2016’da Öne Çıkan 16 Bilimsel Gelişme

Bilimde çok önemli gelişmelere sahiplik eden bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2016 yılı “zaman sahipliği” yaptığı bilimsel gelişmelerle hafızalarımızdaki yerini şimdiden sağlama alarak veda ediyor bi..
Görsel Telif:

Bilimde çok önemli gelişmelere sahiplik eden bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2016 yılı “zaman sahipliği” yaptığı bilimsel gelişmelerle hafızalarımızdaki yerini şimdiden sağlama alarak veda ediyor bizlere.

2016 yılı elbette ki bu sayfalara sığdıramayacağımız kadar fazla bilimsel gelişmenin insanlıkla tanıştığı bir yıl oldu.

Bizler de Bilimfili ailesi olarak bu haberleri ve daha nicelerini sizlerle ilk paylaşma onuruna sahip olduk. Gelin geride bıraktığımız bu yılın yankı uyandıran 16 bilimsel haberine hep birlikte bir göz atalım.

Yaşanan tüm gelişmelere bu listede maalesef yer veremedik fakat 2016 yılının bütün bilimsel gelişmelerine “son gelişmeler” kısmından ulaşabilirsiniz.

Keyifli okumalar…

 

1- Kütleçekim Dalgaları İlk Kez Gözlendi

Albert Einstein’ın yaklaşık 100 yıl önce varlığını öne sürdüğü kütleçekim dalgalarının gerçekliği keşfedildi. Araştırmacılar, bu yıl, uzay zamanda saptanması zor olan dalgacıkları sonunda saptayabildi. Artık, toplamda üç kütleçekimsel dalga olduğunu böylelikle kanıtlamış olduk. Dalganın kaynağı olarak 1.3 milyar ışık yılı ötede, her biri yaklaşık 150 kilometre çapta ve 30 güneş kütlesine sahip iki kara delik olarak belirlendi. Öyle ki, ışık hızının yaklaşık yarısı hızla birbirlerine “giren” bu kara deliklerin uzay-zamanda yaptığı değişiklik LIGO’nun hassas algılayıcılarını bir proton çapının binde biri mesafeyle hareket ettirdiler ve LIGO bunu algıladı!

2- Reçine İçinde İyi Biçimde Korunmuş Bir Dinozor Kuyruğu Keşfedildi

Amber ya da daha çok reçine olarak bildiğimiz madde altın rengi güzelliğinden ve içine hapsettiği canlı (çoğunlukla yumuşak doku ile birlikte), cansız tüm varlıklara milyonlarca yıl bozunmadan kalabilecekleri bir ev sahipliği yapmasından dolayı çok iyi bilinmekte ve takının dışında bilim dünyasında da yoğun ilgi görmektedir. Şimdi, bunun son derece büyük önem arz eden örneklerinden birinin daha ortaya çıkmasına tanıklık ediyoruz: Myanmar’da bir pazarda diğer reçine topları ile birlikte bulunan örneğin içinde çok nadir bulunacak bir hazinenin yattığı keşfedildi.

Yaklaşık 99 milyon yıl önce yaşamış olan iki ayaklı küçük bir dinozora ait olan tüylü kuyruğun ince-uzun bir parçasını barındıran reçinenin, çok büyük olasılıkla beraberinde barındırdığı detaylı bilgiler bilim dünyasını da oldukça heyecanlandırdı.

Bu tüyden yeni bir dinozor yapılacağından değil elbette, ancak; üç boyutlu olarak ilk kez bir dinozor tüyünün gerçek hali ile görülmesine olanak veren keşif sayesinde, tüylerin ortaya çıkışını ve erken dönem evrimini incelemek daha mümkün hale gelecektir.

3- NASA’nın Juno Uzay Aracı Yolculuğunu Tamamladı

NASA’ya ait mürettebatsız uzay aracı; Juno, 5 Temmuz 2016 günü sabaha karşı 5 yıl süren 2.8 milyar kilometrelik yolculuğunun sonuna geldi ve bugüne kadar Jüpiter gezegenine hiç yaklaşılmadığı kadar yakın bir pozisyona geldi.
NASATV’den canlı olarak yayımlanan bu süreç NASA tarafından da anlık olarak takip ve kontrol edildi. Juno, Jüpiter’e yaklaştıkça, dev gezegenin devasa yer çekimi, Juno’nun 240.000 kilometre/saat hıza kadar hızını artırmasına sebep olurken, bu durum; Juno’nun insan yapımı en yüksek hıza ulaşan nesne olmasını sağladı.
Temelde gezegenin kökeni ve evriminin incelenmesini hedefleyen Juno görevi boyunca şu sorulara cevaplar aranacak : Gezegenin devasa manyetik alanının kaynağı nedir? Yüzey çizgileri ve türbülanslı rüzgarlar ne kadar (sırasıyla yere ve göğe göre) ne kadar derinden başlıyor? Yüzeyde gördüğümüz olaylar, gezegenin derinlerindeki yapılar ile ne kadar ilişkili ve bu ilişkiler nedir? Bu gaz devinin katı, taşsı bir çekirdeği var mı?

4- Periyodik Cetvelin 7. Sırası Doldu

Japonya’daki RIKEN çalışma grubu tarafından keşfedilen 113 atom numarasına sahip element Nihonyum ismiyle periyodik cetvelde yerini alırken, Rusya’dan bir ve ABD’den 2 laboratuvarın oluşturduğu ortak çalışma grubu tarafından keşfedilen 115 atom numaralı Moskovyum ve 117 atom numaralı Tenesin ve Rus ve ABD’den birer laboratuvarın birlikte keşfettiği 118 protonlu oganezon, temel kimya açısından itibarlı cetvelin 7. sırasının diğer sakinleri olacaklar. Keşfedilen bu dört yeni elementle birlikte periyodik cetvelin 7. sırası da tamamlanmış oldu.

5- Dünyanın En Dayanıklı Canlısı Tardigrad’ın Sırrı Çözüldü

Tardigradlar, bilinen diğer adlarıyla su ayıları veya yosun domuzları, dünya genelindeki yosun gibi yaşam ortamlarında, küçük su birikintilerinde yaşayan sekiz bacaklı minik canlılardır ve olağanüstü hayatta kalma becerileriyle meşhurdurlar.
Uzay boşluğunda hayatta kalabilir, mutlak sıfır noktasına (-273,15 °C veya kısaca 0 °K) yakın bir derece ile 100 °C aralığındaki sıcaklıklara dayanabilir, en derin okyanusun dibindeki basınçtan 6 kat daha büyük basınçlara karşı direnebilir, susuzluğa dayanabilir ve yıllarca donmuş durumda kaldıktan sonra bile hayatlarına devam edebilir. Ayrıca gezegen üzerindeki diğer canlılar için öldürücü olabilecek kadar büyük miktarlardaki radyasyona karşı da direnebilir.
Bu radyasyon korunmasının nedeni, DNA’yı bir şekilde radyasyonun verdiği hasardan koruyabilen, zaman içerisinde geliştirdikleri ilginç bir koruyucu proteinden kaynaklanmakta. “Damage supressor”’ün (anlamı: hasar baskılayıcı) kısaltması olan Dsup adındaki bu protein, DNA’yı fiziksel olarak sarıp, hasara karşı etrafında bir koza örüyor ve bunu da DNA’nın normal işlevlerini bozmadan yerine getirdiği keşfedildi.

6- 1.7 Milyon Yıl Önceye Ait Bir Kemikte Kanser Vakası Bulundu

Güney Afrika’da ortaya çıkarılan antik insan akrabasına ait fosilleşmiş bir ayak parmağı; insanlığın en az 1.7 milyon yıldır kanser ile savaştığını ortaya koyuyor.
Fosil, oldukça tehlikeli bir kanser türü olan osteosarkom (habis bir kemik tümörü) işaretleri taşıyor. Bu da demek oluyor ki bütün kanser türleri modern yaşama ait vakalar değil, bazı kanser tetikleyicileri evrimsel geçmişimizde kendine yer edinmiş.
Şimdiye kadar bulunmuş en eski iyi huylu kemik tümörü örneği yaklaşık 120.000 yıl önceye ait bir fosilde keşfedilmişti, ancak bu yeni çalışma ile en eski kaydın yaklaşık 1.98 yıl önceye ait olduğu güncellemesi yapıldı.

7- En Yakın Yıldızın Yaşanabilir Bölgesinde Gezegen Bulundu

ESO (European Southern Observatory) teleskoplarını ve diğer tesisleri kullanan gökbilimciler, Güneş’ten sonra Dünya’ya en yakın yıldız olan Proxima Centauri’nin yörüngesinde dolanan bir gezegene dair oldukça güçlü kanıtlar elde ettiler. Uzun süredir aranan Proxima b adlı dünya, soğuk kırmızı ev sahibi yıldızının etrafındaki bir turunu 11 günde tamamlıyor, gezegenin yüzey sıcaklığı ise suyun sıvı halde kalabilmesini sağlıyor. Bu kayalık dünya Yeryüzü’nden biraz daha büyük ve bize en yakın ötegezegen — bu sayede burası Güneş Sistemi dışında yaşam barındırabilecek en yakın yer olabilir. Bu önemli gelişmeyi aktaran çalışma Nature dergisinde 25 Ağustos 2016 tarihinde yayımlandı.

8- Mitokondri Bulundurmayan İlk Ökaryot Hücre Keşfedildi

Tüm hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve birçok mikroskobik canlı ökaryot hücrelerden oluşur. Ökaryot hücre tipi ise diğer bir hücre tipi olan prokaryot hücre tipinden, zarlı organeller bulundurması bakımından ayrılmaktadır. Mitokondri, lizozom, hücre çekirdeği ve kloroplast bunlardan yalnızca birkaç tanesidir.
Bitki, hayvan ve mantar hücreleri bahsi geçen tüm zarlı organelleri ortak olarak bulundurmazlar. Hayvan hücrelerinde örneğin; bitkilerde bulunan kloroplast organeli bulunmaz. Buna karşılık mitokondrinin tüm ökaryot hücrelerde ortak olarak bulunduğunu düşünülürken, yeni bir araştırmada mitokondrisi olmayan ilk ökaryot canlı keşfedildi.
Mitokondri olmadan yaşamayacaklarını düşündüğümüz ökaryot hücreler ve ökaryot hücrelerden oluşan canlılar açısından bakıldığında keşfin önemi daha iyi anlaşılabilir.
Bu yönden ökaryot hücrelerin bir anlamda imzası olduğunu düşündüğümüz bu organelin, aslında sanıldığı kadar zorunlu olmayabileceği görülmüş oldu. Daha önceleri de araştırılan “mitokondrisiz ökaryot hücrelerin varlığı” konusu için bugüne kadar başarılı bir örnek bulunamamıştı.

9- Philae ile İletişim Koptu

10 yıldan fazla bir süredir uzay boyunca sürdürdüğü 510 milyon kilometrelik macerasının ardından zıpkın sistemi bozulan Philae, kuyruklu yıldız yüzeyine çarparak iniş yapabildi. Kuyruklu yıldızın yüzeyine indiğinde ayaklarını yüzeye sabitleyemeyen Philae, iki kez uzaya geri zıpladı ve planlanan asıl hedef noktasından 1 km kadar uzaklıkta durdu. İniş yaptığı bölgenin gölge bir yer olmasından kaynaklı olarak güneş pillerini yeterince şarj edemedi.
Durumu daha da kötü yapan ise; iniş yapılan bölgedeki sıcaklık; geceleri 180 dereceye kadar düşüyordu ve bu sıcaklık da; Philae’nin dizaynı için uygun sıcaklığın çok çok altında idi.
Yeterince ışık alamaması ve sıcaklığın düşmesi uzay aracının sistemlerini yavaş yavaş bozmaya başladı. Ve Philae araştırmacılarla olan bağlantısını kaybetmeye başladı.

10- Dinozor Bacakları İlk Kez Tavuk Embriyolarında Geliştirildi

66 milyon yıl önce, dinozorların çağı dramatik bir biçimde özellikle dev bir asteroidin çarpma etkisiyle yok oluşların artması sonucu kapandı. Elbette dinozor türlerinin tamamı yok olmadı ve hayatta kalmayı başaran türlerden bugünün kuşlarına kadar gelen evrimsel süreç işlemeye devam etti.
Bilim insanları, bu süreç boyunca dinozorlarla kuşlar arasında görülen anatomik farklılıkları dikkatli biçimde analiz ederek haritalamaya çalışıyorlar. Bunu yapmanın da en geçerli yollarından birisi ‘ters evrim’i (reverse evolution) işleterek bugün yaşayan canlı türlerinde genetik modifikasyonlar gerçekleştirerek, eski anatomik özellikleri ortaya çıkarmaktır. Bu mantık ile hareket eden bir araştırma ekibi, tavuk embriyolarında ‘dinozor bacakları’ geliştirmeyi başardı ve bulgularını Evolution dergisinde yayımladı.

11- Mars’ta Bulunan Bor Suda Çözünmüş Olabilir


NASA tarafından 6 Kasım 2011 tarihinde Atlas V541 roketi ile fırlatılan ve 6 Ağustos 2012’de Mars’a inen “The Curiosity” (Türkçe “Merak”) adlı robottan yeni bir keşif haberi geldi: Kızıl gezegenin yüzeyinde bor var! Buharlaşmış suyun kimyasal imzası olarak görülen borun bulunması, Mars’ta uzun süre boyunca yaşamı destekleyebilecek yapıda kalmış yeraltı sularının varolmuş olabileceğine işaret ediyor.

12- Yeraltında İki Milyar Yıllık Su Bulundu


Kanada’da bulunan bir madenin derinliklerinde çalışan araştırmacılar, yaklaşık 2 milyar yaşında su örneklerine rastladı. Böylece şimdiye dek Dünya’da bulunan en eski su rekoru 500 milyon yıl daha geri çekilmiş oldu. Toronto Üniversitesi bilimcilerinden oluşan ekibin bulguları, geçtiğimiz haftalarda San Francisco’da yapılan Amerikan Jeofizik Birliği’nin Güz Toplantısı’nda yerbilimci Barbara Sherwood Lollar tarafından sunuldu.
Bilimciler, yeryüzünün çok derinlerinde, normalde “su tablası” olarak bilinen yüzeyden yalıtılmış durumda bulunan sular olduğunu uzun süredir biliyor. Milyarlarca yıldır el değmeden kalmış olan bu sular hakkında daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmacılar, maden şirketleri ile çalışıyor. Madenciler daha derinlere indikçe, bilim ekipleri de daha derin su kaynaklarına erişme şansı buluyor.

13- En Uzun Atalarımızdan Birisine Ait, 3.7 Milyon Yıllık Ayak İzi Fosili Bulundu


İnsanımsılara ait ayak izi bulguları, milyonlarca yıl önce yaşamış türlerin vücut ölçülerinin belirlenebilmesi ve insanımsılardan modern insana evrim konusunda daha açık çıkarımlar yapılabilmesi açısından oldukça önemli. Tanzanya’daki yeni ayak izi bulguları da insanın evrimi ile alakalı yeni içgörü kazanılmasını sağlayacak olmasının yanında bu ayak izini bıraktığı düşünülen türün vücut ölçüleri ile ilgili önermelerde bulunulabilmesini sağlıyor.
Bu ayak izleri üzerinden yapılan önermeye göre insan öncesi türler daha önce düşünüldüğünden çok daha uzun olabilirler. Yapılan ölçümlere göre, ayak izlerinin her birinin uzunluğu yaklaşık 26 santimetre. Bu ölçümler temel alındığında da, bu izleri bırakmış türün uzunluğunun kabaca 165 santimetre olması ve ağırlığının da yaklaşık 45 kilogram olması gerekiyor.

14- DNA Onarımına Yardım Eden Proteinin Yapısı Çözüldü


New York’ta bulunan Icahn Tıp Okulu’ndan (ISMMS) araştırmacılar, hasarlı hücresel DNA’nın kendisini onarmasında kilit rol oynayan bir proteinin üç boyutlu yapısını çözdü. İlgililer, bu proteinin kimyasal yapısını bilmenin, kansere karşı yeni ilaçlar tasarlaması konusunda yardımı olabileceğini belirtiyor.
Science Advances dergisinde yayımlanan çalışmada, işlevi 2013 yılında keşfedilen PrimPol proteinin alışılmadık konfigürasyonu, iki yıl boyunca yapılan araştırmaların sonucunda deşifre edildi. Hücrelerdeki normal onarım proteinleri DNA’nın çoğunlukla kemoterapi ilaçlarının neden olduğu hasarlı bölümlerine rastladığında PrimPol proteini kullanılıyor. Bu protein, DNA replikasyonunu (eşlenmesi/ kopyalanması) kurtarmak için hasarı pas geçebiliyor.

15- Havadan, Temiz İçme Suyu Üreten Cihaz Geliştirildi

 Çocuklar, gezegenin su döngüsünü öğrendiklerinde onlara basit bir kavram öğretiliyor: atmosferimiz, etrafımızda gördüğümüz sıvı su hacimlerinden buharlaşmış olan su buharı ile doludur. Buharın sıcaklığı yeterince düşük olduğunda, tekrar su haline döner.
Bu buharın mevcudiyeti, yaz aylarında soğuk suyun bulunduğu bardaklarda su damlacıklarının toplandığı zaman ve klima tesisatları alttan geçen masum insanların üzerine su damlattığı zaman özellikle daha belirgin hale gelir.

16- Grafen İçerisinde “Yapay Atomlar” Oluşturuldu


Küçük bir kuantum hapishanesi içinde olduklarında, elektronlar serbest uzaydaki akranlarına kıyasla oldukça farklı davranışlar sergiliyorlar. Tıpkı bir atomun içerisindeki elektronlar gibi, belirli enerji seviyelerinde bulunuyorlar. Bu nedenle böylesi elektron hapishaneleri “yapay atomlar” olarak adlandırılıyor. Yapay atomlar, örneğin kuantum hesaplama gibi pek çok uygulamada kullanılabilecek, bildiğimiz atomların ötesinde özellikler sergileyebiliyorlar. Bu tür ek özellikler, karbon materyali olan grafen içerisinde oluşturulan yapay atomlarda gözlemlendi. Avusturya’daki TU Wien, Almanya’daki RWTH Aachen ve İngiltere’deki Manchaster Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının iş birliğiyle gerçekleştirilmiş çalışmanın sonuçları, Nano Letters dergisinde yayımlandı.


Bu içerik BilimFili.com yazarı tarafından oluşturulmuştur. BilimFili.com`un belirtmiş olduğu “Kullanım İzinleri”ne bağlı kalmak kaydıyla kullanabilirsiniz.

 

Etiket
  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol
Yorum Yap (0 )

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bağış Yap, Destek Ol!
Projelerimizde bize destek olmak isterseniz,
Patreon üzerinden
bütçenizi zorlamayacak şekilde aylık veya tek seferlik bağışta bulunabilirsiniz.
E-Bülten Üyeliği
Duyurulardan e-posta ile
haberdar olmak istiyorum.
Reklam Reklam Ver
Arşiv