CRISPR-Cas9 Teknolojisine Genel Bakış: Bugün, Yarın ve Etik Sorunlar

CRISPR-Cas9, bilim insanlarına herhangi bir organizmanın genomundaki belirli bir gen bölgesini kesme, etkisiz hale getirme ya da tamamen değiştirme imkanı sunan eşsiz bir gen düzenleme aracı oldu...
Görsel Telif: Michael Austin

Bir zaman makinesine bindiğinizi ve 1900’lerin başına döndüğünüzü hayal edin. Orada birine, modern bilgisayarları ve çalışma prensiplerini anlatıyorsunuz. Tuşları ve ekranı olan bu kutu ile insanlar her türlü bilgiye erişebiliyor, bu bilgileri şekillendirebiliyor ve kaydedebiliyor. Konuştuğunuz kişi muhtemelen sizi pek ciddiye almayıp, mekanik bir ansiklopediden söz ettiğinizi düşünerek görmezden gelecektir. Onlara bu buluşun ileride dünyayı nasıl değiştireceğinden söz etmek istersiniz, fakat tarihin bu teknolojik temel taşının çarpıcı etkisini kendi tarihinden önce anlatmakta biraz zorluk çekeceksiniz.

Şimdi günümüze geri dönün. Aynı etkide bir teknolojik gelişmenin 21. yüzyılda, bilgisayarlar yerine gen düzenleme konusunda yaşandığını hayal edin. Bundan 5 yıl önce biri size gelecekten geldiğini ve orada bugünün tüm sağlık sorunlarının çözüldüğünü, hatta daha fazlasının mümkün olduğunu, insan genini ve dolayısıyla direkt olarak insanın kendisini şekillendirebildiklerini anlatsaydı? Belki de 5 yıl bile çok, günümüzde bile çoğu insan için inanması bir hayli güç.

Şanslıyız ki, CRISPR-Cas9‘ın keşfi sayesinde, bugün yeni bir DNA devriminin başlangıcına bizzat tanıklık ediyoruz, fakat yine de insanların büyük bir çoğunluğu CRISPR ve yapabilecekleri hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor, kalan kesimin çoğunluğu da çok az bilgi sahibi.

CRISPR-Cas9 sistemi doğada plazmidler ve bakteriyel virüsler gibi yabancı genetik elementlere karşı direnç sağlayan bir prokaryotik bağışıklık sistemi olarak mevcuttur. CRISPR’a “gen düzenleme aracı” denmesi, yanlış bir algı oluşturabilir çünkü CRISPR aslında İngilizce açılımı ile “Clustered Regularly Interspaced Short Palindromic Repeats” Türkçesi ile “Düzenli aralıklarla bölünmüş, palindromik tekrar kümeleri.”dir. Yani insanlar tarafından geliştirilmiş bir araç değil, bir gen zinciri üzerinde palindromik olarak tekrar tekrar rastlanan gen bölgelerine verilen isimdir ve bu gen bölgeleri, yer aldığı canlının geliştirdiği bir bağışıklık sisteminin sonucudur. Canlı, kendisini tehdit eden bakteriyel virüs veya plazmid ile olan savaşı kazanırsa onlara ait DNA bölgelerini kendi DNA’sına ekleyerek hafızasına kaydeder. Cas9 ise bu kesme-ekleme işleminde aktif rol oynayan bir proteindir. CRISPR-Cas9 sistemi bu şekilde, bilim insanlarına herhangi bir organizmanın genomundaki belirli bir gen bölgesini kesme, etkisiz hale getirme ya da hassas bir şekilde tamamen değiştirme imkanı sunan eşsiz bir gen düzenleme aracı oldu.

Bilim insanları bu şekilde gen zinciri üzerinde belirli bir bölgede değişiklik yapmanın önceki gen düzenleme teknolojilerinden çok daha basit ve daha az maliyetli olduğunu keşfettiler. Ayrıca çok da hızlı sonuç veriyor, eğer hassas işlem yapılırsa hasarlı bir geni rahatlıkla inaktif hale getirebiliyordu. Microsoft Word doyasındaki kesme-yapıştırma aracını düşünün, sayılar ve metinler yerine de yaşamın temel taşlarının olduğunu düşünün. Bu işlemi eşsiz kılan da bu. CRISPR teknolojisinin en büyük geliştiricilerinde biri olan Jennifer Doudna bunun genom için “moleküler cerrah bıçağı” olduğunu söylüyor.

Bu yazımızda CRISPR teknolojisinin nasıl çalıştığının detaylarına girmek yerine, genel olarak bu yöntemle gen düzenlemenin yaratabileceği sonuçlardan söz edeceğiz. Bazı okuyucular bilim camiasının bu konu ile bu kadar ilgilenmesini garip bulabilir, fakat bu konu sadece bilim insanlarını ilgilendirmiyor. Peki halkı ilgilendiren nokta nedir?

CRISPR, geçici bilimsel bir gündem konusu değildir. Bu yöntem, yaşayan tüm canlıların, tüm bedenlerin nasıl olması ve nasıl işlemesi gerektiğini belirleyen DNA molekülünün yeniden düzenlenmesine olanak sağlıyor. Dahası, düzenlemenin yapıldığı bölgeye bağlı olarak yarattığı değişim kalıcı olabilir, yani nesiller boyu bu değişiklik aktarılabilir. Bu denli önemli bir yöntem, modern bilgisayar gibi, sınırsız olanaklara sahip olacaktır. Aynı zamanda en ufak bir hata, sistemi bozabilir ve bunu da bir sonraki nesle aktarabilir.

CRISPR Bugüne Kadar Neler Yaptı?

CRISPR, bazı hastalıkların etkisini azaltma veya tamamen yok etme potansiyeline sahip olduğunu kanıtladı. Örneğin, 2016 yılının Mayıs ayında CRISPR kullanılarak bir farenin genomundan HIV virüsü taşıyan DNA bölümü çıkarıldı. Başka bir grup bilim insanı ise insanda körlüğü tedavi etmek, hatta en başından engellemek için CRISPR’ı kullanmayı planlıyor.

Bilim insanları 2016 yılının Ocak ayında körlüğe neden olan bir hastalık olan “retinitis pigmentosa”ya yol açan genetik mutasyonu fareler üzerinde başarılı bir şekilde etkisiz hale getirdiklerini duyurduktan sonra bir biyoteknoloji şirketi olan Editas Medicine aynı tekniği insanlar üzerinde kullanmak için bir yol aramaya başladı. Bunlar, Huntington hastalığından tutun orak hücre anemisine kadar bir çok genetik hastalığın ortadan kaldırılması yolunda atılan ilk adımlardı. 2017 yılının başında kronik ağrılara yol açan doku hasarını önlemek için sorumlu genler üzerinde yine CRISPR teknolojisi kullanıldı. Ardından bilim insanları CRISPR kullanarak fareler üzerinde kanserli hücrelerin komuta merkezini direkt olarak hedef almayı ve etkisiz hale getirmeyi başardıklarını duyurdu. Haziran ayında Parkinson hastalığına yol açan beyin hücrelerinde *–bulunan alpha-synuclein proteininin görüntülenmesi ve izlenmesi için yine CRISPR kullanıldı, Temmuz ayında başka bir grup bilim insanı yaşayan bir bakteri genomuna bir gif yükledi ve sorunsuz bir şekilde oynattı! Tüm bunlar gerçekleşirken birileri bu yöntemi embriyo hücrelerinde uygulayarak bir bireyin genomunu daha embriyo döneminde düzenlemeyi planlıyordu. 2017 yılının Ağustos ayında bir grup bilim insanı, insanlarda ani kalp kası sertleşmelerine yol açıp ölüme sebep olan MYBPC3 adlı genin taşıdığı genetik mutasyonu embriyo hücreleri üzerinde etkisiz hale getirdiklerini duyurdu. Bir çok sporcu, bu nedenle yaşadıkları kalp krizleri ile hayatını kaybediyordu. Fakat CRISPR araştırmaları ve yanlıları, sadece insan genomu ile ilgilenmiyordu; bilim insanları ayrıca sivrisinek genomunu, sıtmaya sebep olan parazit Plasmodium falciparum‘a karşı dirençli hale getirmek için genetik olarak değiştirdiler. CRISPR tekniğinin hassasiyeti ve kesinliği ile önemli ve gerekli genleri sivrisinek DNA’sına yerleştirmeyi başardılar. Bu adımdan sonra gen sürüşü ile, modifiye edilmiş genomun kopyalanıp, genlerin, bireyler normal sivrisineklerle çiftleşse bile nesilden nesile aktarılmasını sağlayabilecekler ve bu şekilde sıtmaya dayanıklı bir böcek nesli oluşturabilecekler. Bu çalışmadan önceki bir sene içinde yarım milyondan fazla insanın sıtmadan dolayı öldüğünü eklemek gerek.

Harvard’da genetikçi ve bir CRISPR öncüsü olan George Church ise, bu yöntemi kullanarak nesli tükenmekte olan Hint fillerini, Sibirya’nın donmuş çöllerinde yaşayabilecek “tüylü mamutlar” haline getirebileceğini düşünüyor. Laboratuvar ortamında melez bir yünlü mamut embriyosu oluşturmasının yaklaşık iki yılını alacağını öne sürüyor. İlk adım olarak, Church ve ekibi laboratuvarda gelişen normal bir Asya fili hücrelerine kaba tüylü uzun saç, küçük kulaklar, kalın yağ tabakaları ve soğuğa dayanıklı kan gibi önemli özellikleri sağlayan mamut genlerini ekliyor. Bazı bilim insanlarının ise göçmen güvercin gibi soyu tükenen diğer türlerin yeniden doğaya kazandırılabileceğine dair inancı güçlenmeye başladı. (Yoksa… Jurassic Park?)

CRISPR Gelecekte Neler Yapabilir?

CRISPR, bir hücrenin genomunu düzenlemek için en yeni, en verimli ve en kesin yöntemdir. Bu gelişmeyi anlamak ve getireceği tıbbi devrime hazırlanmak zorundayız, bunun için yeni DNA makaslarının gelecek için vaat ettiği yenilikleri ve aynı zamanda taşıyacağı etik zorlukları özetleyeceğiz. Sıtmanın tamamen yok edilmesi, kanserin olası sonu ve ölümcül genetik hastalıkların tedavisi gibi örnekler çok yakın görünen olası senaryolar arasındaysa, zamanla elde edebileceğimiz sonuçların kapsamını hayal edin! Mükemmel insanlar mı? Sonsuz gençlik ve güzellik? Yüzlerce yıl yaşayabilmek? Genom düzenlemenin kapısını açarsak, tüm bunlar mümkün olacaktır. Ancak aynı zamanda “Pandora’nın Kutusu”nun açılması ve çeşitli “canavarlar” ile birlikte biyoetik sorunların yaratılmasına izin vermekten de sorumlu olacağız.

1- Küçük adımlarla başlıyoruz, önce HIV hastalığını tedavi edelim.

Günümüz dünyasında, yaklaşık 36 milyon insan HIV ya da AIDS’li olarak yaşıyor. Her gün yaklaşık 6.300 kişiye HIV virüsü bulaşıyor. Virüsün gelişimini yavaşlatan ve kontrol altına alan tedaviler mevcut olsa da, virüs için henüz bir tedavi bulunmuyor. Birçok kişi HIV taşıyıcısı olsa da bunu bilmiyor.

HIV, kendi DNA’sını konak hücre genomuna yerleştirip yıllarca uyku halinde kalabilir. Belirli tıbbi işlemler ile etkileri kontrol edilebilse de, kesin olarak inaktif hale getirmek hala mümkün değil. 2015’te bilim insanları CRISPR’ı kullanarak, hastalardan alıp laboratuvarda barındırdıkları ve yaşayan konak hücrelerden HIV virüsünü kesip almış ve umut ışığı olmuşlardı. Ardından hücrelerinin %99’unda HIV virüsü taşıyan sıçanlar üzerinde çalışmaya başlamış, sıçanların kuyruklarına düzenlenmiş CRISPR ekleyerek vücut hücrelerinin DNA’sından virüsün %48’ini çıkarabilmişlerdi. Deneyler henüz başlangıç aşamasında olsa da, CRISPR, HIV’in ve dolaylı olarak AIDS’in çözümü olacak gibi görünüyor.

2- Yeni Çağın Yeni İlaçları

CRISPR / CAS9, ilaç endüstrisi için de bir devrim anlamına gelebilir. Bu güne kadar “ölümcül” ve “tedavi edilemez” olarak bilinen hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilebilir. 2016 yılı Ocak ayında ilaç devi Bayer AG ve yeni kurulan CRISPR Therapeutics, kalp rahatsızlıkları, kan bozuklukları ve körlük tedavisi üzerine CRISPR tabanlı tedaviler geliştirmek için 300 milyon dolarlık ortak girişim başlattığını açıkladı. Bu iş birliği, genetik yöntemlere odaklanan yeni bir ilaç geliştirme döneminin başlangıcı olabilir. Ayrıca kim bilir? Sadece on yıllar içinde bir hap veya enjeksiyon yoluyla kanser veya AIDS tedavisi mümkün olabilir.

3- Süper-bitkiler Ortaya Çıkıyor

GDO’yu ve Flavr Savr domatesini düşünürsek, genetik modifikasyondan ilk etkilenen şey genelde bitkiler oldu. Bunun CRISPR’dan pek bir farkı yok. Araştırmacılar şu anda da, gen düzenleme teknolojisini kullanarak bitkilerin hastalık direncini ve çevresel stres toleransını geliştirmeyi deniyor. Rutgers’dan bir araştırma ekibi; şarap üzümleri ve çimler üzerinde, diğer bitki türlerinde de uygulanabilecek uzun soluklu bir genetik modifikasyon çalışması yürütüyor. Yaseminlerin İskandinav ülkelerinde bütün yıl boyunca çiçek açtığını hayal edin, bu konuda da sınırsız imkanımız olabilir.

4- Peki İnsan Zekâsını Yükseltmek?

Akıllı telefonlar, akıllı evler, akıllı arabalar ve büyük bir kesim tarafından dünyayı ele getireceği düşünülüp korkulan yapay zekâ döneminde, var olan insanların zekasını geliştirmek daha mantıklı bir fikir olabilir. Bu da bir nevi “süper-insan” yaratmak olur.

Bu alanda University of Minnesota’da araştırmalar yürüten James J. Lee, “Bence CRISPR, teknik olarak, bir embriyonun beklenen zekâsını önemli miktarda artırmak için kullanılabilir.” diyor. Haklı olarak, zekânın birkaç genden daha fazlası olduğunu düşünecek olanlar olacaktır. Peki yaratıcı zekâ? Rastgele dolaşan düşünceler? Anıları yönetme yeteneği? Tüm bu soruların da üzerinde durulması gerekiyor, ki hala bu konunun genetik açıdan incelenip incelenmeyeceği kesin değil.

5) İnsanları düzenlemek?

İşte, genetik düzenlemenin en problemli konusuna geldik, insanlığın “Tanrının işi” olarak gördüğü noktaya; insan genomunu düzenlemek. İnsan genetiği ile oynama konusunda, yaşayacak olan embriyoların ön-seçiminden başlayarak bebeğin etkili tasarımına kimin karar vereceğine kadar çok büyük biyoetik sorunlar vardır. Fakat bunun yine de çok uzak bir şey olmadığını söylemeliyiz, şu an gerçekleşmeye başladı bile. Hamilelik sırasında anne adaylarının yaptığı onlarca farklı test var ve çoğu, fetüsün ölümcül bir genetik hastalığı olup olmadığını inceliyor. Örneğin, eğer embriyoya Down Sendromu teşhisi konursa, anne hamileliğini sona erdirmeye karar verebilir. Yani hoşumuza gitsin veya gitmesin, embriyo seçimi şu anda da yapılmakta. Dahası, Londra’daki Francis Crick Enstitüsü’nden bilim insanları, insan hayatının en erken dönemleri hakkında daha fazla bilgi edinmek ve düşüklerin sayısını azaltmak için embriyo genomu üzerinde daha fazla oynama yapmayı planlıyor.

6) Özel Olarak Tasarlanmış Bebekler

Sıradaki senaryoyu düşünün: Eşiniz ve siz, çocuk sahibi olmaya karar verdiniz. Doğal prosedürü tamamladıktan sonra bir genetik tasarım uzmanından randevu aldınız. Ardından sedyeye yatarak, sahip olmak istediğiniz bebeğin özelliklerini anlatmaya başladınız. Sarı, gür saçlı, yakışıklı, zeki, gözleri sağlıklı ve bağışıklığı iyi, kaslı, uzun ve güzel gülüşlü bir erkek çocuk istiyorsunuz. Genetik tasarım uzmanınız bunları sizin için halledeceğini söylüyor. Şimdi daha karanlık bir senaryo düşünün: Bu teknolojinin ilerlemesi ile, tamamen kontrol altında olan bir toplumda bir lider, bireylerin biyolojik rol dağılıma kendi karar verirse? Mavi yakalı ve beyaz yakalı emekçilerin veya insan öldürmeye programlanmış bireyler ile genetik olarak modifiye edilmiş duygusuz, korkusuz askerlerin yaratıldığını düşünün. Bir lider, toplumda bireylerin üstleneceği rollere karar vermeye kalkıp genetik düzenlemeyi bu amaçla kullanabilir mi? Bundan ne kadar uzaktayız? Çinli araştırmacılar 2015 yılının Nisan ayında embriyo genomunu CRISPR kullanarak değiştirebileceklerini duyurduklarına aynı zamanda bunun nasıl kullanılacağı, veya izin verilip verilmeyeceği hakkında büyük tartışmalar da başlatmış oldular.

7) Ebedi Gençlik ve Ölümsüzlük

Hastalıkları yok ettik, mükemmel sağlıklı insanlar tasarladık, peki sonra ne olacak? Yaşlanmaya neden olan gen bulunup etkisiz hale getirilebilir mi? 200 yıldan uzun yaşayıp, ölürken 22 yaşımızda mı görüneceğiz? Geçmişte de birçok bilimsel yöntemle hayali kurulan senaryo gerçek olabilir mi? Bu durum kendi türümüz hakkındaki algılarımızı, doğa, yaşam ve ölüm ile ilişkilerimizi tamamen değiştirecektir.

CRISPR, o kadar hassas bir yöntemdir ki en ufak hata beklenmeyen sonuçlar ve büyük sorunlar yaratabilir. Ya bir şeyler ters giderse ve sivrisineklerden sıtmaya neden olan geni kesmek isterken onları yanlışlıkla öldürürsek? Bu durumda yarasalar ne ile beslenecek? Daha kötü sonuçlar da doğurabiliriz; insan türünü ölüme mahkum etmek gibi. Kendi küçük evrenimizde gömülü olan bu sorunları günlük hayatta düşünebilir miyiz? Bu dünyadan geçmiş en büyük filozoflarımız bu konunun iç yüzü hakkında fikir verebilirdi belki de. Çünkü tek ihtiyaç duyduğumuz şey bilim değil, hızlı gelişmeleri toplum adına en sağlıklı şekilde değerlendirebilmek için felsefe, din ve etik ilkelerini de incelememiz gerekmektedir.

Gen Düzenlemenin Etik Boyutu

Çinli bilim insanları Nisan 2015’te insan embriyolarını düzenlemek için CRISPR’ı kullanabileceklerini duyurduktan sonra dünyanın önde gelen genetikçileri, biyoteknologları ve biyoetik uzmanları bir araya gelip bu konuyu derinlemesine tartışma kararı aldı. Gen düzenlemenin geleceğini tartışmak için Washington’da bir araya geldiler ve bu konuda temel araştırmaların geliştirilmesi ve ilerlemesi gerektiği ama insanlarda hamilelik sürecinde gen düzenlemenin ileri boyutlara şimdilik taşınmaması gerektiği kararına vardılar.

CRISPR’ın daha önceki gen düzenleme tekniklerinden daha fazla etik tartışma yaratmasının sebebi çok kolay ve hızlı uygulanabildiği için artık herhangi bir moleküler biyoloji laboratuvarında uygulanabilecek olması. Bu da böylesine ciddi bir uygulamanın kötüye kullanımını kolaylaştırırken kontrolün sağlanmasını zorlaştırıyor.

Etik tartışmalarını konu başlıklarına göre sıralamamız gerekirse;

1- Risklerin ve Faydaların Dengesi

Araştırmalardaki en önemli etik noktalardan biri, faydaların risklerden büyük ölçüde fazla olması gerektiğidir. Çevreye ve canlılara zarar verebileceği için, risklere daha fazla önem verilmelidir. CRISPR-Cas9 uygulaması da hedef dışı (off-target) mutasyonlar üreterek çok büyük zararlara sebep olabilir. En düşük off-target etkisi frekansı fare ve zebra balıklarında gözlemlenirken, en yüksek frekans insan hücrelerinde görülmüştür. Problem, büyük genomların birbirine özdeş veya büyük ölçüde benzer homolog bölgeler içermesidir. CRISPR-Cas9 asıl kesmesi gereken bölge yerine bu benzer bölgeleri hedefleyebilir. Bu istenmeyen bölgelerin hedeflenmesi hücre ölümüne ya da transformasyona neden olacak mutasyonlar yaratabilir. Hedef dışı mutasyonları azaltmak için çok fazla çaba sarf ediliyor olsa da, özellikle tedavi müdahalelerindeki mutasyon riskini azaltmak için daha fazla iyileşmeye ihtiyaç vardır. Başka önemli bir problem ise, CRISPR-Cas9’ın zor hücre ve/veya dokulara güvenli bir şekilde enfekte edilmesidir.

2- Ekolojik Dengesizlik

CRISPR-Cas9 tekniğine dayanan RNA bazlı gen sürüşünde, off-target etkisi düşünülerek tür içi özgüllüğe çok dikkat edilmelidir. Gen sürüşü, belirlenen bir genin sonraki nesillere sürekli olarak baskın gen olarak aktarılmasını sağlar ve CRISPR-Cas9 bunu hedefler. Bu genler yaşamakta olan canlılarda nesiller boyu kendini göstermeye devam edeceğinden, mutasyonlar hedef dışı olmaya ve sonraki nesillere aktarılmaya devam edecektir. Gen sürüşü özelliklerinin dağılımını kontrol etmek zor olabilir, dahası; gen sürüşünün kendini gösterdiği popülasyonun tamamı ortadan kalkabilir ve ekosistem dengesinde ciddi sorunlar yaşanabilir. Örneğin, yeni salgınlar gelişebilir. Bazı bilim insanları, gen sürüşü ile modifiye edilmiş deney organizmalarının ortama kazara salınmasına karşı birçok kez uyarıda bulunmuştur. Bu durum, her potansiyel uygulamanın ve düzenleyici standartların detaylı ve dikkatli değerlendirilmesi gerektiği anlamına gelir çünkü bu mutasyonlu genlerin ifadesi kendini ilk andan itibaren göstermeyebilir. Bu nedenle ekolojik zarara sebep olacak ve insan sağlığını etkileyecek organizma salınımına karşı ciddi tedbirler gerekir.

3- Tüketicilere Yönelik Düzenlemeler

Kesin genetik değişiklikler elde etmek için CRISPR-Cas9’ın etkinliği, genetiği değiştirilmiş bir organizmayı laboratuvar dışında tanımayı ve bu organizmaları piyasada kontrol altında tutmayı zorlaştırır. ABD’deki Gıda ve İlaç Dairesi gibi düzenleyici kurumlar, herhangi bir genetiği değiştirilmiş organizmayı test edip onaylamalıdır. Fakat yine de, CRISPR-Cas9’ı kullanarak genişleyecek olan pazarı kontrol altında tutmak zor olacak gibi görünüyor. Bu teknik ile herhangi bir laboratuvarın gen düzenlemesini kolaylıkla yapabileceği gerçeği, burada da riskleri gözler önüne seriyor. Genetiği değiştirilmiş fakat onaylanmamış ürünleri marketlerde tanımak, hiç de kolay olmayacaktır.

Başka bir husus da patentleme düzenlemesidir, çünkü bu noktada çok büyük bir ekonomik çıkar söz konusudur. Transgenik organizmalar yıllardır endüstriyel kullanım için üretildiklerinde patent almıştır, klinik kullanım için insan gen dizileri de öyle. Fakat şimdi patentleme uygulaması art arda davalara yol açabilir, şu anda da insanlarda tedavi amaçlı CRISPR-Cas9’ın kullanımı için biyoteknoloji şirketleri arasında bir sürtüşme var. 2015 yılında CRISPR araştırmacılardan Feng Zhang, Doudna ve Charpentier’a karşı CRISPR’ın insan hücrelerinde kullanımı üzerine patent tartışmaları yaratmıştı. 2 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan patent, Jennifer Doudna tarafından kurulan Berkeley’deki Caribou Biosciences’a verilmişti. Fakat bunun patent tartışmalarını bitirecek gibi görünmüyor, hukuk uzmanları bunun CRISPR-Cas9 konusundaki tartışmaların başlangıcı olduğunu söylüyor.

4- İnsan Germ Hücrelerinde CRISPR-Cas9 Uygulamaları

Germ hücresi, eşeyli üreyen bir organizmanın gamet oluşturmasına olanak veren herhangi bir biyolojik hücreye verilen isimdir. İnsan germ hücrelerinde yapılacak terapötik düzenlemeler, insanların “tohum hücreleri” olan gametler ile sonraki nesillere aktarılabileceğinden, yaratacağı etik endişeler zamanla artış gösteriyor çünkü bugüne kadar insan hücrelerinde uygulanan genetik düzenlemeler sadece somatik hücrelerde, yani vücut hücrelerinde uygulanmaktaydı ve üreme hücrelerine direkt olarak etkisi yoktu. Bu nedenle, insan embriyolarında terapötik nedenlerle genomik düzemeler yapmak bugüne kadar bekletiliyordu. Önceden tahmin edilmesi zor olan genetik mutasyonların riskleri, terapinin muhtemel faydalarından daha büyük ve bu durum bir etik ilkesini çiğniyor. Germ hücreleri üzerinde yapılacak bir tedavi, son derece kusursuz olmalıdır. CRISPR-Cas9 bu özelliği taşımıyor. Dahası, ortaya çıkacak hasar sonucunda etkilenecek olan sonraki nesilden kimlerin sorumlu olacağı da ayrı bir sorundur.

CRISPR’ın gelecekte tedavi amaçlı düzenlemeler dışında da kullanılabilir olması, bir diğer büyük etik sorundur. Ancak CRISPR’ın germ hücreleri aracılığıya somatik hücrelere müdahaleyi oldukça kolaylaştıracağını ve sipariş bebekler üretebileceğini söylemiştik. Birçok fenotipik özellik, çevresel şartlardan ayrı olarak, müdahale edilebilecek bir genetik bileşene sahiptir. Örneğin bu teknik, sporcuların performansını artırmak veya şiddet eğilimini önlemek, bağımlılığı bastırmak için kullanılabilir. Bu açıdan bakınca gen terapisi genelde olumlu sonuçlar veriyor gibi görünse de adil olmayan bir sistem yaratacaktır.

Halk Endişeleri

Tüm bu fikirler bilim-kurgu sınırında görünüyor olabilir, fakat CRISPR, gösterdiği potansiyel ile daha ilerisini düşünülebilir ve akla uygun hale getiriyor. Bu nedenle CRISPR-Cas9 teknolojisinin son gelişmelerini sadece avantajları ile değil, dezavantajları ve kusurlarıyla da incelememiz gerekmekte.
Yaklaşan devrimin farkında olan çok az insan var. Pew Research Center tarafından yayınlanan 2016 yılı raporuna göre yetişkinlerin %68’i, gen düzenleme konusunda “bir miktar” veya “çokça” endişeli olduklarını belirtmiş fakat çoğunun, kendilerini endişelendiren şeyin ne olduğu hakında pek bir fikri yok. Yaklaşık %90’ı ise gen düzenleme konusunda çok az şey ya da hiçbir şey bilmiyordu.
Birçok katılımcı, ciddi hastalıkların riskini azaltmak için insan bebeklerinde kullanılacak gen düzenlemesi konusundaki endişelerini dile getirdiler. Bir katılımcı “Bu doğaya karşı geliyor. Bu işten iyi bir sonuç beklemek anlamsız.” derken bir diğeri, üstün bir insan ırkı yaratma amacıyla insan geni düzenleme girişimlerinin kapısının açılacağını söyledi.

CRISPR’ın nasıl işlediği ve bilim dünyasının bu devrimi nasıl karşıladığı konusunda daha kapsamlı bilgi sahibi olunmaz ise, yanlış bir algının oluşması çok kolaydır. Nedensiz korku ve paranoya hakim olursa, bilim insanları sayısız yaşamı korumak adına yapacağı bir araştırmayı gerçekleştirirken daha fazla zorlanacaktır. Yapılan anket, bilimsel araştırmayı bilmenin ve anlamanın, daha fazla anlayışı ve kabulü beraberinde getirdiğini gösteriyor.

Görünen o ki, halkı endişelendiren şey; henüz tam olarak şeffaflaştırılmamış olan biyoteknolojik gelişmeler, avantajlar ile birlikte azımsanamayacak ölçüdeki dezavantajlar ve beraberinde getirdiği güvensizlik. En azından şimdilik, bu gelişme halk arasında korkutucu olmaya devam edecek. Evet, CRISPR birçok teknik zorluk barındırıyor, eleştirmenler bu teknolojinin yanlış kullanıldığında yaratacağı korkunç senaryoları ortaya koymaya başladı bile. Henüz hangi alanlarda kullanımına izin verileceği de tam olarak belirlenmiş değildir. Bir bilgisayar gibi, bu teknoloji ile hem iyilik hem de kötülük yapmak için inanılmaz bir potansiyele sahibiz, önemli olan onu nasıl kullandığımızdır.
Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman’ın da dediği gibi bilim bize “cennetin” kapısını açan anahtarı verir, fakat aynı anahtar “cehennemin” de kapısını açar.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (2 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  • ubarez 04 Kasım 2017 - 01:10
  • Merhaba.

    “HER YÖNÜYLE CRISPR-Cas9” gibi bir yazı olmuş 🙂
    Çok güzel, ayrıntılı anlatmışsınız. GENLERle, tıpkı LEGOLARla OYNAR GİBİ OYNAMAnın olumlu yanlarını
    düşününce, yüzümüzde bir gülümseme oluşuyor. Ama, EVRENİN ASKERLERİ gibi ‘Projeleri’, hatta çok
    daha kötü, ZOMBİ gibi yaratıkları, MUTANTları düşününce, göğsümüz daralıyor gerçekten…

    Her zaman, her yerde, her alanda olduğu gibi, bu alanda da İYİLER ve KÖTÜLER olacaktır mutlaka.
    Peki KİM yada HANGİ TARAF kazanacak? Bence kazanan falan olmayacak. Artık adı Mücadele mi olur,
    Çatışma mı olur, Savaş mı olur… Bir kez başladı mı, sonu gelmez.

    “Allah sonumuzu hayıretsin” demek işe yarar mı?
    Uçurumdan atladıktan sonra, “Allah kurtarsın” demek ne kadar işe yararsa, o kadar işe yarar 🙂

  • sahin tigrek 03 Kasım 2017 - 16:31
  • Sn.Berfin Dağ’ın ”CRISPR-Cas9 Teknolojisine Genel Bakış; Bugün, Yarın ve Etik Sorunlar” isimli çalışması bize yakın ve uzak gelecekte neler yaşanabileceğine dair ipuçları veriyor…
    Zaman zaman ürperten,zaman zaman korkutan senaryoların ayak izlerini de görebilmemize imkan veren BİLİM-KURGU tadında bir inceleme yazısı çıkmış ortaya.
    İnsanlığın yeni teknolojilerin olumsuz sonuçlarına karşı gerekli önlemleri alabileceğine dair inancımızı korumamız için günümüz dünyasında ki ”nükleer enerji’nin” durumuna bakmamız yeterli olacaktır…
    Yazarımızı tebrik eder başarılarının devamını dileriz…

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv