Bazı Vücut Bölgelerimizin Neden Kılsız Olduğuna Dair Yeni Bir Açıklama

Avuç içlerimiz ve ayak tabanlarımız gibi bazı vücut bölgelerimizin bebeksi bir pürüzsüzlüğe sahip oluşunu sağlayan önemli bir moleküler yolak ortaya çıkarıldı.
Görsel Telif: William Daigneault/Unsplash

Diğer pek çok memeliyle karşılaştırıldığında, insan türünün neredeyse kılsız olduğunu ve sahip olduklarının da son derece düzensiz ve çeşitlilik gösterdiğini söyleyebiliriz. Kel bölgelerimizin belki de en bariz olanları da avuçlarımız ve ayak tabanlarımızdır. İşte buralardaki zarif ve kılsız derimiz, örneğin her ikisi de etrafı kıllarla kaplı pençeleri bulunan tavşan ve kutup ayıları gibi diğer memelilerden ayrılıyor.

Merak konusu olan bu durum bir bulmaca halinde hâlâ çözülmeyi bekliyor. Ancak insan vücudunun bazı bölgelerinin neden kıllara sahip olduğu ve bazı bölgelerinde ise neden kılların bulunmadığına dair çeşitli açıklamalar da geliştirilmeye devam ediyor. Cell Reports‘da 11 Aralık’ta yayımlanan ve fareler üzerinde yürütülen bir çalışmada, avuç içlerimiz ve ayak tabanlarımız gibi bazı vücut bölgelerimizin bebeksi bir pürüzsüzlüğe sahip oluşunu sağlayan önemli bir moleküler yolak ortaya çıkarıldı.

Araştırma bünyesinde geliştirilen açıklama, vücut kıllarının başlatılması, aralıklarının düzenlenmesi ve büyümesiyle ilgili hücreler arasında bilgi taşıyan Wnt proteini isimli küçük bir moleküler haberci üzerinde toplanıyor. Wnt sinyalleri, kıl köklerinin gelişimi için önemlidir. Bu sinyallerin kesilmesi derinin kılsız olmasına neden olurken, sinyallerin aktif hale gelmesi ise daha fazla kıl çıkmasına neden olur. Cell Reports‘da yayımlanan araştırmada da, kılsız bölgelerdeki derinin doğal bir biçimde bir baskılayıcı üreterek Wnt proteinin işlevselliğini durdurduğu ortaya koyuldu.

Dickkopf 2 (DKK2) olarak isimlendirilen baskılayıcı protein farelerden tamamen çıkarıldığında, araştırma ekibi garip bir değişimi gözlemlediler. İnhibitör görevi gören bu proteinin bulunmadığı farelerin, normalde kıl bulunan bölgeleri kıllı kalmaya devam ederken, pençelerindeki kılsız bölgelerde de kıllanmalar olduğu görüldü.

Normal farelerde ayağın taban bölgesinde herhangi bir kürk bulunmaz. Fakat proteinin çıkarıldığı 40 farenin hepsinde de bu bölgede tamamen olgun kıl kökleri büyümeye başladığı görüldü. Dahası bu kıllar cımbızlandığında bir süre sonra yenilerinin tıpkı normal bir kürk gibi tekrar büyüdüğü gözlemlendi.

Araştırma ekibi, benzer durumu tavşanlarda da gözlemlediler. Muhtemelen ayak tabanlarının sıcak tutulmasını sağladığı için tıpkı kutup ayılarında olduğu gibi tavşanların da ayak tabanlarında kıllar büyür. Bu durumda da DKK2’nin bir rol oynadığı görülüyor -ya da en azından bulunmayışı–. Araştırmada tavşanın kılsız derisinde DKK2 proteininin yüksek seviyelerde ifade edilmediği görüldü. Muhtemelen de bu yüzden bu bölgelerde kürk geliştiği tahmin ediliyor.

Araştırma ekibi çalışmayı ilk başlattığında, DKK2’nin vücuttaki kıl kökleri örgüsünden sorumlu olabileceğini düşünüyordu. Fakat elde edilen yeni sonuçlar, DKK2’nin tam tersi bir rol sahibi olduğu yönündeydi. Artık, ekip, DKK2’nin varlığının vücudun belirli bölgelerinin kılsız kalmasında sorumlu olduğunu düşünüyor. Bu yüzden bu baskılayıcının bulunmadığı belirli durumlarda, Wnt sinyal yolu kendi haline bırakıldı ve β-katenin adı verilen uygun kök hücreleri aktive edildiği ve kıl köklerinin gelişmemesi gereken yerlerde gelişmesine neden olduğu görüldü. Bu durumun neden meydana geldiği sorusuna gelince, araştırmacılar DKK2’nin varlığı ve yokluğunun evrimsel faydalara dayandığını düşünüyor.

Örneğin, tavşanlar ve kutup ayıları hayatta kalmak için kıllı pençelere ihtiyaç duyarken, insan kıllarının avuçlarımıza ve ayaklarımıza kadar uzanması muhtemelen yaşamımızı kolaylaştırmaz aksine daha da zorlaştırırdı. Bu noktada da, insanların avuçlarında ve ayak tabanlarında neden kıl geliştirmediği tam olarak açıklanabilmiş olmasa da, birkaç hipotezin varlığından söz edebiliyoruz.

Bu hipotezlerin bazıları bu durumu cinsel seçilimle ilişkilendirirken; bazıları ise bunun daha çok ormanlardan Güneş’in baskın olduğu savanlara geçtiğimiz süreçte termoregülasyonla yani ısı ayarlanmasıyla ilişkili olduğunu ileri sürüyor. Öte yandan bu kılsızlığın bizi bit ve diğer rahatsız edici dış parazitlerden koruduğunu ileri süren hipotezler de bulunuyor. Bununla birlikte, bu durumun evrimsel bir faydayla ilişkili olmadığını ileri süren hipotezler de mevcut.

Hangi açıklamanın doğru olduğundan bağımsız olarak, eğer bu yeni bulguların insanlar için de geçerli olduğu gösterilirse, sadece hafif bir genetik değişimin ellerimizin ve ayaklarımızın çıplak yüzeyinde kılların uzamasına neden olabileceği anlamına gelir.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv