Apollo Programında Geliştirilen Teknolojilere Kısa Bir Bakış

“Biz Ay’a gitmeyi seçiyoruz. Biz bu onyıl içinde Ay’a gitmeyi ve başka şeyler yapmayı seçiyoruz; kolay oldukları için değil, zor oldukları için! Çünkü bu amaç, güçlerimizin ve yetene..
Görsel Telif: M.Collins & NASA (Apollo-11'in ay modülü Kartal'ın Ay'dan kalkış yaptıktan sonra kumanda modülü Columbia ile yeniden kenetlenmesinden hemen önce Collins tarafından çekilen bu karenin, kendisi hariç o sırada varolan tüm insanları kapsadığı söylenir.)

“Biz Ay’a gitmeyi seçiyoruz. Biz bu onyıl içinde Ay’a gitmeyi ve başka şeyler yapmayı seçiyoruz; kolay oldukları için değil, zor oldukları için! Çünkü bu amaç, güçlerimizin ve yeteneklerimizin en üstün seviyesini ölçmeye ve düzenlemeye hizmet edecek; çünkü bu mücadele, bizim girişmeye gönüllü olduğumuz, ertelemek istemediğimiz ve galip gelmeye niyet ettiğimiz bir mücadele olacak; ötekiler de öyle.” — John F. Kennedy (12 Eylül 1962)

Başkan Kennedy, Ay’a gitmenin zor olduğunu söylerken ciddiydi. Ay yüzeyine ulaşmak ve geri dönmek için gereken teknolojinin büyük bölümü, Kennedy’nin 1962 tarihli ünlü Ay Konuşması sırasında mevcut değildi. Bilinmeyen çok fazla şey vardı. NASA’nın Apollo uçuşları planlanırken, Ay Modülü’nün yüzeye batıp kalabileceğinden bile endişe ediliyordu.

1969 yılında insanların Ay yüzeyinde küçük adımlar atmasını sağlayan çalışmalar, aynı zamanda insanlığın dev sıçrayışlar gerçekleştirmesine zemin hazırlayan çok sayıda yeniliği de beraberinde getirecekti. Ay’a insanların iniş yapması, yüzeyde dolaşması ve sonra Dünya’ya geri dönmesi için aşılması gereken güçlüklerle başa çıkmak amacıyla, araştırmacılar o zamana dek varolmayan yepyeni teknolojiler geliştirmek, buluşlar yapmak, denenmemiş teknikler denemek durumunda kalmıştı. Bu çabaların sonucunda ise hem insanlı Ay görevi başarıyla gerçekleştirilebilir bir duruma geldi, hem de Ay görevi dışında pek çok başka alanda işe yarayabilecek bir bilgi birikimi edinildi. Ay’a ilk ayak basışın 50.yıldönümünde hâlâ kullanılmaya devam eden Apollo teknolojilerinden bazıları şöyle:

İnsanların uçmaya başlayışının ardından gelen ilk 70 yıllık dönemde, pilotlar kablolarla ve itme çubuklarıya doğrudan araç bileşenlerine bağlanan kontroller kullandı. Apollo programı sırasında bir uçuş bilgisayarının başarıyla kullanılmasını takiben, NASA ile Draper Laboratuvarı arasındaki ortaklık ilk dijital uçak uçuşuna olanak tanıdı. Bugün dijital uçuş kontrol sistemleri havacılıkta bir norm hâline geldi. (Telif: NASA)

Dijital Uçuş Kontrolü

Belki de Apollo’nun son teknoloji ürünü katkılarından en göze çarpanı, yoluna rehberlik eden dijital kontrollü uçuş (İng. fly-by-wire) sistemidir. Bu teknoloji o zamanlar duyulmamıştı ama şu anda havayolu şirketlerinin ayrılmaz bir parçası olmanın yanı sıra, otomobillerin de çoğunda bulunuyor.

Apollo programı başladığında, pilotlar uçakları mekanik olarak kontrol ediyordu; aletler aracın kanatlarındaki ve kuyruğundaki kontrol yüzeylerine kablolar ve çubuklarla bağlıydı. Ay’a üç gün sürecek bir yolculuk yapıp, Ay yüzeyine inişe cüret ederken, insan hatasını elimine etmek ve uçuşa daha net rehberlik etmek amacıyla, Apollo kumanda modülü ve ay modülü için bilgisayarlı bir rehberlik sistemi yapılandırmak üzere Draper Laboratuvarları NASA tarafından görevlendirildi. Apollo Birincil Rehberlik, Yön Bulma ve Kontrol Sistemi pilotların girdilerini elektriksel sinyallere çevirdi ve onları, çeşitli sensörlerden gelen bilgilerle beraber Apollo Rehberlik Bilgisayarı‘na gönderdi. Ardından bilgisayar, istenen sonucu almak için kontrol ateşlemelerinin nasıl ayarlanacağına karar verdi. Analog değil de dijital olduğundan, bilgisayar karmaşık yazılımlardan yararlanabildi ve büyük miktarda veri depolayabildi.

Apollo’yu takiben, NASA ve ortakları sistemi uçakların kullanımına uyarlayabilmek için yıllar harcadı; şu anda yaygın olarak kullanılıyor. Dijital uçuş teknolojisi ayrıca otomobil özelliklerinde de görülüyor; hız sabitleyici, kilitlenmeyen frenler ve elektronik durağanlık kontrolü sistemleri gibi.

Uzay uçuşu için önceden paketlenen yiyeceklerin mutlak güvenliğini garantilemek isteyen NASA, kalite kontrol için yeni, sistematik bir yaklaşım için Pillsbury Şirketi ile ortaklık kurdu. (Telif: NASA)

Gıda Güvenliği

NASA’nın uzay uçuşlarını planlamada yüz yüze kaldığı çok sayıda sorundan biri, astronotların yanlarında götüreceği yiyeceklerin hepsinin onları hasta edebilecek mikroplardan arınmış olduğunu garantilemekti. Bu sorunu aşması için besin üreticisi Pillsbury ile anlaştılar. Şirket kısa sürede var olan kalite kontrol yöntemlerinin, söz konusu işi yapamayacağını keşfetti.

Sorunları yakalamak için son ürünleri kontrol etmek yerine, Pillsbury tüm üretim sürecini, ham maddelerden işleme ortamına, dağıtıma ve işe dahil olan insanlara kadar her şeyi kontrol eden bir sistem geliştirdi. Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktası (İng. The Hazard Analysis and Critical Control Point – HACCP) sistemi ilk Ay uçuşlarına yetiştirildi ve kısa süre sonra Pillsbury’nin kendi fabrikalarında da kullanılmaya başladı. Son birkaç onyıldır, ABD hükümeti et, tavuk, deniz ürünleri ve meyve suyu üreticilerinin HACCP prosedürlerini kullanmasını zorunlu tutuyor ve aynı ilkeler, bugün tüm gıda endüstrisine uygulanan daha yeni düzenlemeleri de etkiliyor.

Acil durum battaniyesi olarak da bilinen uzay battaniyesi, ilk olarak 1964 yılında NASA tarafından geliştirilen bir yalıtım yöntemine dayanıyor (Telif: AFM Inc.)

Uzay Battaniyesi

Tüm uzay programının en yaygın kullanılan teknoloji transferlerinden biri, Apollo-çağı uzay giysileri için icat edilmişti. Acil durum kitlerinde bulunan ve maratonların sonunda dağıtılan “uzay battaniyeleri”yle bilinen bu teknoloji, yani çok-katmanlı yansıtıcı yalıtım daha sık olarak pek görünmeyen uygulamalarda kullanılır.

NASA, çok sayıda metalize hafif mylar yaprağı üst üste koyarak, çok etkili bir yansıtıcı yalıtım yaratabileceğini keşfetmişti. Teknoloji üzerinde çalışılarak, en yüksek performans alınabilecek şekilde ince ayarlamalar yapıldı. Bu yalıtım, icadından beri neredeyse bütün NASA uzay araçlarında ve uzay giysilerinde kullanılmasının yanı sıra, aralarında yangın söndürme ve kamp ekipmanları, bina yalıtımı, kriyojenik depolama, manyetik rezonanslı görüntüleme (MR) makineleri ve parçacık çarpıştırıcıların da olduğu pek çok alanda işe yarıyor.

Sarsıntı Emici

Apollo-çağı şok emiciler ve bilgisayarlar ile başlayan bir teknoloji, şimdilerde dünyanın her yanındaki binaları ve köprüleri depremlerden koruyor. Fırlatma sırasında Apollo’nun Saturn V roketinden sallanan devasa kolları idare etmek için amortisör inşa eden bir firma, geleneksel şok yalıtımı teknolojisinin sınırlarını zorlamak mecburiyetindeydi. 60’ların ortalarında NASA’ya hidrolik-temelli bir analog bilgisayar yapılandırması için yardım etmeyi amaçlayan ayrı bir proje için şirket akışkan bilimini araştırdı ve varolan teknolojinin performansını kolayca aşabilen akışkanlı bir amortisör geliştirdi. NASA daha sonra her uzay aracı fırlatılışında, amortisörleri bu gelişmelere dayanarak kullandı. Onlarca yıldan bu yana, şirket aynı teknolojiyi kullanarak akışkanlı şok emiciler yaptı. Bunlar şimdilerde dünyanın çeşitli yerlerindeki, özellikle de deprem riski yüksek olan yerlerdeki yüzlerce binayı, köprüyü ve başka yapıları güçlendiriyor.

Şarjlı İşitme Cihazı

Ay’a inişten onlarca yıl sonra bile, Apollo programından yeni teknoloji aktarımları piyasaya çıkmaya devam ediyor. 2013’te çıkan dünyanın ilk pratik şarj edilebilir işitme cihazı pilleri, NASA’nın Apollo sırasında ve sonrasında yaptığı kapsamlı çalışmalar sayesinde geliştirildi.

Ay’a giden kumanda modülü, bilinen en hafif pil birleşimi olan gümüş-çinko piller kullanmıştı. Ama ajans hücrelerin yeniden şarj edilebilir olmasını da istiyordu ve NASA’daki mucitler hücre ayırıcılar ve elektrotlarla yıllar boyu deneyler yaparak, teknolojiyi daha iyi hâle getirdi; fakat uzayda hiç kullanılmadı. 1996 yılında kurulan bir şirket, NASA ve diğerlerinin kaldığı yerden devam ederek, kullanılabilir bir ürün ortaya çıkarmak için yıllarca çalıştı.

İşitme cihazı pilleri hiç şarjlı yapılamamıştı çünkü onlara uyacak kadar küçük yapılabilen çinko piller şarj edilebilir değildi. Lityum-iyonu pilleri o kadar küçülemiyor ve aşırı ısınmaya bağlı sorunlar çıkarıyordu. Şu anda şirketin gümüş-çinko işitme cihazı pilleri, tüm gün yetecek kadar güç sağlayabiliyor ve performans kaybı olmadan 1000 kez kadar şarj edilebiliyor. Üstelik geri dönüştürülebiliyorlar. Bu piller ayrıca kemiğe tutturulan işitme sistemlerine ve gürültüyü iptal eden kablosuz kulaklıklara da girdi. Muhtemelen ileride daha pek çok gümüş-çinko pil uygulaması olacak.

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv