Akla Gelen İstenmeyen Düşünceler ve Bu Düşünceler Hakkında Düşünmek

Düşündüğünüzde kendinizi fazlasıyla rahatsız hissettiğiniz bu düşüncelerinizi, başkalarının da okuyabildiğini bir düşünün.
Görsel Telif: wavebreakmedia/Shutterstock

Koltuğunuzda uzanmış televizyon seyrediyorsunuz ve birden aklınıza düşündüğünüzde size rahatsızlık hissi veren bir senaryo geliyor. İstenmeyen, sakıncalı ve değerlerinizle tamamen uyumsuz bu düşünceler aklınıza geldiği için kendinize kızıyorsunuz ancak düşüncelerinize engel olamıyor, hayallerinizi daha da ileri boyutlara taşıyorsunuz. Yeter!

Peki aklınıza gelen bu düşüncelerin sorumlusu siz misiniz?

Bir de şu açıdan bakalım. Düşündüğünüzde kendinizi fazlasıyla rahatsız hissettiğiniz bu düşüncelerinizi, başkalarının da okuyabildiğini bir düşünün. Daha da ileri gidelim ve bunları herkesin okuyabileceği şekilde; örneğin tweet attığınızı düşünün. Muhtemelen düşündüğünüz bu şeylerden sorumlu tutulacak ve hızlı bir şekilde cezalandırılacaksınız. İnsanlar, sizin bu toplum içerisinde bulunmamanız gerektiğini dile getirecek ve aynı zamanda da pek çok insan böyle düşüncelere sahip olmaktan bahsetmemeleri gerektiğini öğrenecek.

Peki ya böyle düşüncelere sahip olmak normal karşılansaydı? Muhtemelen insani değerlerden söz edemiyor olurduk. Bu durum yalnızca saçma olmaz, aynı zamanda da sağlığımız üzerinde de ciddi etkiler oluşturabilirdi.

Kabul edilemez düşünceler oldukça yaygın

Dünya’nın neresinde sorarsanız sorun, insanların %90’ından fazlasının davetsiz gelen bu düşünceler deneyimine sahip olduğu cevabını alırsınız. 2014 yılı Temmuz ayında Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders‘da yayımlanan bir araştırma, bu tip düşüncelerin çoğunlukla, ocağı açık unuttuğunuz ya da kapıyı kilitleyip kilitlemediğiniz şüphelerini içeren düşünelerle aynı temaları paylaştığını gösteriyor.

Fakat istenmeyen bazı düşünceler, kişinin kendi değerleriyle de çatışma gösteren bir içeriğe sahiptir. 1978 yılında Behavior Research and Therapy‘de yayımlanan bir araştırmada, insanların istenmeyen düşüncelere dair; seks esnasında arzu edilmeyen şiddet davranışları, bir çocuğu otobüsten aşağıya itmek ya da gelen bir trenin önüne atlamak gibi düşünceleri belirttikleri görüldü. Bu tür düşünceleri olan birçok kişi bu istenmeyen ziyaretçileri kolayca beyninden çıkarabilir.

Sonradan yapılan araştırmalarda da istenmeyen düşüncelerdeki ortak yanın seks ve şiddet olduğu görüldü. Örneğin, 1993 yılında Research and Therapy‘de yayımlanan bir araştırmada, istenmeyen düşünce deneyimlerini; insanların %60’ının şoför koltuğunda oldukları bir arabayı şarampole yuvarlamak, %46’sının aile üyelerini yaralamak ve %26’sının ise bir yabancıyı öldürmek şeklinde ifade ettikleri görüldü. Öte yandan 1998 yılında Journal of Sex Research‘de yayımlanan bir araştırmada ise; istenmeyen düşünce deneyimlerini, erkek ve kadınların %6’sı hayvanlarla ya da çeşitli nesnelerle cinsel etkileşime girmek şeklinde belirtirken; erkeklerin %19’u ve kadınların %7’si pedofil davranışları; erkeklerin %38’i ve kadınların %22’si ise bir başka yetişkini kendileriyle seks yapmaya zorlamak şeklinde belirttiği görüldü.

Eğer ki; kişi, bu tarz düşünceleri iğrenç bulmaz, bu düşüncelerinden kaçmaya, onları bastırmaya ya da bu düşünceleri tetikleyen durumlardan kaçınmaya çalışmaz ve onları düşünmekte bir sakınca görmezse; işte tam burada endişelenmek gerekiyor. Çünkü çocuklar hakkında böylesi iğrenç cinsel düşüncelerden rahatsızlık duymayan birisi, potansiyel olarak bir cinsel saldırgandır.

İstenmeyen bu düşüncelerin neden aklımıza geldiği sorusu henüz tam olarak cevaplanabilmiş değil. 1999 yılında Research and Therapy‘de yayımlanan bir araştırma, bu düşüncelerin beyin fırtınasını kolaylaştırarak problem çözmede yardımcı olduğunu ileri sürüyor. Fakat, bu düşüncelerin sıklıkla neden şiddet ya da cinsel içerikli olduğu ise hâlâ tam olarak bilinmiyor. Evrimsel bir psikolog; cinayeti, spesifik adaptif problemlere bir çözüm olarak tasarlamamıza neden olan beynimizin özelleşmiş yerleşik psikolojik devreler barındırdığını ileri sürüyor. Bununla birlikte, ataerkilliğin kadına yönelik düşmanca cinsel düşünceleri teşvik etmesi gibi kültürel tartışmalar da yapılabilir.

Öte yandan, bu alanda yapılan çalışmaların bazı sınırlılıkları da bulunuyor. Örneğin, araştırmaların büyük çoğunluğu üniversite öğrencileriyle yapılmış olmasından kaynaklı, eksik bir kavrayış elde etmemize neden oluyor. Fakat istenmeyen düşüncelerin son derece yaygın deneyimler olduğunu biliyoruz. Peki insanlar bu düşüncelerinden dolayı cezalandırılmalı mı?

Zihnin Cezalandırılması Mı?

Düşünce suçu diye bir suç, her ne kadar ülkemiz için geçerli olmasa da dünyanın pek çok ülkesinde cezaya tabi tutulamıyor. Ancak ironik bir biçimde, yukarıda bahsedilen istenmeyen düşüncelerin eyleme döküldüğü örneklerin pek çoğu ülkemizde de cezaya tabi tutulmuyor. Olması gerekenden yola çıkarak; düşünceler bir başkasına zarar vermediği sürece cezalandırılamaz.

Dahası, her uygunsuz düşünceyi suçlarsak; bütün insanlar suçlu olacak ve hayatlarının çoğunu birbirlerini cezalandırmayla geçirecekti.

Ancak ifade edilen düşünceler için yasal koruma diye bir şey bulunmuyor. İfade etme, “açık ve mevcut bir tehlike” yaratma ve başkalarına zarar verme potansiyeline sahip olarak görülüyor. Yani, açıkça reddettiğiniz, rahatsız edici bulduğunuz istenmeyen bir düşünceyi açıklamanızın sonucunda, bu durumun kendinize zarar vermesi muhtemeldir.

İnsan doğası ve sosyal medya, istenmeyen düşünceleri açıklamayı tehlikeli bir girişim haline getirmiştir. Çünkü sosyal statü, insanlar için olağanüstü bir biçimde önemlidir ve kendi baskınlığımızı artırıp, başkalarınınkini azaltma çabası içerisindeyizdir. Bu yönüyle de, sosyal medya baskınlık konusundaki bir düzenleme için son derece iyi işleyen bir mekanizma sağlar. Bu mekanizma, bireyin düşüncelerinin herkese açık bir biçimde değerlendirilmesine ve başkalarının çektiği acılardan haz duymanın tetiklenmesine olanak sağlar.

Esasında bu durum, doğru kullanıldığında, gücünü kötüye kullananları aşağı çekmek için işe yarar bir yöntemdir. Ancak, kişinin ifadelerini kasıtlı bir biçimde çarpıtarak, bir sosyal medya linci provokasyonu örgütleyen, hatta bu saldırı ve linç kültürünü gündelik hayatın da içine dahil eden kötü niyetli kişiler için de aşağılık bir fırsat teşkil eder.

Gerçekler yer altına saklanmaya çalışılır. Yüzeye çıkan ise; insani değerlerden tamamen yoksun; nefreti diline, eline ve yüzünün çirkinliğine yansımış ilkel bir toplamın alçak saldırısıdır. Bu da hem bireyler için hem de toplum için son derece tehlikelidir.

Konuşulmaz Olanın Tehlikeleri

İstenmeyen düşüncelere sahip olmanın anormal olduğu fikrinin kendisi, insanların mental sağlığına zarar verebilir. Çünkü düşüncelerimiz hakkındaki düşüncelerimiz mental sağlığımızı etkiliyor. Aklınıza ne geldiğine dair mükemmel bir kontrol sahibi olmanız gerektiğini düşünüyorsanız, istenmeyen bir düşünce aklınıza geldiğinde kendiniz hakkında kötü düşünmeniz son derece olasıdır. Bu da mental sağlık problemlerinin ortaya çıkmasının tetikleyicisi olabilir.

Eğer ki; istenmeyen düşüncelerinizden sorumlu olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu düşüncelerin karakteriniz hakkında bir şeyler ima ettiklerini düşünüyorsanız ve eğer onlar için endişelenip kendinizi cezalandırırsanız, bunun zihinsel sağlığınız üzerinde olumsuz etkileri olabilir. 2014 yılında Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders’da yayımlanan bir araştırmada, bu durumun obsesif-kompulsif bozukluğun (OKB) belirtisi olan daha sık ve rahatsız edici istenmeyen düşüncelere yol açabileceği ortaya koyuldu.

Öte yandan insanların büyük çoğunluğunda böylesi düşünce deneyimlerinin bulunduğunu bilmemek de, onlarla başa çıkmaya çalışmamak da problemlidir. Bu, örneğin birisine zarar vermeyle ilgili istenmeyen bir müdahaleci düşünceye sahip olmanın, aslında bunu yapmanın muhtemel olduğu anlamına geldiğine yanlış şekilde inanmanıza neden olabilir. Bu duruma “düşünce-eylem kaynaşması” denir ve obsesif-kompulsif bozukluk gelişimiyle ilişkilidir.

Peki gerçek için güvenli alanı nasıl yaratacağız? İnsanları, durum hakkında zor konuşmalar yapmaya çalışan diğerlerine karşı daha şefkatli bir duruş sergilemeye nasıl teşvik edebiliriz? Sosyal öğrenme teorisi, bunu kendimiz için modellemek için insanlara ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Ancak, bunun, sosyal medya çağında insan doğasının telafi edici güçlerinin üstesinden gelip gelemeyeceği henüz belli değil. 

Kaynak ve İleri Okuma

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (1 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

  • Mustafa Tomas 25 Nisan 2019 - 02:32
  • Güzel bir yazı olmuş, buna benzer bir şeyi daha önce de uzman tvdeki masturbasyon videolarındaki uzman söylüyordu, bunun bilincinde olunca daha doğru hareket ediyorsunuz ve psikolojiniz bozulmuyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv