Kara Delik Manyetizması Sanıldığı Kadar Güçlü Değil

Kara delikler devasa kütleleri ile ünlü ve çok büyük çekim kuvveti olan gök cisimleridir. Çok şiddetli olan kütleçekim kuvveti bütün bir yıldızı yutabilirken bu emiş gücünden kaynaklı olarak maddeleri..
Görsel Telif: NASA/Goddard Uzay Uçuş Merkezi

Kara delikler devasa kütleleri ile ünlü ve çok büyük çekim kuvveti olan gök cisimleridir. Çok şiddetli olan kütleçekim kuvveti bütün bir yıldızı yutabilirken bu emiş gücünden kaynaklı olarak maddelerin yüksek hızlarla kara deliğe düşmesi, kara deliklerin ışık hızına yakın hızlarda, uzaya madde hüzmeleri de saçmaktadır.

Science dergisinde yayımlanan ve University of Florida araştırmacılarının gerçekleştirdiği yeni bir araştırma, Dünya’dan 8.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan 64 kilometre genişliğindeki bir kara deliğin diskindeki manyetik alan ölçümlerini ve hesaplamalarını sağladı. Araştırma sonuçlarına göre, kara deliğin etrafındaki manyetik enerjinin geçmişteki kaba tahminlere kıyasla 400 kat daha küçük olduğu bulgusuna ulaşıldı. V404 Cygni adlı kara deliğin konu mankeni olduğu araştırmada, evreni saran en derin kütleçekim kuvveti kuyusunu çevreleyen manyetik alana ilişkin daha tutarlı hesaplamalar yapıldı.

Bilim insanlarını kara deliklerin manyetizmalarının nasıl işlediğini de anlamaya oldukça yaklaştıran bu ölçümler, maddelerin en uç fiziksel koşullar altında nasıl davrandığına dair kavrayışımızı da oldukça derinleştiriyor.

Bu şekilde gelişen kavrayışımız da, şu ana kadar sahip olduğumuz nükleer füzyon reaktörleri veya santralleri ve GPS sistemleri gibi fenomenlerin de limitlerini genişletebilecek. Yine aynı ölçümler üzerinden, yarım yüzyıllık bir gizem olan; kara deliklerin manyetik alanlarından saçılan ve ışık hızına yakın hızda hareket eden madde parçacıklarının veya başka bir deyişle ‘jetlerin’ bunu nasıl gerçekleştirdiği sorunsalının da açıklığa kavuşturulması bekleniyor. Aynı üniversitenin College of Liberal Arts and Sciences bölümünde astronomi profesörü olan Stephen Eikenberry asıl sorunun bu takip edecek hesaplamaların nasıl gerçekleştirileceğidir. Şaşırtıcı derecede düşük olan ölçümler, yeni hesaplamalar için de farklı sorunlar yaratacaktır ve daha önce varsayılan güçlü manyetik alanlara dayanan teorik modellerin ve buna göre hesaplanan jet saçılımları ve ivmelerinin hesaplamalarında bir takım engeller oluşturacaktır.

Araştırmacılara göre, bütün bir teorik model değişimine ve farklı hesaplama yöntemi veya formüllere ihtiyaç duyulabilir. Araştırmanın yazarları, 2015 yılında toplanan ve bir kara deliğin nadiren gerçekleştirdiği jet saçılımına dayanan veriler üzerinden bir hesaplama geliştirdi. Bu olay da,  Gran Telescopio Canarias üzerindeki 10 metrelik ayna lens ile gözlemlenmişti. Daha küçük ve jet üreten kara delikler, ki bir tanesi de mevcut araştırmanın konu mankeni olan kara deliktir; galaksiler gözde gök cisimleri arasında yer alırlar. Öyle ki, bu cisimlerin gerçekleştirdiği saçılımlar çok ani şekilde ortaya çıkar ve oldukça kısa sürer. Üniversitenin departmanına ait sayfada yayımlanan Stephenie Livingston’ın raporuna göre bu açıklamalar araştırmanın başyazarı Yiğit Dallılar ve diğer yazarlardan Alan Garner’a ait.

2015 yılındaki V404 Cygni jet saçılımı yalnızca iki hafta kadar sürmüştü, -ki bu aynı kara delikten ölçülen 1989’daki nöbete oldukça benzer bir süre olarak görülüyor.


Kaynak: University of Florida. “Black holes’ magnetism surprisingly wimpy.” ScienceDaily. ScienceDaily, 7 December 2017. < www.sciencedaily.com/releases/2017/12/171207141644.htm >.

Makale Referans: A precise measurement of the magnetic field in the corona of the black hole binary V404 Cygni, Science 08 Dec 2017: Vol. 358, Issue 6368, pp. 1299-1302, DOI: 10.1126/science.aan0249


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (1 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  • Ergun Ikiel 11 Aralık 2017 - 01:19
  • Bu tür makaleler okuduğumda öylesine sorular birikiyor ki aklımda; nereden başlayacağıma karar vermekte zorlanıyorum. Genç yazar arkadaşımız Baran Bozdağ’a, emekleri için, Florida Üniversitesi’nden araştırmacılara da paylaştıkları bilgiler için teşekkürle başlamak en iyisi diye karar verdim.
    Çünkü eleştirilerim de olacak…; bari hoşgörü şansım artar diye düşündüm.

    Bir karadelikte manyetik alanın oluşabilmesi için, karadeliğin içinde dönen başka bir karadelik olması gerekmez mi? Bir manyetik alan, başka türlü oluşabilir mi? Araştırma yapan bilim insanları, bir karadeliğin manyetik alanından bahsetmekle, doğruyu söylemiş oluyorlar mı?

    Başka bir soru ise; kütle çekim gücünün şiddeti nedeniyle, ışık bile kaçamıyor ve bu nedenle karadelikler gözlenemiyor söylemi ile, jetlerin karadeliklerden fışkırdığı söylemleri çelişmiyor mu?

    Bir başka daha soru; dört temel kuvvet içinde en zayıf olan kütle çekimi değil miydi? Böylesine güçlü bir çekim için “en zayıf sıfatı” çelişkili değil mi?

    Sondan bir önceki soru; Baran kardeşimiz dahil, Filorida’lı araştırmacılar ve bilim camiasının tüm meraklılarına soruyorum:
    “Sizler, karadelikleri, uzayı, evreni algılayabiliyor musunuz? İçinizde hissedebiliyor musunuz?”
    Uzayın karanlığının yapısını, ışığın beyazının yapısını, kütlenin yapısını, çekim dediğiniz birbirine sürüklenmenin yapısını, manyetik alanın yapısını…!!!

    Ve son soru; şöyle bir deney düşünün: dünyanın kutuplarını düzgün bir silindir tünel ile birleştirmiş olalım. (Olmaz! Mağma fışkırır diye düşünenler, deneylerini uydumuz Ay’da kurgulayabilirler)
    Ve kutuplardan birinden, bu tünele bir taş atmaya çalışalım…
    Ne gözlemleriz?

    A-) şıkkı doğru cevaptır… Attığımız cisim, kutuplar arasında bir sarkaç gibi gelip gider ve sonunda merkezde sabit kalır… diyenler, (bana göre) sınıfta kalır.
    Eğer, kütle çekim kuvveti denilen kuvvet, kütlelerin veya maddenin bir yeteneği olmuş olsaydı, sonuç böyle olabilirdi.

    Söz konusu kuvvet, maddeyi birbirine sürükleyip yakınlaşmasını sağlayanın, uzayın kendisi olduğundan,
    tünele bırakılacak cisim, öylece duracak ve hiç hareket etmeyecektir.

    Eğer, tünelin kuzey kutbunda ki ağzı kapatılırsa, ancak o zaman güney kutbunda bırakılmış olan ve hava asılı duruyor bulunan taş, tünelde ilerlemeye ve kuzey kutbunda ki kapağa yaklaşmaya başlayacaktır.

    Elbette böyle bir deneyi yapmaya imkanımız yok. Ama uluslar arası uzay istasyonunda futbol topu büyüklüğünde ki bir küreye delik açılarak, bir misket ile bu deney yapılabilir.

    Aslında bu deney, farkında olunmadan yapıldı bile…
    Uzay yürüyüşünden istasyona dönen bir astronot, elbisesinin su matarasında oluşan bir arıza nedeniyle, az daha boğulup yaşamını yitiriyordu. Uzay elbisesinin içine kaçan bir miktar su, astronotun yüzüne yapışıp kalmış ve nefes almasını engellemişti. Arkadaşları son anda kurtardılar…
    (Yani, bize-medyaya- anlatılan böyleydi… Olayın aslını görmedik.)

    İşte, yaşanan bu olay da, suyu astronotun yüzüne yapıştıran kuvvet, astronotun kütlesinin yeteneği değildir. Suyun da yeteneği değildir…
    Bu, henüz anlaşılıp hissedilemeyen uzaya ait bir yetenektir.
    Mataradan kaskının içine sızan suyu, astronotun yüzüne sürükleyip yapıştıran kuvvet, uzayın sahip olduğu bir kuvvettir.

    Uzayda bir hacim oluşturan maddeler, uzayın bu kuvvetini “vakum” olarak hissederler. Bir fanus içine bir balonu bir miktar şişirip koyalım. Sonra fanustaki havayı boşaltıp vakum oluşturalım. Balonun vereceği tepki genleşmek olacaktır doğal olarak. Ama fanus içine katı bir cisim konulduğunda, cismin yüzeyinde vakum etkisi varken, cismin içerisinde ise basınç oluşacaktır.

    Benim imkanım yok. Ama, üniversitesinde imkan bulanlar deneyebilir: Fanusun içine metalden veya camdan yapılmış bir balon veya şise yada ikinci bir fanus koyunuz. Ve içteki fanusa bir basınç geyci monte ediniz. Dışta ki fanusun havasını boşaltmaya başladığınızda, içte ki fanusta basıncı görebilirsiniz.
    Yıldızlardaki maddeleri bir arada tutan, uzayın yeteneğidir.
    Ve uzay, asla boşluk değildir. Akvaryumda ki balık için su ne ise, gördüğümüz beyaz yapılar için siyah yapı da aynı şeydir.

    Ve, evet…; uzay kara’dır. Ama delik değildir.
    Karadelik diye küresel bir yapı yoktur. Zaten küresel bir yapıya da delik denemez…
    Galaksilerin ortasında bulunan yapı, bir hacme sahip madde tanecikleriyle çevrelenmiş, ham (yani değişmemiş) uzay parçasıdır. (Boş uzay parçasıdır demek istemediğim için “ham” ifadesini kullandım)

    Ham deyimiyle kastettiğim şey, üç kelvinlik arka alan fon ışıması yapmayan uzay parçasıdır.
    Sıfır kelvinlik uzay parçasıdır.
    Bakir uzay parçasıdır.

    Daha doğrusu, ben böyle olduğunu hissediyorum.
    Ben böyle algılıyorum.
    Böyle olduğuna inanıyorum.
    Böyle yorumluyorum.
    Düşüncem böyle…
    Saygılarımla…

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv