmasını anlamazsam, bu durumum, benim açımdan onu bir olasılık olarak destekleyen hiçbir bilgi olmadığını ve bu yüzden de gerçekleşmediğini kanıtlar. Buna göre, yetersiz şekilde açıklanmış veya yeterince anlaşılmamış olan her şey dolayısıyla imkânsızdır.

Örneğin:

Dina: Yaşam, primordiyal çorbadaki aminoasitlerin rastgele birleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Ebubekir Sıddık: Çok saçma. Böyle bir şeyin mümkün olabileceğine inanmıyorum, yaşam için tek ihtimal; onu bir Tanrı’nın yaratmış olmasıdır. 

Delil yetersizliğini, bir şeyin yokluğuna delil olarak kullanmak; yaygın bir cehalete başvurma safsatasıdır. Bir şeye dair mevcut açıklamaların azlığı hatta henüz açıklama geliştirilememiş olması, o şeyin bir açıklamasının olmadığı anlamına gelmez. Tarihin herhangi bir aşamasında, bilim insanları; yıldızların veya gezegenlerin hareketini, ışığın doğasını veya bir atomun yapısını vb. açıklayamamışlardı, ancak günümüzde bu gibi soruların pek çoğu açıklanabilmiş durumda.

Cehalete başvurma safsatasının (Argumentatum Ad Ignorantiam) en yaygın versiyonlarından birisi, “Argüman boşluklarının Tanrı’sı” olarak bilinir. Yaradılış safsatasının tarihi bu argümanlarla doludur ve temel yapısı aşağıdaki gibidir.

1.) Bilim, A’yı açıklayamıyor. 

2.) O halde A’yı Tanrı yapmıştır. 

Örneğin:

1.) Kaplumbağa öncesini gösteren fosil bulunmuyor. Yani, tüm kaplumbağa fosilleri, modern kaplumbağalarla aynı yapıya sahip.

2.) Eğer evrim doğruysa, kertenkele gibi sürüngenler ve kaplumbağalar arasında çok fazla ara form görmeliydik.

3.) Bu ara formlar bulunmadığından, kaplumbağalar evrimleşmemiştir. 

4.) Öyleyse, Tanrı kaplumbağaları şimdiki halleriyle yaratmıştır. 

2008 yılı, kaplumbağaların evrimsel geçmişine dair önemli bir yıldı. Bilim insanları kaplumbağa öncesi birden fazla farklı tür keşfetti. Yani, kaplumbağa benzeri kabuk evriminin çeşitli aşamalarında olan kertenkeleler gibi sürüngenler bulduk ve bunlar ön-kaplumbağaların bulunmasını beklediğimiz katman ve yerlerde bulunuyordu. Böylelikle de evrim hanesine 1 puan daha yazılıyordu. Elbette ki bu durum bir istisna da değildir. Eski yaradılış literatürüne baktığınızda, bugün çökertilmiş olan tonlarca cehalete başvurma argümanı olduğunu göreceksiniz. Şaşırtıcı olan ise –ki esasında o kadar da şaşırtıcı değildir–, hatalarından asla ders çıkarmamış olmalarıdır. Çünkü modern literatürleri, hala tonlarca yeni “argüman boşluklarının Tanrı’sı” safsatalarıyla doludur.

Bu safsata biçimi hakkında şimdiye kadar bahsettiğimiz her şey oldukça netti. Şimdi işleri biraz daha karmaşık hale getirelim. Tartışmalardaki en iyi taktiklerden birisi; rakibinize, cevap veremeyeceğini bildiğiniz sorular sormaktır. Bu yöntemle pek çok tartışmayı kazanabilmeniz mümkündür. Peki, bir açıklama gelmeyeceğini bildiğimiz bir soruyu rakibe sorarak, “cehalete başvurma safsatasını” biz kendimiz yapmış olmaz mıyız? Dolayısıyla da bu tartışma taktiği mantıksal açıdan geçersiz mi olur? Hayır, olmaz, ama burada işler biraz daha karmaşık hale geliyor. Gelin örneklerle daha açık hale getirelim.

Öncelikle önemli bir ayrıma değinmemiz gerekiyor. “Henüz bir açıklaması yok” ifadesi ile “açıklanamıyor” ifadeleri birbirinden farklıdır. Örneğin, güçlü çekirdek kuvvetlerine dair henüz bir açıklama getiremiyoruz, ancak günün birinde bu kuvvetlere dair bir açıklama getiremeyeceğimizi ortaya koyan hiçbir sebep yoktur. Şimdi aşağıdaki örneklere bakın ve bir safsata olup olmadığını kendinize sorun:

1.) Eğer aşılar otizme sebep oluyorsa; aşılanmış çocuklar, aşılanmamış çocuklardan daha fazla otizm vakası geliştirmiş olmalıdır. 

2.) Aşılanmamış çocuklarda da aşılanmış çocuklar kadar otizm vakası görülüyor.

3.) Aşı karşıtlarının bu duruma dair bir açıklaması yok.

4.) Bu nedenle, aşılar otizme sebep olmaz.

Aşı karşıtlarıyla yapılan tartışmalarda, aşı karşıtı kişiden otizm oranlarının her iki grupta da (aşılanmış ve aşılanmamış çocuklar) neredeyse eşit oranda olmasına dair bir açıklama istediğimizde, bir safsata mı yapmış oluruz? Hayır safsata yapmıyoruz, neden mi? Çünkü eğer bir şey yanlışsa, gerçeğin kendisinden ötürü onun bir açıklaması yoktur. Şöyle ki:

1.) Eğer bitkiler CO2’ye ihtiyaç duyuyorsa, o halde CO2 (karbondioksit) bulunmayan ortamda yetiştirilen bitkiler ölecektir. 

2.) CO2 bulunmayan ortamda yetiştirilen bitkiler ölür.

3.) Bitkilerin karbondioksite ihtiyaç duymadığını savunan insanlar bu durumu açıklayamazlar. (bildiğimiz kadarıyla böyle birisi yok.)

4.) Bu nedenle bitkiler karbondioksite ihtiyaç duyar. 

Bir kez daha bu bir safsata değildir, peki neden? Buradaki kilit nokta, açıklama eksikliğinin argümana dışsal oluşudur. Yani, eğer 3. öncülü çıkarırsanız, argüman yine işlevseldir. Esasında, gerçeklere dayanan herhangi bir argüman için, karşıt grubun açıklayamadığı bir öncül oluşturabilirsiniz. İşte yukarıda da bahsettiğimiz gibi, eğer bir şey yanlışsa, özü itibariyle de açıklaması yoktur. Konunun esas noktası, bir argümanın çürütülebilmesi için mevcut açıklamaların eksikliğinden ziyade temelden çürütülebilmesi gerekir. Eğer bitkiler karbondioksite ihtiyaç duymuyorsa, karbondioksit bulunmayan ortamda yetiştirilen bitkilerin neden öldüğünü açıklayan ikna edici bir iddia yoktur. Bu, mevcut bir açıklamanın olmadığı anlamına gelmiyor, açıklanamayacağı anlamına geliyor. Benzer şekilde, eğer aşılar otizme sebep oluyorsa; aşılanmış ve aşılanmamış çocuklardaki otizm oranlarının neden aynı olduğuna dair ikna edici bir argüman yoktur. Dolayısıyla, aşı karşıtlarıyla yapılan tartışmalarda, onlara cevap verilemeyen bir soru sorduğumuzda, safsata yapmış olmuyor; karşıt delil nedeniyle problemi açıklamanın kavramsal olarak mümkün olmadığına dikkat çekmiş oluyoruz. Ne zaman ki; argümanımızı “Bimiyoruz, bu nedenle yanlıştır.” şekline evriltirsek işte o zaman safsata yapıyoruz demektir.

Kuantum Fiziğine Başvurma Safsatası

Görece yeni olan bu safsata biçiminde, “sihirli” ürün veya hizmetinizin çalışma şeklinin müşterinin anlayışının ötesine geçtiğini iddia etmenin bilimsel görünümlü yoludur; bu durumda kuantum fiziğine dayanır. Kulağa son derece etkileyici geliyor ve kim sizinle bu konuda tartışabilecek kapasitede olabilir ki? Elbette ki kuantum fizikçisi olmayan ortalama birisini alt etmeniz son derece olasıdır.

Canan: “Ayağınızın tabanındaki basınç noktalarının anatominizin diğer parçalarıyla neden uyumlu olduğunu kuantum fiziği açıklıyor.”

İşte size bir tüyo: Atom altı teoriye dair bilimsel bir tartışma dışında, eğer herhangi bir bağlam içerisinde “kuantum fiziği” ifadesini görürseniz ya da duyarsanız; derhal alarm hale geçmelisiniz. Çünkü muhtemelen birisi, kedinizin anladığından daha fazla şey anlamadığı bilimsel bir teorinin ismini kullanarak gözünüzü boyamaya çalışıyor.

Daha İyi Hakemli Dergi Safsatası

Düşüncelerini desteklemek için sıklıkla güvenilir hakemli bilimsel dergi isimlerini kullanan ve kendisine bu dergileri referans olarak gösteren insanlar arasında oldukça yaygın görülen bir safsata biçimidir.

Deniz: Eğer telekinezi gerçekse, American Journal of Psychiatry‘de bununla ilgili bir makale olması gerekir.

Bilge: O paçavra, psişik araştırmaları bastırmaya çalışan komplocu kuruluşların bir parçasıdır. Journal of the American Society for Psychical Research gibi saygın bir kaynağa bakmalısın. Hakemli bir dergidir.

Evet hakemli (peer-reviewed) bir dergidir, fakat gözden geçirenlerin kendileri de böyle dergileri bulunan güvenilirlik konusunda şüphe duyulan insanlardır.

Bireysel araştırmacıların verimliliği ve etkisi, yayınlarının ve araştırmalarına dair alıntıların sayısını ve kalitesini ölçmeye çalışan Hirsch indeksi (veya h-indeksi) ile tanımlanabilir. Bilimsel bir dergideki çalışmaların –olumlu– alıntı (İng. citation) sayısı önemlidir, çünkü alıntılar çalışmanın alandaki diğer araştırmacılar tarafından iyi bir kaynak olarak kabul edildiğini göstermektedir. Bir derginin itibarı, Hirsch indeksi ile neredeyse aynı şeyi ölçen etki faktörü (İng. impact factor) ile de gösterilebilir. Her ne kadar bu indeksler mükemmel olmasa da, bir “Benim hakemli bir bilimsel dergim seninkinden daha iyi.” tartışmasını kaybetmemeniz için güvenilir bir veri sağlayıcısıdır. Buradan, Thomson Reuters Journal Citation Reports’taki etki faktörlerini inceleyebilirsiniz.

Kimyasal Safsatası

Herhangi bir sebeple sevmediğiniz bir üründen veya bir teknolojiden insanların uzak durmaları için onları korkutmak mı istiyorsunuz? O halde “kimyasallar” ifadesini içeren cümleler kurabilirsiniz. Kimyasal tarım, kimyasal ilaçlar, kimyasal toksinler… Bu kelime korkunç olduğu kadar anlamsızdır da, çünkü her şey kimyasaldır. Salonunuzda bulunan çiçeklerden tutun da sevimli yavru kedilere kadar her şey tamamen kimyasallardan oluşur.  Bu bir anlam bozucu, dikkat dağıtıcı kelimesidir ve başka da bir şey değildir. Çoğu zaman, kullanan kişinin kendi düşüncesini destekleyici bir argüman bulamadığının bir göstergesidir. Bu safsata biçimine başvuran insanlar genellikle doğaya başvurma safsatasını da kullanırlar. Hatta çoğunlukla bu iki safsata biçimini bir arada görmek mümkündür.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (1 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  • Mustafa Tomas 16 Eylül 2018 - 11:27
  • Bu konuyu videoda anlatsanız daha iyi olur.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv