Anne Boleyn Hikâyesi ve Gövdeden Ayrılan Kafa Bilinçli Kalabilir Mi?

Son yıllarda, insan kafa naklinin mümkün olup olmadığı üzerine yoğun bir ilgi söz konusu. Temel sorunlardan birisi de, orijinal gövdesinden ayrıldıktan sonra başın ve içeriğinin ne kadar süre dayanabi..
Görsel Telif: Public

Jean-Paul Marat’ın katili Charlotte Corday, 1793 yılında giyotinle idam edildiğinde, iddialara göre Francois le Gros isimli bir adam Corday’in kopan başını havaya kaldırıp iki yanağını da tokatladı. İzleyiciler, Corday’in yüzünün öfkeli bir ifadeye büründüğünü ve iki yanağının da kızardığını ileri sürdü. Vücuttan ayrılmış kafanın bilinçlilik işaretleri gösterdiğini ileri süren başka tarihsel hikâyeler de mevcut.

İngiltere kralı VIII. Henry’nin ikinci eşi ve I. Elizabeth’in annesi olan kraliçe Anne Boleyn‘e dair de böylesi bir hikâye anlatılır. Hikâyeye göre, Katolik Kilisesi, VIII. Henry’nin ilk karısı Aragonlu Catherine’den boşanmasına izin vermediği için Henry, Anglikan Kilisesi’ni kurmuş ve kendisini kilisenin başı ilan etmiştir. Bu sayede de Anne ile evlenerek ilk evliliğini geçersiz ilan etmiştir. Taç giyme töreni sırasında Anne Boleyn, I. Elizabeth’e hamileydi. Anne ile Henry 3 yıl kadar evli kalmış ve kral, Anne Boleyn’le evliliği sırasında Jane Seymour’a aşık olmuştur. Daha sonra, VIII. Henry, Anne Boleyn’i; Sir Francis Weston, Henry Norris ve kardeşi George Boleyn’in de aralarında bulunduğu altı kişiyle seks yaptığı iddiasıyla Londra Kulesi’nde kafasını kestirerek idam ettirmiştir. İddialara göre, Anne Boleyn de kafası vücudundan ayrıldıktan sonra konuşmaya çalışmıştır.

Bu hikâyelerin sahte mi, gerçek mi olduğu toplumdaki belirsizliğini koruyor. Ancak bizi ilgilendiren kısmı; başın onu tutan vücuttan ayrıldıktan sonra bilinçli kalabileceğine dair herhangi bir bilimsel kanıt var mıdır?

Kan ve Dokularda Kalan Oksijen

Son yıllarda, insan kafa naklinin mümkün olup olmadığı üzerine yoğun bir ilgi söz konusu. Gerçekleştirilip, gerçekleştirilmeyeceği üzerine çok yoğun tartışmaların söz konusu olduğu kafa nakli operasyonu, bilimin de pek çok disiplininin sınırlarını zorluyor. Temel sorunlardan birisi de, orijinal gövdesinden ayrıldıktan sonra başın ve içeriğinin ne kadar süre dayanabileceğidir.

Beynimiz, bütün vücudumuzdaki oksijenin %20’si gibi büyük bir kısmını kullanır. Yani beynin ve onu destekleyen bütün yapıların fonksiyonel olabilmesi için oksijene ihtiyacı vardır. Boynumuzdaki kan damarlarının ciddi bir hasara uğraması, beynimize sağlanan oksijen desteğinin durması anlamına gelir. Ölümcül bir darbeden sonra, kan ve dokularda kalan oksijen oradaki varlığını bir süre sürdürse de bu durum pek de uzun sürmez.

Hareket kabiliyeti, yalnızca gözler ya da ağzı hareket ettiren kaslar gibi kafaya bağlı olan doku veya yapılarda mümkün olacaktır, çünkü bu kasları besleyen sinirler hala bağlı durumdadır. Diğer hayvanların kafaları için bu durum daha da uzun sürebilir. Örneğin, Çinli bir aşçı, kafası vücudundan ayrılmasının üzerinden 20 dakika geçmiş zehirli bir yılanın ısırığı sonucu hayatını kaybetmişti.

Son zamanlarda, bu araştırma alanındaki kavrayış, ölüme yakın deneyimler yaşayan insanların bu tür olayları yaşarken bilinçli olma durumlarına odaklanmış halde. Örneğin, kalp krizi veya ani kalp durması geçiren kişiler, resüsitasyon sırasında kendilerinde veya bulundukları yerde meydana gelen olayları tanımlıyorlar. Bu da; kapleri atmasa da hatta bilinçliliğe dair hiçbir klinik işaret görülmese bile beynin etrafta ne olup bittiğinin farkında olduğunu gösteriyor.

Yapılan diğer çalışmalar da, insan beynindeki aktivitenin kalp durduktan 30 dakika sonrasına kadar aktivite gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu delta beyin dalgaları, genellikle uyku ve rahatlama aşamalarında da görülür.

Son Veda Dalgası

Daha yakın zamanlarda yapılan araştırmalar ise, kalp atışları durduktan sonra bile beyinde hala aktivite olduğunu, kalp atışlarının durmasından dakikalar sonra meydana gelen ve “depolarizasyon” olarak adlandırılan beyin üzerinde gezinen son bir aktivite dalgasıyla bittiğini göstermiştir. Bu çalışmalarda insanlarda tespit edilen aktivite, bir elektroensefalogram (beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçen bir cihaz) tarafından tespit edilecek kadar büyüktür. Diğer organizmalarda yapılan çalışmalar, ölümden 48-96 saat sonra bile, gen ekspresyonunun ve aktivitenin hala gerçekleştiğini ve bazı durumlarda miktarının arttığını göstermiştir.

İnsanlarda, ölümden sonra tespit edilen aktivitenin gerçekten ne olduğunu; bunun, fonksiyon ve bilinçli veya bilinçdışı faaliyetle nasıl ilişkili olduğunu tespit etmek için daha fazla araştırmaya ve kavrayışa ihtiyacımız var.

Kafanın vücuttan ayrıldığı en ünlü hayatta kalma hikâyesi ise Mike örneğidir. Mike, kafası vücudundan ayrıldıktan sonraki 18 ay boyunca hayatta kalmıştır. Nasıl mı?

Görünüşe göre, ölümcül kesim beyin sapından belli bir açıyla kesmeyi başarmış ve merkezi sinir sisteminin temel fonksiyonlarını kontrol eden kısımları canlı kalmıştır. Zamanında ve iyi yerleşmiş bir kan pıhtısı da kan kaybından ölmesini engellemiştir. Mike, belki de en uzun ömürlü “etrafta dolaşan başsız tavuk” örneğiydi. Ne yazık ki bu durum insanlar için bir ihtimal bile değildir. Anne Boleyn örneği için de her ne kadar insanlar konuşmaya çalıştığını düşünseler bile bu durumun mümkün olmadığını, dolayısıyla da hikâyenin sahte olduğunu söyleyebiliriz. 

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv